18 Şubat 2022

Sahipsiz kentin ölüsü

Isparta'nın Yalvaç ilçesinde muhtaçlık parasıyla yaşayan bir Ramazan var mıydı, yok muydu? Aç mıydı, iki kap yemeğe muhtaç mıydı? Boş bir sobanın karşısında oturup üşümüş müydü?

Adı Ramazan Nazlı.

Isparta'nın Yalvaç ilçesinden.

Hani şu güller diyarı dedikleri toprakların, gül kokulu şehrinden.

Hani şu kirli siyaset yollarının, kokuşmuş nutuk meydanlarının gül kokulu sularıyla yıkandığı o güzel diyarından.

Açlık sınırının 4.433 TL olduğu ülkenin yurttaşıydı o.

Her yaşın ayrı bir güzelliği vardır, der ya insan...

Yetmişinde, 1.296 TL yaşlılık maaşıyla yaşıyordu Ramazan.

Kimsesizdi, üstelik kim'i de yoktu.

Tarihi Yalvaç ilçesinde, hüzünlü yalnızlığının kabuğundaydı.

Ne torpille işe girmek heveslisi yeğeni, ne de kamu kaynaklarıyla doktora yapacak çocuğu vardı.

İstediği tek şey, sıcak bir odada ona uzanacak şefkatli bir el, iki kap yemekten ibaretti.

Oysaki "demirin tuncuna, insanın piçine*" kalmıştı dünya.

İçinde, iki kap yiyecek olan sıcak bir ev ona nasip olmadı.

Yar ve yardımcısı olan da…

Aylardan şubattı.

Şubat, bir kentin makûs talihi olabilir miydi?

Şubat'ın başında kar yağdı Isparta'ya, tipi esti, kar yolları kesti. 

Ne Hasankeyf'i betona gömmek, ne Allianoi'i sular altında bırakmak çare olmamıştı karanlığa.

Elektrikler kesildi, sokaklar üşüdü birden, günlerce sahipsiz kaldı şehirler.

Yalvaç ilçesinde elektrik vardı, lâkin hava soğuktu, ayazdı, kardı.

Ramazan Nazlı'ya gelince; takati kalmamıştı dizlerinin, yaşlıydı Ramazan, kimsesi yoktu!

Sahipsizliğin kol gezdiği sokaklarda, saçaklarının buz tuttuğu bir diyarda, elektriği yüzde 127 zamlı faturalarda yalnızdı Ramazan.

Zamansa kötü zamandı.

Şehrin buza kestiği, korkunun korkuyu beklediği, ayazın etleri dişlediği zemheri bir zamandı.

Soğuk bir kentin yalnızlığında çaresizdi, evine kapandı Ramazan.

Kar yağmaya, tipi esmeye, şehirler üşümeye devam etti.

Kimseler bilemedi, evinde kaç gün, kaç gece aç kaldı Ramazan.

Komşuları günlerce göremedi onu, haber alamadı.

Hava soğuktu, belki de üşüdü Ramazan.

 

Isparta'ya kar yağmıştı.

Kar yağınca Isparta'nın gülleri üşümüştü.

Yalvaç ilçesinde hava soğuktu, pencerelerin yüzü büzüşmüştü.

Ne şenlikler görmüştü, ne düğünler, ne toylar; 800 yıllık Çınaraltı hiç bu kadar sessiz olmamıştı.

Isparta'nın Yalvaç ilçesinde muhtaçlık parasıyla yaşayan bir Ramazan var mıydı, yok muydu?

Aç mıydı, iki kap yemeğe muhtaç mıydı? 

Boş bir sobanın karşısında oturup üşümüş müydü?

Kirli yatağına girmiş, buz gibi soğukta etleri uyuş muydu?

Kolları sıcak düşlü sinsi bir uykunun koynuna yavaş yavaş sokulmuş muydu?

Haberleri var mıydı, Ankara'daki hayır hasenatçı beyler duymuş muydu?

Oğuz Boylarından Yalvaçlılar elleriyle yüzünü kapamış mıydı?

 

Dirisi hiç haber olmamıştı onun.

Lâkin ölüsünde haber değeri görüldü Ramazan'ın.

Ramazan'ı kim öldürmüştü? Ramazan nasıl ölmüştü, niye ölmüştü, ne zaman ölmüştü?..

Bir süre devam etti gitti tartışmalar.

Kimi donarak öldü, dedi onun için, kimi kriz geçirdi, kalbi yetmedi öldü...

Bir süre, elektrikler kesik miydi, değil miydi, tartışıldı. 

Akıl hastası olduğunu söyleyenler de oldu, ‘keyfine diyecek yoktu, üç öğün dışarıdan yemek yerdi' diyenler de…

Valinin hızına ise yetişmek mümkün olmadı, anında açıklama yaptı.

Bilgimiz yokmuş, basında çıkan cümle haberler yalanmış meğer!

Öyle açıkladı sayın vali!

Ve hatta elektrik akımı bile varmış, muhtaçlık maaşıyla geçinen Ramazan'ın evinde…

Üstelik soba da kuruluymuş; içinde odun olmasa bile...

Ne mutlu sana Ramazan, ne mutlu!

Vali konuşur da kaymakam hiç durur mu?

Hemen sıraya girdi kaymakam bey.

"Elektrikler hiç kesilmedi" dedi Yalvaç ilçesinde.

Kaymakamın ağzından öğrendik ki, donarak ölmek koca bir yalanmış meğer 1.296 lira muhtaçlık maaşıyla yaşayanlar ülkesinde. 

 

Son müjdeye gelince…

Son müjdeyi vermek elbette ki bakan beye nasip oldu:

Kameraların önüne geçti, kravatını düzeltti, bakışları afiliydi.

Böbürlene böbürlene açıkladı bakan;

"Isparta'da sayaçlar on gün geç okunacak." dedi!

Duydunuz mu Ispartalılar, Yalvaçlılar; elektrik sayaçlarınız on gün geç okunacakmış sizin! 

Ardından asıl bombayı patlattı bakan;

yüzde 127 zamlı elektrik faturaları bir ay ertelemeli olacakmış! 

Lütfunu, aynen böyle buyurdu bakan…

Müjdeyi duyunca, tarifsiz bir sevinç almış olmalı Yalvaçlıları, Ispartalıları.

Ne mutlu size, elektrik faturaları bir ay ertelemeli kentin insanları, ne mutlu size!

 

Ramazan Nazlı.

Hayattayken hep yaşıyormuş gibi yaptı.

Son yıllarında kimsesizdi.

Yüzde 127 zamlı elektrik faturasını görmeye ömrü yetti mi?

Yettiyse eğer, okuduğu fatura tutarı yaşlı yüreğine neler söyledi?

1.296 liralık yaşlılık maaşının geri kalanıyla elektrik faturasını ödedi mi, öğrenilemedi…

Evi güller ülkesinde, Yalvaç ilçesinin tam merkezindeydi. 

Üç gün kar yağdı; üç gün tipi esti, hava soğuktu, üç gün dona kesti.

Yalvaç ilçesinde bir Ramazan var mıydı? Sağ mıydı, yaşıyor muydu?

Kim bilir kaç gün, kaç gece daha geçti, yokluğu fark edilemedi.

21. yüzyılda, mis kokulu güllerin diyarında, süper iletişim çağında Ramazan'dan bir haber alamadı dünya!

 

Ramazan'ın evine günler sonra girdiler.

Cesedi, saçakları buz tutmuş binanın bir odasında, içi boş bir sobanın tam karşısında donmuş halde bulundu.

Giysileriyle sokulduğu yatağında, ebedi uykusundaydı!

Ecel, onun damarlarına sessiz, sakin, sinsi bir hoyratlıkla yavaş yavaş sokulmuştu. 

Ölüm haberi hızla yayıldı.

Hakkında çokça şeyler söylendi onun için.

Boy boy resimleri yayımlandı gazetelerde.

Ülkenin en büyük haber ajanslarında geçti adı.

Yaşamıyordu ama ünlüydü.

Otopsi raporunda donmaya bağlı kalp yetmezliği diyordu.

Yaşıyorken kim'i yoktu, lâkin yine de tanrısının şanslı kuluydu.

Ölüsüne belediye sahip çıktı.

Devletinin verdiği bir kefene sardılar onu, daracık bir tabuta koydular. 

Toprağa verilirken arkasından ağlayanı olmadı.

Mezarında bile üşüyordu.

Geride buruk bir hikâye bıraktı.

Sahipsiz kentin ölüsüydü şimdi o.



*Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık./Demirciler Çarşısı Cinayeti, Yaşar Kemal

Yazarın Diğer Yazıları

Bizi unutmayın!

Gazeteci, öğretmen Mehmet Şahin. Sesi hep kulaklarımdaydı, hiç gitmedi: “Gidiyorsunuz ama unutmayın bizi!” demişti

Hınç dolusunuz!

Tek bir gün hakarete, küfüre bulaşmazsa diliniz, sanki eksik kalacaksınız

Dar Hejîrokê / İncir Ağacı

Sahi, yasaklanan neydi? İncir ağacı mıydı, dağların inciri mi; yoksa dağlarda bir güzel mi?