Ejderhanızı neden terbiye edemezsiniz ya da editörleri kim düzeltecek?

Mesut Varlık’ın editörlüğe dair yazdığı yazıdan yola çıkan Can Kantarcı, editör-yazar-eser ilişkisini sorguluyor...

09 Mart 2020 12:18

Ejderhayı herhangi bir yaratı olarak düşünelim. Ortaya çıkan hemen her yaratının da düzenlenmeye, sunulacak hale getirilmeye ihtiyacı olduğunu aklımızda bulunduralım – dünya da dâhil [1]. Ve bu yaratıların bir terbiyeye de ihtiyacı olduğunu unutmayalım. Buradaki terbiye ise, eğitim ve görgüden ziyade, tıpkı bir yemeğin terbiyesi gibi, ona koyu bir yumuşaklık kazandırmak ve lezzetini iyice ortaya çıkarmak olsun.

İşte yazar kendi yaratısını, metnini ortaya çıkarırken, tam da o ortaya çıkarma eylemi nedeniyle, kelimeler ve cümlelerden oluşan bir yaratı-k-ın, bir ejderhanın sırtında bulur kendini. Ve yazar dikkatini toplamazsa, ki bu dikkati bir arada tutmak hiç kolay değildir, yarattığı ejderha bir anda başını ona çevirir, bakışlarıyla yakalar onu ve büyüsü altına alıverir. Artık ejderhanın yazarı bir anda çok uzaklara savurması an meselesidir.

Bu noktada, eğer şanslıysa-k, bir editör devreye girer.

Editör sırf yaratılmış olmaktan kaynaklanan gizemini her fırsatta kendine kalkan yapmaya çalışan bu yaratıya belli bir mesafeden bakma yetisine sahip; ejderhanın büyüklüğünü, anatomisini, güçlü ve güçsüz yönlerini görebilen kimsedir. Editör, hem bakışlarını ejderhanın gözlerinden kaçırmamakla hem de o bakışlardan büyülenmemekle yükümlüdür. Bu iddia ve sorumlulukla orada bulunur. Başka bir deyişle, yazarın metindeki niyetini anlayan, niyetin muhteşemliğinde kendini kaybetmeyen, ortaya çıkan ürünün niyete sadakatini doğrulayan ve bu sadakatin metnin bütün bedeninde sürmesini müdahaleleriyle, ufak dokunuşlarıyla sağlayan kişidir.

Kelimeler ve sözcüklerden oluşan ejderha, kendi kusursuzluğunda ısrarcıdır. Onun ne eksiği vardır ne de fazlası. Asla da olamaz. Çünkü o böyle yaratılmıştır. Aksini söylemeye kalkanın alevlerce yok edilmesi gerekir. O sırada efsunlanmış duran yazar da bu duruma ses çıkarmaz, çıkaramaz, hatta onay verir: Elbette ki onun yarattığı ejderhanın dediği doğrudur. Editör burada çok ama çok ince bir hatta yol almak zorundadır: Ne ejderhanın kontrolden çıkmasına yol açmalı ne kendi yaratısına tutulmuş yazarı kaybetmeli ne de kendi varoluş prensipleriyle ters düşerek görevinden kaçmalıdır. Kontrol altına alacağım derken ejderhayı fazla uysal bir ev kedisine çevirmeye de kalkmamalıdır.

Çevirmenin ejderhası ise farklı bir dildedir. Bir tercüman (targuman, traguman, dragoman), ansızın bir dragon karşısında bulur kendini. Bu yaratı başka bir dilin imkânlarıyla ortaya çıkmıştır, aralarındaki meseleyi bir şekilde halletmiş yazarı çoğunlukla ortalıkta olmayabilir. Dragonun karşısında dragomanın yapması gereken şey, bu yabancı dildeki yaratı-k-ın büyüsüne kapılmamak ve kendi dilinde yaratmakla yükümlü olduğu ejderhanın diğerini yutmasına engel olmaktır. Bu da çok zor bir denge işidir ve ister çevirmen olsun ister yüzyıllar önce yaşamış bir dragoman, bir noktada karşısına dikilecek iki ejderhanın birbirini yemesini engelleyecek bir editörün elini dostça tutmasına muhtaçtır.

Bazense, öyle anlar olur ki bir editör hem bir çevirmen olur hem de nispeten yeniyetme bir yazar. O zaman işler iyiden iyiye karışabilir. Ejderhanın kim olduğu, onu kimin yarattığı, kimin terbiye edeceği birbirine girebilir. İşte bu satırların yazarı da benzer durumdadır. Kendi ejderhalarıyla cebelleşirken bir yandan başkalarınınkinin terbiyesine yardımcı olmaya çalışmakta, birden çok dizgini elinde tutmaya uğraşmaktadır. Zaman zaman bu durumdan şikayet etse de, aslında bu yaratı süreçlerinin her birinden ayrı ayrı beslendiğini de gizliden gizliye bilmektedir. En nihayetinde, metin dediğimiz şey bizi bizden başka –zamansal, uzamsal– bizlere anlatabilmek için ortaya çıkardığımız bir yaratıdır ve onu terbiye ederken kişinin kendini de terbiye etmesi gerekir. Editör, yeteneği ve asıl olarak da tecrübesiyle, pek çok ejderha ile başa çıkmış, ruhlarını yok etmeden terbiyelerini vermeyi öğrenmiş kişidir. Ancak terzi ve söküğü meselesinde olduğu gibi, her editörün de bir editöre ihtiyacı vardır ve bu ihtiyacı asla görmezden gelmemelidir. Ve en başta dediğimiz gibi bu terbiye ille de eğitim ve görgü manasında değil, kendi tadını yumuşatmak, koyulaştırmak, iyice açığa çıkarmak manasında olabilir ve hatta olmalıdır.

 


[1]  “In the beginning God created the heaven and the earth. And the earth was without form, and void;”  (Genesis 1:1)  (“Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı. Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu;”)