01 Nisan 2020

Sosyal devletten "sosyal halk"a!..

Yıllardır dilinden düşürmediği "ekonomimiz güçlü" sözü, yardım çağrısıyla iflasını ilan ediyor. Yardım çağrısı aynı zamanda "devlette para yok" anlamı taşıyor

1870... Fransa, Avusturya ve Prusya’daki Alman prensliklerini birleştiren, büyük toprak sahibi, Schönhausen Kontu, Almanya’nın kurucusu, yeni Alman Devletinin ilk şansölyesi Otto von Bismark... Ekonomi tarihine, devlet anlayışına unutulmaz bir katkı sağlıyor, bir kavram getiriyor:

"Sosyal devlet..."

Nedir bu?

"Sosyal devlet insan onuruna yaraşır asgari yaşam seviyesi sağlamayı amaçlıyor. Çalışma, adil ücret, sosyal güvenlik, konut, eğitim, sağlık, vergi adaleti ile gelir ve servet arasındaki farkın azaltılmasını öngörüyor. Çalışanları korumayı hedefliyor. Yurttaşların sosyal ve ekonomik varlıklarını iyileştirmek üzere elindeki tüm imkanları seferber ediyor."

Tıpkı, bugün Koronavirüs'e karşı gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerin hepsinin yaptığı gibi. "Sosyal devletin" gereği olarak, hepsi bütün yurttaşlarına yardım elini uzatıyor, birkaç yüz milyar Avro ya da dolarlık paketler açıklıyor.

Anayasa Mahkemesi kararları

Sosyal devlet bizim anayasamızın başlangıç ilkelerinden biri. Türkiye "demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir" ilkesi...

Aynı ilke Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarında yer alıyor. Örneğin, Anayasa Mahkemesi’nin 27 Eylül 1967 tarihli 1967 / 29 sayılı kararında:

"Sosyal devlet bireylerin huzur ve refahını güvence altına alan, kişi ve toplum arasında denge kuran, emek ve sermaye ilişkilerini dengeli olarak düzenleyen, çalışanların insanca yaşaması için (...) ekonomik ve mali önlemlerle çalışanları koruyan, (...) milli gelirin adalete uygun biçimde dağılmasını sağlayıcı önlemler alan, adaletli bir hukuk düzeni kuran,  hukuka bağlı kararlılık içinde, gerçekçi bir özgürlük rejimini uygulayan devlet demektir."

Ya da yine Anayasa Mahkemesi’nin 26 Ekim 1988 tarih ve 1988 / 33 sayılı kararında:

"Sosyal devlet güçsüzleri güçlülüler karşısında koruyarak, gerçek eşitliği, yani sosyal adaleti ve dengeyi sağlamakla yükümlü devlet demektir". (Aktaran Prof. Dr. Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku Sitesi, 15 Kasım 2005).

AKP iktidarda bulunduğu 17 yıldır bu ilkelerin hangisini yerine getiriyor, hangisini?

Ve önceki akşam Tayyip Erdoğan Koronavirüs ile mücadele çerçevesinde "halka yaptığı yardım çağrısıyla", bırakın sosyal devlet ilkelerini yerine getirmeyi, tam tersine, "sosyal devletin çöktüğünü" ilan ediyor.

Herkesin aklına gelenler

Bu çağrıyla birlikte, herkesin aklına aynı konular geliyor:

- İşsizlik Fonu neden amacı dışında kullanılıyor?

- Merkez Bankası İhtiyat Akçesi'ne neden el atılıyor?

- Suriyelilere kırk milyar dolar harcarken, "bir kırk milyar dolar daha harcarız" diyerek, akla gelmeyecek bu kötü günler neden düşünülmüyor?

- Devlette olağanüstü savurganlık neden önlenmiyor?

- Saray’da verilen yemekler, törenler, geziler, günlük harcamaların eleştirilmesi karşısında, "itibardan tasarruf olmaz" diyerek, israf neden savunuluyor? Hatta, Cumhurbaşkanlığı resmi sitesinde böyle bir savunmayı yayınlama ihtiyacı neden hissediliyor?

- Kullanılmayan yollara, geçilmeyen köprülere açıktan para ödenerek, neden garanti veriliyor?

Bunların sonunda... "Halktan yardım çağrısı!.."

"Para istemek" iflasın ilanı

Erdoğan konuşmasında "ekonomi ile sağlık arasında sıkıştığını" belirten sözler söylüyor.

"Türkiye her hâl ve şart altında üretimine devam etmek, çarkların dönmesini sağlamak zorunda olan bir ülkedir."

Sokağa çıkma yasağını bu nedenle ilan etmiyor, edemiyor.

İlan etse, "çarklar" duruyor.

Etmese, "salgın artıyor".

Yıllardır dilinden düşürmediği "ekonomimiz güçlü" sözü, yardım çağrısıyla iflasını ilan ediyor.

Yardım çağrısı aynı zamanda "devlette para yok" anlamı taşıyor. Yok ki, halktan yardım istiyor.

Halka vereceği yerde, halktan istemek!..

Yardım çağrısı konuşmasında, her zamanki gibi, hamaset eksik değil:

"Virüse karşı duruşumuzu hiç bir hastalığın Türk Milletini durduramayacağı" ya da "hiç bir virüs milli beraberliğimizden daha güçlü değildir" cümleleri gibi. Hamaset, bu tür çağrılarda mutlaka yer alan ögelerden biri. Ne işe yarar, orası ayrı.

İki durumda da "vatandaş"

Çağrı çok dramatik. Bir başka tavsiye ile bütünleşiyor.

"Vatandaş kendi OHAL’ini ilan etsin!.."

Ve şimdi:

"Vatandaş kendi kendine yardım etsin!.."

Yani, virüse karşı da, ekonomik sıkıntıya karşı da, canını siper edecek olan "vatandaş"

Böylelikle "sosyal devletten sosyal vatandaşa" geliyoruz.

Virüse karşı "sosyal vatandaş" iki türlü:

1. Başkalarıyla "sosyal mesafeyi" korumak.

2. Kendi kendine yardım etmek!..

Bu konuda çok güzel bir sözümüz var.

"Kendisi muhtac-ı himmet bir dede / nerede kaldı gayrıya himmet ede."

"Himmet" yardım anlamında. Bir konuda yardım bekleyen, yardıma muhtaç bir kişinin, bırakın başkasına yardım etmesini, kendisinin yardıma muhtaç olduğuna anlatan bir söz.

Virüsle mücadelede geldiğimiz yer burasıdır!..

Yazarın Diğer Yazıları

Orman yangınları: AİHM'in yeni ilgisi

Her yaz mevsiminde olduğu gibi, bu yıl da ormanlar yine cayır cayır yanıyor. Son üç gündür Çanakkale, Diyarbakır ve Mardin'de orman yangınlarının feci örneklerini yaşıyoruz. Hayatlarını kaybeden insanlar, telef olan yüzlerce hayvan. Yangınların sebebi?.. Dikkatsizlik ya da bile bile!..

Erdoğan'ın ikinci yenilgisi: Kelebeğin ömrü

Gerilim ve sertlik siyasetinin mimarı Bahçeli'nin yumuşamaya darbesi Erdoğan'ı yolundan çeviriyor...

Erdoğan'ın zor tercihi: O dosya ile "yeni anayasa" hayali arasında 

Erdoğan - Bahçeli ittifakı bozulur mu?.. Bunu Erdoğan belirler. Ya Sinan Ateş dosyasında, Ayşe Ateş'e verdiği söz doğrultusunda sonuna kadar gider... Ya da o dosya, bazı zanlıları dışarıda bıraktığı söylenen iddianame ile sınırlı kalır