03 Kasım 2020

Kapalı kapılar arkasında Merkez Bankası (2): Kamu bankalarının döviz satışları

Merkez Bankası’nda gerilimlerle geçen ve kapalı kapılar ardında büyük mücadelelere sahne olan bir dönem kapanıyordu

Merkez Bankası’nın son 7 yılının hikâyesine dün Erdem Başçı’nın başkanlık dönemiyle başlamıştık. Bugün Murat Çetinkaya dönemi ile devam ediyoruz. Dünkü yazının girizgâhında yer alan 1970’li yılların sonuna da son bölümde, yani şimdiki Başkan Murat Uysal’a ayıracağım yazıda döneceğim.

* * *

2011 yılında Merkez Bankası başkanlığına getirilen Erdem Başçı'nın ilk yılında başkan yardımcılığına ilginç bir atama gerçekleştirilmişti. 2008 Krizi sonrasının ortamında finansal istikrar ve makro ihtiyati tedbirler öne çıkınca, Merkez Bankası’nın akademisyen ağırlıklı yönetim kadrosuna bankacılıkta deneyimli bir ismin atanmasına karar verilmiş, sektörden çeşitli adaylarla görüşülmüştü. Sonunda hem konvansiyonel bankalar hem katılım bankalarında üst düzey yöneticilik yapan Murat Çetinkaya’da karar kılınmıştı.

Çetinkaya, Başçı’dan farklı olarak döviz satışlarıyla kura müdahalenin sınırlı tutulması veya bundan vazgeçilmesi, para politikasının sadeleştirilmesi ve enflasyonla mücadelede yapısal sorunlara odaklanılmasını savunuyordu. Bu konularda Para Politikası Kurulu’nun diğer üyeleri Prof. Dr. Turalay Kenç ve Prof. Dr. Abdullah Yavaş ile ortak bir duruşa sahipti.

2016 yılına girildiğinde Merkez Bankası’nda Erdem Başçı döneminin sonu artık görünmüştü. 2015 Ocak ayındaki yüksek oranlı faiz artırımının Erdoğan’ı kızdırdığını daha önce görmüştük. Erdoğan'ın eleştirileri 2015'te Başçı’yı istifanın eşiğine kadar getirmişti. 2016 yılında Başçı'nın görev süresi doluyordu ve tekrar atanması beklenmiyordu.

İlginç nokta, dört başkan yardımcısından üçünün de görev sürelerinin 2016’da dolmasıydı. Genel beklenti, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Merkez Bankası yönetimini yenileme fırsatını kullanacağı yönündeydi.

Erdoğan-Davutoğlu çekişmesi

2016 baharındayız… Başçı'nın görev süresinin dolmasına çok kısa süre kalmış ama yeni Başkanın ismi henüz açıklanmamıştı. Rivayetlere göre Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başbakan Davutoğlu arasındaki gerilim bu konuya da yansıyor ve ortaya bir türlü bir uzlaşı çıkmıyordu. Sonunda Başkan Yardımcısı Murat Çetinkaya'nın Merkez Bankası Başkanlığa atanması konusunda mutabakat oluştu.

Sıra başkan yardımcılarının atamalarındaydı. Bu atamalar yeni başkan Çetinkaya ile Külliye arasında bilek güreşine neden olacaktı.

Külliye’nin önerdiği isimleri Çetinkaya (ve Mehmet Şimşek) kabul etmiyor, Çetinkaya'nın (ve Şimşek'in) önerileri ise Külliye’de takılıyordu. Sonunda bir orta yol bulunacak ama Çetinkaya üç yıllık başkanlık dönemi boyunca hiçbir zaman dört başkan yardımcısı ile çalışma imkanı bulamayacaktı; Külliye bir koltuğu hep boş bıraktı. Bu, bir tür cezalandırmaydı. Çetinkaya görevden ayrıldığında da başkan yardımcılığı koltuklarından biri boştu…

Döviz satışları bitiyor

Murat Çetinkaya Merkez Bankası başkanlığına atanır atanmaz, başkan yardımcılığı dönemindeki görüşlerine uygun adımları hızlı şekilde atmaya başlamıştı. 2013 yılı Haziran ayından beri devam eden günlük döviz satış ihaleleri Çetinkaya atandıktan yaklaşık bir hafta sonra, 28 Nisan 2016'da sonlandırıldı. Döviz satışı 2019’un ilk yarısına kadar tekrar gündeme gelmeyecekti.

Çetinkaya Nisan ayı sonunda gerçekleşen ilk Enflasyon Raporu toplantısında para politikasını sadeleştirme konusunda kararlı olduklarını net biçimde vurguladı.

Yeni başkanın attığı bir başka adım, Merkez Bankası bünyesinde "Yapısal Ekonomik Araştırmalar" birimi kurulmasıydı. Bu birime bağlı reel sektör izleme ekipleri oluşturuldu ve firma ziyaretleri ile sahadan bilgi toplanmaya başlandı. Amaç, Amerikan Merkez Bankası’nın "Bej Kitap"ına benzer bir raporun oluşturulmasıydı.

Çetinkaya bunları yaparken bir yandan da piyasa beklentisine uygun olarak faiz indirimine gitmiş, marjinal fonlama oranı Nisan ayında yüzde 10.5’tan yüzde 10’a çekilmişti.

Fakat bu dönemde İngiltere’deki Brexit referandumundan AB’den ayrılık kararı çıkması küresel piyasalarda yeni bir çalkantı yarattı. Bunu yurtiçinde FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişimi takip etti. Kasım ayında Amerika’da Trump sürpriz biçimde başkan seçilince piyasalarda oynaklık iyice arttı. Merkez Bankası 2016 yılının Kasım ayında faizi 50 baz puan artırdı. Bu, Ocak 2014'ten sonra yapılan ilk resmi faiz artırımıydı. Başçı’ya habersiz yaptığı faiz artırımı nedeniyle kızgın olan Erdoğan, yine rahatsız olacaktı

2017 başında OHAL ve jeopolitik gelişmeler küresel türbülansla birleşince oynaklık daha da arttı. Murat Çetinkaya yönetimindeki Merkez Bankası bu dönemde bankaları Geç Likidite Penceresi'nden fonlamaya başlamıştı. Daha önce sadeleşmeye vurgu yapmasına rağmen Çetinkaya neden bu yola gitmişti?

Bu dönemde iktidar döviz kaynağı temin edebilmek için Katar'la görüşüyordu. Çetinkaya bu kapsamdaki görüşmeler için gittiği Doha'dan Ankara'ya döndüğünde piyasada oynaklığın iyice arttığını görmüş ve Para Politikası Kurulu'nu olağanüstü toplantıya çağırmıştı. Ancak Kurul’da faiz artırımı konusunda görüş birliği yoktu. Üyelerden bazıları, yeni bir faiz artırımının darbe girişimi sonrası toparlanmakta zorluk çeken ekonomiye zarar vereceği düşüncesindeydi.

Çetinkaya bunun üzerine kişisel inisiyatifini kullanarak başkanın yetkisinde olan likidite araçlarına başvurmaya karar verdi. Fonlamanın geç likidite penceresinden yapılması kararı böyle alındı. Sonraki aylarda da (Mart ve Nisan 2017) faiz artırımları Geç Likidite Penceresi’nden gerçekleştirildi.

İktidar referandumu kazanmak için ekonomiye doping yapıyor

2017, başkanlık referandumu yılıydı. Kredi Garanti Fonu kanalıyla pompalanan çok yüksek miktardaki krediler ekonomik büyümenin yüzde 7’yi geçmesini sağlamıştı. Ama ekonomi aşırı ısınmış, dolarizasyon artmış ve dengeler bozulmuştu. Aralık 2017'de yapılan Para Politikası Kurulu toplantısında Merkez Bankası’nın borç verme faiz oranı yüzde 12,25’ten yüzde 12,75’e yükseltildi. Piyasa ve yabancı yatırımcılar, ekonominin aşırı ısınması nedeniyle politika faizinde daha sert bir artırım bekliyordu. Ama referandum ve 2018 haziranında yapılacak başkanlık ve milletvekili seçimleri buna engeldi. Çetinkaya, yeni bir artırımın tam da seçimler öncesinde Merkez Bankası’nı tartışmaların odağına sürüklemesinden çekiniyordu.

2018 yılına ekonomi yönetimi ile Murat Çetinkaya arasındaki politika farklılıklarından kaynaklanan gerilimin iyice gün yüzüne çıktığı bir ortamda girildi. 2018 yılının ocak ayındaki toplantıda para politikasının sadeleştirilmesi için tüm hazırlıklar yapılmıştı. Ancak Cumhurbaşkanlığı bir gece önce bunu öğrenmiş, üstelik Erdoğan’a yanlış bir şekilde Merkez Bankası’nın şok bir faiz artışına gideceği söylenmişti. Bu gelişme faiz politikasında sadeleşme kararının ertelenmesine yol açtı.

 Meşhur Londra toplantısı

2018 Haziranı’ndaki seçimi Erdoğan’ın kazanacağı belliydi ama Meclis çantada keklik görünmüyordu. İktidar, ekonominin doludizgin büyümesine ekmek su gibi ihtiyaç duyuyordu. Tam bu ortamda Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Londra’da yatırımcılarla meşhur toplantısı gerçekleşti. Erdoğan bu toplantıda yeni dönemde para politikasına daha fazla müdahil olacağını açıkladı. Yüksek faize karşı olduğunu da net bir dille anlattı

Erdoğan’ın açıklamaları dövizi ateşledi. Dolar 4.92 TL’yi görünce Merkez Bankası 23 Mayıs 2018 günü olağanüstü toplanarak 300 baz puanlık bir faiz artırımı yaptı. Bunu Haziran ayındaki 125 baz puanlık artırım izledi.

Para politikasında sadeleşme de nihayet ilan edilmiş ve 1 Haziran’dan itibaren uygulamaya geçilmişti.

Merkez Bankası’nın "başına buyruk" kararlarına Erdoğan'ın tepkisi sertti. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in başında olduğu ekonomi yönetimini açıktan eleştirmeye başlamıştı. Şimşek’in istifasını verdiği, Binali Yıldırım tarafından engellendiği söyleniyordu. Seçim sonrasındaki yeni dönemde Şimşek’in ekonomi yönetiminde yer almayacağı artık belli olmuştu.

Erdoğan 2018 Haziran seçimini Muharrem İnce karşısında rahat bir şekilde kazandı ama Meclis çoğunluğu MHP’nin desteğiyle kılpayı sağlanabildi. Seçimden sonra Mehmet Şimşek beklendiği gibi görevden ayrıldı ve ekonomi yönetimi Berat Albayrak’a emanet edildi. Kısa süre sonra da Amerika’yla Rahip Brunson krizi patladı. Bunun etkisiyle dolar kontrolden çıkacak ve bir kur krizi yaşanacaktı.

Merkez Bankası, kur krizini izlemekle yetindi. Rivayete göre ekonomi yönetiminde ciddi gerilimler ve tartışmalar yaşanıyordu. Son sözü faiz artışı yapılmayıp beklenmesi mesajı ileten Cumhurbaşkanı Erdoğan söylemişti

 Şok faiz artırımı nasıl yapıldı?

Külliye ile olan gerginliğe rağmen yeni başkan yardımcısı atamaları Çetinkaya’yı güçlendirmişti. Çetinkaya yaklaşık bir sene önce Merkez Bankası bünyesine Garanti BBVA kökenli Uğur Namık Küçük'ü Başkan Yardımcısı (ve Para Politikası Kurulu üyesi) olarak katmıştı. Kısa süre sonra da Berat Albayrak’a yakın olduğu iddia edilen Başkan Yardımcısı Erkan Kilimci beklenmedik biçimde istifa etmişti. Çetinkaya yola üç başkan yardımcısıyla devam ediyordu. Para Politikası Kurulu, ona yakın isimlerden oluşmuştu. Bu değişim etkisini 2018 yılı Eylül ayı Para Politikası Kurulu toplantısında gösterdi. Bu toplantıda politika faizi 625 baz puan artırılarak yüzde 24'e çıkarıldı.

Erdoğan bu kararla ilgili, "Şu an şahsen benim sabır safhamdır ve bu sabır bir yere kadar" demişti

Yüksek oranlı faiz artırımının etkisiyle dolar düştü. İktidar faiz indirimlerinin artık başlamasını istiyordu. Murat Çetinkaya yönetimi ise gerçek bir iyileşme görülmeden ve destekleyici bir ekonomik program olmadan adım atmanın çok riskli olacağı görüşündeydi.

2019 yılının başında Merkez Bankası-iktidar ayrımı iyice görünür hale gelmişti. Bakan Berat Albayrak kamu bankaları ile başlayıp özel bankaları da dahil ettiği süreçte kredi ve mevduat faizlerinde üst sınırlar oluşmasını sağlamıştı. Kredi ve mevduat faizleri fiilen düşmüştü. Bu, bir nevi alternatif para politikası uygulanması anlamına geliyordu.

2019 Mart’ındaki yerel seçimler öncesinde TL yeniden değer yitirmeye başladı. Seçim öncesinde sıkılaştırılan Swap limitleri ve benzeri adımlar da çözüm olamadı. İktidarın önceliği, yerel seçimler öncesinde doları dizginlemekti.

Kamu bankaları döviz satıyor, ipler kopuyor

İşte tam bu günlerde kamu bankalarının döviz satışları gündeme geldi. Merkez Bankası’nın rezervlerinin kamu bankaları üzerinden satılması için eski bir protokol devreye sokulmuştu. Bu, Merkez Bankası ve Hazine arasında dövizli işlemler ve ödemeler için yapılmış eski tarihli ve kısa bir protokoldü. Merkez Bankası bu protokol kapsamında Hazine’ye döviz işlemleri için kaynak aktarıyordu. Yerel seçimler öncesinde bu protokol dolara müdahale için kullanılmaya başlanmıştı. Hazine, somut bilgi vermeden Merkez Bankası’ndan döviz talep ediyor ve aktarılacak kaynağın kamu bankalarına transferini istiyordu. Kamu bankaları bu yoldan gelen dövizi kullarak doların değerini düşürmeye çalışıyordu.

İddiaya göre Murat Çetinkaya bu protokolün iptal veya değiştirilmesinin hukuken mümkün olup olmadığını araştırdı. Ama başaramadı. Çetinkaya ile iktidar arasındaki ipler artık tamamen kopmuştu.

Yerel seçimlerden sonra Çetinkaya'nın istifası gündeme getirildi. Eylül-Ekim aylarında enflasyonun tek haneye inmesi bekleniyordu. Temmuz’dan itibaren faiz indirimine gidilebileceği konusunda herkes hemfikirdi. Bir görüşe göre iktidar, enflasyon düşerken faizi indirme "şerefini" Çetinkaya’ya bırakmak istememişti. Zira "Bakın hem faizi indirdik, hem enflasyonu düşürdük. Yani haklı çıktık" demek istiyordu.

Çetinkaya istifayı kabul etmiyor, yeni başkan gaza basıyor

Merkez Bankası’nda gerilimlerle geçen ve kapalı kapılar ardında büyük mücadelelere sahne olan bir dönem kapanıyordu. Çetinkaya istifayı da, önerilen görevleri de kabul etmedi. Bunun üzerine görevden alındı. İktidar Merkez Bankası üzerinde tam ve sarsılmaz kontrolü sağlama şansını yakalamıştı. Üstelik enflasyon da düşüyordu. Yeni başkan Murat Uysal faiz indirimlerine başladı. Ama çok hızlı gidecek, bir yıldan kısa bir sürede yüzde 24’ten 8.25’e çekecek, bu da dengeleri yeniden bozacaktı.



PERŞEMBE: Merkez Bankası’nda Murat Uysal dönemi: 100 milyar doların üzerinde satış TL’yi ayakta tutmaya yetmiyor… Merkez Bankası koridorlarında sermaye kontrolü tartışmaları… "Aktif rasyosu"... Merkez Bankası’nın yedek akçesi Hazine’ye nasıl aktarıldı?... Ve 1970’lere flashback...

Yazarın Diğer Yazıları

Netaş ve Teletaş'ın yabancılara satışı Cumhuriyet tarihinin en büyük hatalarından biri miydi?

Sezgin Baran Korkmaz'dan Ziraat Bankası'nın Demirören kredisine, Türkiye'nin gündemi, bir an bile nefes alıp uzun vadeli meseleleri ele almaya imkan tanımıyor. Oysa bugünün sorunlarını çözmek için yapısal meseleleri tartışmak, onlara çözüm bulmak gerek. AKP iktidarının ekonomi politikalarına "AKP'nin müteahhitleri gidecek, muhalefetin müteahhitleri gelecek"ten öte bir alternatif geliştirmek için de bu şart

Dolardaki ani yükselişin 3 sebebi

Karşımızda küresel bir dalga var, FED'in faiz kararı doların sadece TL değil diğer dünya paraları karşısında da değer kazanmasına yol açtı

Bunca yoksulluğa rağmen AKP nasıl hâlâ yüzde 35 alıyor? Dünya Bankası'nın yanıtı

Dünya Bankası'na göre 2003 ile 2018 arasında Türkiye'de yoksulluk oranı yüzde 77 gerileyerek yüzde 37.5'ten yüzde 8.5'e düşmüş