21 Şubat 2025
TÜSİAD Başkanı Orhan Turan (önde) ve TÜSİAD YİK Başkanı Ömer Aras (arkada)
TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan ve Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Ömer Aras’ın, Savcı'nın ifadesiyle “içeriği hakkında bilgi sahibi olmadıkları olaylara ilişkin yalnızca basından öğrendikleri bilgilerle dezenformasyon içerikli ifadeler kullandıklarını” öğrenince “hayırdır inşallah” dedim.
“Yurt dışı yasağı” koyan hâkim de kararının gerekçesinde şunu söylüyor:
“Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak amacıyla, Türkiye'nin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığıyla ilgili gerçeğe aykırı bilgileri kamu barışını bozmaya elverişli şekilde yaydıkları...”
Bunu da okuyunca Aras ve Turan “kulaktan dolma bilgilerle” ne demişler de “halk arasında korku ve panik yaratıp, Türkiye’nin kamu düzenini bozup, iç ve dış güvenliğini tehlikeye düşürmüşler” diye merak ettim.
Savcı ve hâkimin yapmadığı bir şeyi yaptım, yani oturdum konuşmaları başından sonuna kadar tekrar okudum.
Tırnak içindeki italikler konuşma ve sunumdan alıntılardır. Altlarındaki sorular bana ait.
“Bir büyükşehir belediye başkanı hakkında, yaptığı konuşmalar nedeniyle basın toplantısından dakikalar sonra soruşturmalar açılıyor. Bilirkişi görüşmesini yayınlayan gazeteciler gözaltına alınıyor, genel yayın yönetmeni tutuklanıyor.”
Yalan mı? Böyle olmadı mı? Adam daha kürsüden inmeden hakkında soruşturma başlatılmadı mı?
“Seçilmiş belediye başkanları görevden alınıyor yerlerine kayyum atanıyor. Bir siyasi parti lideri hakkında önce soruşturma başlatılıyor sonra farklı bir nedenle tutuklanıyor. Birçok sanatçının menajerliğini yapan bir iş kadını hakkında önce soruşturma başlatılıyor sonra farklı bir nedenle tutuklanıyor.”
Bunlardan hangisi “kulaktan dolma bilgi” merak ettim. Hepsi gözümüzün önünde olmadı mı?
“Tutukluluğun istisna değil, kural haline gelme sorunu çözülemiyor.”
Bu da mı gol değil hâkim bey?
“Yangın çıkabilir ama 78 kişi ölmez. Ölüyorsa nedeni usulüne uygun yapılmayan binalar ve denetimsizliktir. Çöken bir sistemdir.”
Bu sözlerin neresi halkı paniğe sevk ediyor?
“Kamunun da vatandaşlarla eşit düzeyde kemer sıkması şart. Devlet de bütçe disiplinine uymalı.”
Bu talep mi “acıttı”?
“Mehmet Şimşek’in politikalarına destek versek de her şeyin yolunda olduğunu söyleyemeyiz. Sanayici kan ağlıyor, ithalatın cazibesi artıyor. Bu ortamda işimizi nasıl devam ettireceğiz?”
Bu soruyu bile sormasınlar mı?
“Depremlerde, yangınlarda, iş kazalarında çok sayıda vatandaşımızı kaybediyoruz. Demek ki hata, suîistimal ve kayırmacılık çok yaygın.”
Evet, yaygın değil mi?
“Eleştirel ifadelere, habercilik faaliyetlerine açılan soruşturma haberleri sıklaştı. 10 küsur sene önceki olaylara şimdi yeni soruşturmalar açılıyor. Tutuklu milletvekillerine, siyasi parti liderlerine ve belediye başkanlarına sürekli yenileri ekleniyor.”
Eklenmiyor mu?
“Disiplinsizlik suçuyla teğmenler hakkında ihraç kararı alınıyor fakat kamuoyunda infial yaratan nice olayda ya suçlular bulunmuyor ya da kısa sürede serbest kalıyor. Kamuoyu vicdanında suç ve ceza arasında orantısızlık kanaati oluşuyor.”
Türkiye Cumhuriyeti, bir çadır devleti mi iki eleştiri yapıldı diye güvenliği tehlikeye düşüyor?
“Kadın cinayetlerinin de çocuk tacizlerinin de sonu gelmiyor. Biz niye bu hâle geldik? Hangisini ele alsak günlerce, belki de aylarca konuşmak gerekiyor. Tüm bu sorunların arkasında hukuka olan güvenin sarsılması var.”
Hukuka Güven Endeksi'nde 179 ülke içinde 142. sırada değil miyiz? Bunda Türk adliyesinin de rolü olduğu için mi kızıyorsunuz?
“Hukukun üstünlüğünü, hemen ve tam olarak tesis etmeden ne ekonomide ne toplumda ne iç ne de dış politikadaki sorunlar çözülebilir. Ayrıca toplumsal kutuplaşmanın yerini toplumsal uyuma bırakması, siyasette yumuşama ve siyasi alanın genişlemesi, sorunlarımızın çözümünü mutlaka kolaylaştıracaktır.”
Hukuk okumuş savcı ve hâkim, kutuplaşma ve kavga ile sorunlarımızın çözüleceğine mi inanıyorlar?
“Terör sorununun kalıcı olarak ortadan kalkması en büyük dileğimizdir ancak şunu da görelim. İzlenmekte olan sürecin başarısı ile hukuk devleti ve demokratik standartların iyileştirilmesi arasında birbirini besleyen karşılıklı bir etkileşim vardır. Biri olmadan diğeri eksiktir. Hukukun üstünlüğünü tesis edersek tüm sorunlarımızı konuşarak ortak akılla çözebiliriz.”
Savcı ve hâkim hukukun üstünlüğünün tesis edilmesine mi karşı?
“Sayın Bakan Mehmet Şimşek’in ekonomi programına destek veriyorsak da ekonomide her şeyin yolunda olduğunu söyleyemeyiz. Enflasyonla mücadelenin hızlanması gerekiyor. Artık daha hızlı netice almalıyız. Yoksa stres birikiyor. Enflasyonla mücadelenin maliyetine katlanmak zorlaşıyor hem girişimciler için hem çalışanlar için. Sanayici çok zorlanıyor. İhracatçı kan ağlıyor.”
Bunun neresi “kulaktan dolma bilgi?” Söyleyenler adı üzerinde “iş adamı!”
“İthalatın cazibesi artıyor. Rakiplerimizle nasıl rekabet edebiliriz? Verimlilik farkı bu makası kapamaya yeter mi? Bugün işimizi nasıl devam ettireceğiz? Çalışanlarımız ne olacak? Nüfus artış hızının dramatik biçimde azaldığının farkındayız. Peki, bunun verimlilikte çok daha büyük bir artışı gerektirdiğinin ne kadar farkındayız? Çalışan sayısı artmadan, nitelik yükselmeden, verimlilik hızlanmadan, katma değer artmadan nasıl büyüyeceğiz? Bunu açıklayan bir teori var mı?”
Bu sözlerde halk nasıl yanıltılmış olabilir? Ders kitaplarında yazıyor yahu!
“Hem sanayici mutsuz hem çalışanlar. Hem büyük işletmeler zorlanıyor hem KOBİ’ler. Hem batıdaki girişimciler yakınıyor hem doğudakiler. Peki, kimin yüzü gülüyor?”
Kimin yüzünün güldüğünü biliyoruz: Müteahhit çeteleri ve onlardan beslenen sistem.
“Kurallarımız vardır ama uymayan çoktur, yeterli denetim yoktur. Bu ölümlerin ana nedeni; sistem bozukluğudur. Maliyeti güvenliğin önüne koyan iş sahipleri, hak etmediği koltuğa oturan özel sektör iş insanları ve kamu yöneticileridir. Onların yarattığı ve uyguladığı sistemdir. Bu sistemin nasıl düzeleceği çok net bellidir. Sorumlular görevden ayrılmalı, hesap vermeli ve yerlerine yetkin kişiler gelmelidir.”
Şimdi anladım başta Erdoğan olmak üzere savcısının ve hâkiminin neye kızdıklarını.
“Sorumlular hesap vermeli” diyor çünkü.
Bu ülkede sorumlular, sorumsuzdur, hesap vermelerini istemek de en büyük suçtur.
“Yerlerine yetkin kişiler gelmeli” diyorsanız, “Erdoğan gitsin” demek istiyorsunuzdur.
Elleri kelepçeleyip, adliye koridorlarında suçlu gibi dolaştırmalarının asıl nedeni bu!
Mehmet Y. Yılmaz kimdir?Mehmet Yakup Yılmaz, 1956 yılında Malatya'da doğdu. İlkokulu Antalya Devrim İlkokulu'nda, orta okul ve liseyi parasız yatılı olarak Denizli Lisesi'nde okuduktan sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat ve Maliye Bölümü'nden 1977 yılında mezun oldu Gazeteciliğe SBF öğrencisi iken 1975 yılında Ankara'da Mehmet Ali Kışlalı yönetimindeki Yankı Dergisi'nde başladı. Derginin Yazı İşleri Müdürlüğü görevini bir süre yürüttü. 12 Eylül 1980 darbesi öncesinde Türk İş'e bağlı Yol İş Federasyonu ve YSE - İş sendikalarında basın müşaviri olarak görev yaptı, sendika gazetesi ve dergilerini yayınladı. Askerlik görevi Kara Harp Okulu'nda yapıldıktan sonra İstanbul Gelişim Yayınları'nda mesleğe geri döndü. Gelişim Yayınları'nda Erkekçe ve Bilim dergilerinin Genel Yayın Müdürü Yardımcılığı ve ardından Gelişim TV Dergisi Genel Yayın Yönetmenliği görevlerinde bulundu. 1985 yılında Hürriyet'e geçti ve Hürriyet Dergi Grubu'nu kurdu. Tempo, Blue Jean, Playmen gibi dergileri yayınlandı. Daha sonra Dönemli Yayıncılık Genel Müdürlüğü görevine getirildi. Ercan Arıklı ile birlikte Dönemli Yayıncılık'ın 1 Numara Yayıncılık'a dönüşmesi sırasında Genel Müdürlük görevini üstlendi. Aktüel, Cosmopolitan, Penthouse, Oya gibi dergilerin kurucu genel yayın müdürü oldu. Bugüne kadar 30'u aşkın derginin kuruculuğu yapıldı. 1995 yılı başında Posta gazetesini yayınladı. Aynı yıl sonunda Fanatik gazetesini, 1996 yılı sonunda ise Radikal gazetesini kurdu, genel yayın müdürlüğünü yürüttü. 2000 yılında Milliyet Gazetesi Genel Yayın Müdürlüğüne getirildi. Bu görevi 5,5 yıl sürdürdükten sonra Doğan Burda Dergi Grubu'nun CEO'luğu görevini üstlendi. 2005 yılından 2018 Eylül ayına kadar Hürriyet gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Ekim 2018'den itibaren T24'te yazmaya başladı. Gazete köşe yazılarından derlenen "Kırmızıyı Seçtim, Aşk Mavinin Altındaydı", "Benden Selam Söyleyin Bütün Aşklarıma", "Aşktan Sonra Hayat Var Mı", "Şaşırma Duygumu Kaybettim, Hükümsüzdür" isimli kitapları yayımlandı. "Aşk Herşeyi Affeder mi" isimli uzun hikâyesi kitap olarak yayınlandı. "Türkiye medyasında en çok yayın başlatan gazeteci" olan Mehmet Y. Yılmaz, güncel politik gelişmelerin yanı sıra, deneme tarzındaki yazıları ve futbol üzerine yaptığı yorumlarıyla da biliniyor. |
Bir kamu yöneticisinin kırmızı çizgisi Anayasa ve kanunlardır. Vali Bey’in kırmızı çizgisinin Erdoğan olması ilginç. Benim kendisine başka bir kırmızı çizgi önerim var
O kanuna göre böyle olmalı, Anayasa’ya göre şöyle olmalı, böyle delil mi olur, yaşasın hapse atmadılar, evden yargılayacaklar cart curt! Anayasa’sı seçilmiş yöneticisi tarafından iğdiş edilmiş, mahkemelerin bile Anayasa’ya, kanunlara uymak konusunda bir hassasiyet beslemediği bir ülkede yaşıyorum
Dedikodulardan iddia üretmelerine bakarak bu operasyonun amacının İmamoğlu'nun adaylığının önüne geçmek olduğunu anlıyoruz. Bu çorabı örmeselerdi ön seçime ilgi böyle olmayacaktı
© Tüm hakları saklıdır.