08 Temmuz 2020

Suça değil suçluya bakan yargı

Yargının insan onuruna yönelik bu saldırı ve tehditleri cezasız bırakması, bu suçu işleyenlerde bir "cezasızlık rahatlığı" yaratıyor. Erkek saldırganlarla, iktidara yakın saldırganlar "nasıl olsa bize bir şey olmaz" düşüncesiyle çok daha rahat hareket ediyorlar

Adalet tanrıçasının gözleri neden bağlıdır?

Tarafsızlığını korumak, yargıladığı kişiyi görmemek için bağlıdır. Adalet suçluya değil suça bakar ve hükmünü öyle oluşturur. Yargıladığı kişinin kim olduğu önemli değildir. Onu görmez, ondan etkilenmez. Suçu işleyen kim olursa olsun o suçun hukuktaki cezası neyse ona hükmeder.

Adalet tanrıçasının elinde niye kılıç vardır?

Bir elinde kılıç taşıması, verdiği cezanın vatandaş üzerinde caydırıcı olmasını simgeler.

Ve diğer elindeki terazi….

Terazi de adaletin sembolüdür. Adaletin taraflardan birini kayırmadığını gösterir.

Bu simgelerin toplamı, bağımsız ve tarafsız yargıyı temsil eder.

Ancak yargı suça değil de suçluya bakarak hüküm kurarsa, bu sembollere aykırı davranmış olur.

Örneğin suçlu erkek diye onu kayırıyorsa veya suçlu iktidara yakın diye suçunu hafifletiyor veya görmemezlikten geliyorsa, orada adaletin terazisi şaşar.

İki karar

Son birkaç gün iki yargı kararı toplumda tepkilere neden oldu.

Bu kararlardan biri bir müdürün kadın personelini taciz eden sözleri ve el hareketiydi.

Müdürün, "maşallah fıstık gibisin" sözleri ve sözlerine eşlik eden el hareketi karşısında, kadın çalışan dava açmış ve müdürün ceza almasını sağlamıştı.

Ancak Yargıtay bu kararı bozdu.

Yüksek Mahkeme, müdürün hareketinin "taciz" değil, "babacan davranış" olarak niteledi!

Diğer karar ise toplumda tanınmış kadın gazeteci, sanatçı ve siyasetçilere sosyal medyadan yapılan "taviz ve tecavüz tehdidi"yle ilgiliydi.

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, gazeteci Nevşin Mengü, avukat Feyza Altun ve sanatçı Berna Laçin’e sosyal medyadan yapılan taciz ve tecavüz tehdidi soruşturuluyordu.

Savcılık sosyal medya mesajıyla yapılan bu saldırıda soruşturmaya gerek olmadığına karar verdi.

Gerekçesi, sosyal medyadan yapılan saldırı,  taciz ve tecavüz tehdidi değil, "kaba ve nazik olmayan söz"den ibaretti!

Oysa daha kısa süre Selahattin Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş’a ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kızı Esra Albayrak, eşi Berat Albayrak ve yeni doğmuş bebeklerine yine sosyal medyadan yapılan ahlaksız saldırı için toplumun bütün kesimleri ortak tepki göstermişlerdi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da bu saldırıya sert tepki göstermiş ve sosyal medyaya bir düzen getirilmesi için yasa çalışmalarına başlanmıştı.

Yine AK Parti bir süre önce Twitter adresinin yanına "yeşil balon" iliştirenlerle temiz sosyal medya iletişimi kuracaklarını ilân etmişti. İsminin yanına yeşil balon yerleştiren birçok kişi yine ahlaksız mesajlar atmaya başlayınca, iktidar partisi bu uygulamanın altında kaldı ve yeşil balon kampanyasını iptal etti.

Bu saldırıların yaygınlaştığı, sosyal medyayı düzene sokacak yasa çalışmasının tartışıldığı bir ortamda yargının açık saldırı sahiplerini ve tehditleri savuranları koruyan kararlar vermesi, bu tür uygunsuz davranışı teşvik edecek bir tutumdur.

Cezasızlık rahatlığı

Yargının insan onuruna yönelik bu saldırı ve tehditleri cezasız bırakması, bu suçu işleyenlerde bir "cezasızlık rahatlığı" yaratıyor.

Erkek saldırganlarla, iktidara yakın saldırganlar "nasıl olsa bize bir şey olmaz" düşüncesiyle çok daha rahat hareket ediyorlar.

Bu rahatlığı yargı kararları yaratıyor.

Yargı gözündeki bağı açmamalı, suçluya değil suça bakmalıdır.

ETİKETLER

Fikret Bila

Yazarın Diğer Yazıları

Doktorlara saldırmanın hafifliği

Can güvenliği olmayan doktor ne yapacak? Hastasına nasıl yaklaşacak, tıbbın yaşatamadığı vakalarda onu kim koruyacak? Masasının altına sopa mı saklayacak, levye mi bulunduracak, silah mı taşıyacak? Dövüş eğitimi mi alacak? Ne yapacak?

İyi Parti’nin yeri ve misyonu

Akşener’le, kamuoyunda ilgi uyandıran ve güven oluşturan bu kadroyla birlikte merkez sağın desteğini alabilirse, Türk siyasetinde iki kanattan birini oluşturmaya aday olabilir

Tarih bilgisi ve bilinci

Türkiye’nin tapu belgesi olan Lozan Antlaşması ise Atatürk ve İnönü’nün büyük zaferidir. Öyle, "Meis'i İtalyanlara vermişiz, onlar da Yunanistan'a vermiş. Yanı başımızda, vermişiz" diyecek bir antlaşma değildir