DİĞER
"Derin devlet kokusu yayan bir faili meçhul cinayet, oğullarının adları birtakım rezaletlere karışan bazı devletlûlar ve bunları örtbas etme çabası, adliye vekilinin adliye üzerindeki “tazyik işaretleri”... Ve gazetecilerin daha demokratik bir basın kanunu beklentisi…"
"Logofet Fuad’ın Zabel Asadur, Sırpuhi Düsap ve Zabel Yesayan’ı Ermeniliğini silmeden Osmanlılıkla nitelemesi önemli bir nokta. II. Meşrutiyet sonrası Osmanlıcılığının tezahürlerinden biri. Demet dergisi okurlarıyla Ermeni kadın yazarlar arasında Osmanlılık ortaklığı kurulurken kız kardeşlik bağı da tesis edilmeye çalışılıyor."
“Bir deri fabrikasında amele hayatını görmek üzere gönderdiğimiz muharririn gördükleri: Yerde iki üç mezar, etrafında korkunç müteaffin bir koku; leş, ölü hamam otu, lağım, yün, barsak kokusu. Önümüzde sarı, sarı yüzlü bir adam..." Sözü edilen muharrir, Sait Faik'tir.
"Yazarımız, erkeklerin telli duvaklı gelin olduğu düğünlere katılıyor, kadınlarla erkeklerin birlikte yıkandıkları hamamlara gidiyor, misafirlerine kadınlarını ikram eden yerlilerin köylerine uğruyor, ‘vahşi dünya’ya yerleşip orada harem hayatı yaşayan beyaz erkeklerle karşılaşıyor, Japonya’da geyşaların arasında kalıyor, geleneksel ve coşkulu bir tür orji olan ‘kanana ayini’ni izliyor..."
1900'lerin başında çok satan romanı Zavallı Necdet ile ünlenmiş yazar Saffet Nezihi'nin romanını andıran acıklı sonu ve düşkünlüğü ile ölümünün gazete sütunlarında dramatize edilişi...
“Yerli ve yabancı birçok göz, bu kulenin 130 metro irtifaa yaslanan tepesinden güzel İstanbul’u, şuh Boğazı temaşa edip durmaktadır. Fakat kaç kişi o irtifaın önünde serilen muhteşem manzaradan dikkatini çekip de kulenin sessiz bir belâgatle takrir ettiği heyecanlı tarihe kulağını verir? Bizce zevk, bu kuleden on beş asrı ve o asırları dolduran inkılâbları seyretmektedir!..”
"Bin beş yüz yılı aşkın bir süredir Megali Ekklesia, Cami-i Ayasofya-i Kebir, Ayasofya Müzesi ve yeniden Ayasofya Cami olarak hizmet veren bu muazzam yapı hakkında yüzlerce kitapta binlerce sayfa yazılmış. Bunlardan sadece birkaç tanesine değinmekle yetineceğiz bu yazıda..."
"Kaptanzade Ali Rıza Bey, Osmanlı Devleti’nin yıkıldığı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulduğu süreçte büyük değişimler, dönüşümler yaşayan bir toplumun kendisine bir kimlik, bir ses arayan müziğini tanımak, anlamak için kulak vermemiz gereken bir isim."
İlk baskısı 50 kopya yapılan, on yıl sonra bütün dünyada yüz binlerce satan bir kitap ve daha 1950'lerin başında önce yerel sonra ulusal ölçekte çevreci organik tarım projelerine girişen "bitkilerin papası"... Hikâyenin bir de bitkilerle tedavi boyutu var!
Nâzım Hikmet, 3 Haziran 1963’te aramızdan ayrılmıştı. Yıllar boyu düzmece davalar ile sayısız gözaltılar, yıllar süren hapislik ve sürgünlerle geçen hayatında rahat yüzü görmemiş olan Nâzım Hikmet’i, ölüm yıldönümünde dergi sayfalarında kalmış bir kitap tanıtımı yazısı ile anıyoruz.
"Kadınlar Kulübü öfkesini hemcinslerinden çıkarttığı için eleştirilebilecek Nezihe Muhittin’in oyun yazarlığına dair elimizde kalan en önemli metin. Türk Kadını’nda olduğu gibi kendi tarihini ortaya koyuyor bu oyunla. İçindeki kargaşayı, ruhundaki isyanı, var olmaya, yeniden iktidarda olmaya açlığını anlatıyor bizlere."
Feridun Andaç'ın Yurdanur Salman ile 1994'te yaptığı, zamanında ancak bir kısmı basılmış olan söyleşinin tamamını, geçen hafta kaybettiğimiz Yurdanur Salman'ın anısına yayınlıyoruz.
Daha Fazla
© Tüm hakları saklıdır.
↑ Yukarı çık