27 Şubat 2025 Türkiye’nin önemli tarihi günlerinden biri olarak anılacak. 22 Ekim 2024’te MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çağrısı ile başlayan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın da ‘bir süre bekledikten sonra sözlü olarak katıldığı süreç’, Abdullah Öcalan’ın ‘PKK’ye silah bırakma-örgütü feshetme çağrısı yapması’ ile yeni bir boyuta taşındı. Elbette Bahçeli’nin 2024 Ekim ayında yaptığı çağrı öncesinde ‘devletin’ başta istihbarat birimleri Öcalan ile görüşerek konuyu ‘liderlerin kamuoyunda konuşabilir’ bir aşamaya getirdiğini tahmin etmek güç değil. Bugün gelinen noktada Öcalan’ın yaptığı çağrı ile Türkiye’de ve başta Suriye sınırlar dışında Kürtlerle-Türkler arasında yeni bir sürecin en azından yürümeye başladığını söyleyebiliriz.
Öcalan’ın beklenen, elbette çok önemli olan ‘örgüte silah bırakma ve fesih’ çağrısı dışında okunan mektubun önemli kısımlarından biri şuydu:
“Aşırı milliyetçi savruluşunun zorunlu sonucu olan; ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültüralist çözümler, tarihsel toplum sosyolojisine cevap olamamaktadır.”
Öcalan bu cümlesiyle Türkiye’nin en önemli toplumsal korkularından ‘Sevr sendromu’nun da; yani bölünme endişesinin de bir şekilde sonunu getirme yolunda adım atmış da oldu. ‘Federasyon da idari özerklik de istenmediği’ açıklaması bu anlamda önemli.
Bununla birlikte ortaya çıkan yeni durumla ilgili; ‘otoriter ve güvenlikçi devlet yaklaşımının da’ elbette süreç içinde değişmesi beklenilir. Bunun ne şekilde olacağı görülecek. Açıklama ile ilgili detayları T24 YouTube’da Şirin Payzın ve konuklarla uzun uzun konuştuk. Elbette yazmaya konuşmaya devam edeceğiz.
Mektubun okunduğu toplantıda 2013 ile 2015 arasındaki çözüm süreçlerinden farklı bir gelişme yaşandı. Bu üç yılda 21 Mart’taki Nevruz’larda Öcalan’ın mektubu okunur ve biterdi. Bu kez mektubu Ahmet Türk Kürtçe ve Pervin Buldan Türkçe olarak okuduktan sonra, geçen çözüm sürecinde de bu kez de İmralı Heyeti’nin en önemli isimlerinden Sırrı Süreyya Önder, Öcalan’dan bir ‘notu’ paylaştı. Notta şöyle diyordu:
“Şüphesiz pratikte silahların bırakılması ve PKK’nın kendini feshi demokratik siyaset ve hukuki boyutun tanınmasını gerektirir.”
Bu notun yazılı metnin dışında ayrıca açıklanması çeşitli spekülasyonlara yol açtı.
‘Tam anlaşma olmadı mı’ başta pek çok iddia ortaya atıldı. Öcalan’ın mektubunun, el yazısı ile yazılmış halinin sosyal medyada paylaşılmaya başlanması, bunun altındaki tarihin 25 Şubat olması da çokça konuşuldu.
Durumu DEM Parti’den üst düzey bir yetkiliye sordum. Şu yanıtı aldım:
“Karşılıklı mutabakata çok önem veriyoruz. Birbirimize gol atmak gibi bir tutumumuz yok. Dolayısıyla not konusunda da bir mutabakat vardı.”
Aynı kaynağa soruyorum. Peki Öcalan bu not ile ne demek istedi:
“Öcalan en üst noktada bir irade beyanında bulundu. Bundan sonrası devletin atacağı adımlar da önemli. Etap etap gidecek ve sonucu güzel olacak bir geleceği umuyoruz.”
27 Şubat 2025. Türkiye için önemli bir gün. Süreçte Bahçeli’nin Türk milliyetçisi olarak alan açması ve arkasında durması önemli oldu-olacak. Elbette Erdoğan’ın da 8 Olağan Kongresi’nde söylediği gibi ‘bu adımların ardından demokrasi ve kalkınma alanında atılacak sürecin gelebileceğine dair’ sözleri ve tutumu. Hakan Fidan’dan İbrahim Kalın’a yaşanma olasılığı yükselen çözüm-barış sürecinin önde gelen isimler de var. Öte yandan bu sürecin toplumsallaşması için en önemli partilerden biri CHP. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in pozitif tavrı bilinse de arka arkaya gelen soruşturma, gözaltı, tutuklamalarla uğraşan CHP bu zorlu dönemde ne denli işin içinde olabilir? Meclis’in devrede olacağı, şeffaf ilerleyecek, eleştiri ve katkıların önemli olacağı günler… Oy almak ya da seçim kazanmaktan çok daha önemli yaşananlar-yaşanacaklar...