02 Mart 2020

Savaş değil barış, ölüm değil hayat, silah değil diplomasi...

Şehitlerin sorumlusu kim? Savaş değil barış isteyenler mi? Yoksa sen misin?

Savaşa karşıyım.
Karşı olduğum için de Suriye'de, Fırat'ın doğusuyla batısında yapılan askeri harekâtların hepsine hayır dedim.
2016 sonrasındaki Fırat Kalkanı'na da, Zeytin Dalı'na da (Afrin), Barış Pınarı'na da karşı çıktım.
Bugün de Bahar Kalkanı'na hayır diyorum.
Çünkü savaş değil barış istiyorum.
Çünkü silah değil diplomasi istiyorum.
Çünkü ölüm değil hayat istiyorum.
Çünkü savaş değil barış alanları genişlesin istiyorum.
Ve bütün ölenlere içim yanıyor.
Şehitler yüreğimi dağlıyor.
Şehit analarının çığlıkları yüreğimi kanatıyor.
Yaşamak için çoluk çocuk yollara düşen mültecilerin hallerini televizyonlarda gördükçe gözyaşlarımı tutamıyorum.
Her yandan yükselen savaş çığlıkları ya da ölüme çağrılar, ölüme güzellemeler karşısında hissettiğim çaresizlik iç dünyamı allak bullak ediyor.
Kaç yıldır hep aynı şeyleri söyledik.
Girme, orası tuzak dedik.
Macera dedik.
Bataklık dedik.
Yapma etme, Türkiye'nin de içi karışır dedik.
Güvenliği de kötüye gider, istikrarı da bozulur, ekonomisi de kötüler dedik.
Sürekli tekrarladık:
Silaha değil diplomasiye dayanan bir oyun planı lazım Türkiye'ye dedik.
"Barışı öngören kapsamlı bir oyun planı"nın altını çizdik. 
Yedi düvelle savaş politikası -ya da herkesle papaz olmak- Türkiye'yi tüketir, Türkiye'nin çıkmazlarını büyütür, yapma etme dedik.
Dinlemedin.
Savaş değil barış politikaları Türkiye'yi rahatlatır, ayrıca bölgedeki nüfuz alanını genişletir dedik.
Hiç kulak asmadın.
Bölge Kürtleriyle de barış yap dedik.
Şam'a da el uzat dedik.
Washington'la da, Moskova'yla da, Tahran'la da iyi geçin dedik.
İsrail'i de, Mısır'ı da, Suudi Arabistan'ı da karşına alma dedik.
Dinlemedin.
Dün Rusya'dan S-400'ler satın alındı, şimdi Amerika'dan Patriot füzelerinin peşindeyiz.
Yazık, gülünç oluyoruz.
Evet, taşlar baştan beri yanlış oynanıyor.
Türkiye öylesine bir bataklığa sürükleniyor ki, öylesine büyük provokasyonlara açık hale geliyor ki, Allah korusun demekten başka bir söz bulamıyorum.
Şu soruyu sormak zorundayız:
Hepimizin yüreğini dağlayan ölümlerin sorumlusu kim?
Şehitlerin sorumlusu kim?
Savaşa karşı çıkanlar mı?
Girme Suriye'ye diyenler mi?
Savaş değil barış isteyenler mi?
Yoksa sen misin?
Lütfen söyle.
Son söz:
Allah Türkiye'ye kolaylık versin.

İdlib'de yapılan hava saldırısında hayatını kaybeden Uzman Onbaşı Ahmet Alpaslan'ın cenazesinde Alpaslan'ın ağabeyi, "Ölmesin artık kimse, ölmesin yeter. Asker ölmesin artık, bir şeyler yapın, yeter" diyerek isyan etti

Dipnot:

Okurlarıma duyuru:
Bir ay önce ayağım kırıldı, ameliyat oldum ve yazılarıma ara verdim.
Bazı dostlar şaka
yollu dediler ki: "
Yoksa sen yazılarını elinle
yazmıyor musun?"
Ameliyat, ağrı kesici hap ve iğneler, ilaçlar kafamı toparlayıp yazı yazmamı engelledi.
İdlib, şehit haberleri derken kendimi zorladım, yukarıdaki yazı çıktı.
Seyrek de olsa yazılarıma devam edeceğim.
 

Yazarın Diğer Yazıları

Gazetecilerin adresleri, kapı numaraları bazı çetelere veriliyorsa...

Savunduğum ne kadar değer varsa çöküyor mu ya da çoktan çöktü mü?

Yazılarıma bir süre ara veriyorum

Okurlarımın bilgisine...

İngiliz basını çığlık çığlığa, ahmak milliyetçiliğe alkış tutuyor!

Avrupa, 20. yüzyılın başındaki gibi, yine o kanlı tuzağa mı düşecek, "benim milliyetçiliğim seninkinden daha güzel oyunu"na mı soyunacak yoksa?