10 Mayıs 2019

Korku-gerilim türünde modern bir zirve

Filmin meraklılarınca çok sevileceğini ve zaman içinde bir kült-film olacağını kestirmek yanlış olmaz

TEMİZLİKÇİ
X X X X
(The Cleaning Lady)

Yönetmen: Jon Knautz
Senaryo: Alexis Kendra, Jon Knautz
Görüntü: Joshua Allen
Müzik: Russ Howard 3
Oyuncular: Alexis Kendra, Stelio Savante, Rachel Alig, Elizabeth Sandy, Mykayla Sohn, JoAnne MacGrath/ Keri Marrone, Robert Hugh Starr, Carla Wynn, Mim Marie Cooper

Amerikan filmi

Temizlikçi görünürde mütevazi bir film. Ne ünlü bir yönetmeni, ne bilinen oyuncuları, ne de türünde (korku-gerilim) hemen görülür bir pırıltısı var

Buna karşılık filmin meraklılarınca çok sevileceğini ve zaman içinde bir kült-film olacağını kestirmek yanlış olmaz diye düşünüyorum.

Film önce bir imkânsız aşk hikâyesi olarak başlıyor. İşinde gücünde (estetik uzmanı) bir kadın, mutluluğu daldan dala konmakta bulmuştur. Uzun süredir hayatını bağladığı erkek ise ona uzun vadede beklediğini verecek gibi değildir; çünkü evli ve çocuk sahibidir. Bu arada kahramanımız Alice, ABD’de çok moda olduğu biçimde özel sorunlarını anlattığı psikolojik tedavi toplantılarına katılmaktadır (tıpkı Mom dizisinde olduğu gibi!). Ve orada tanıştığı, kendisini himayesi altına almış bir ‘sponsoru’ da vardır.

Bu sırada evin temizliği için gelen yüzü yaralı, sessiz-sedasız ve çekingen Shelly’yle tanışır. Ve inatçı sevgilisi Michael’dan kurtulma telaşı içinde, tüm sınıfsal farklara karşın ona açılır. Ama Shelly’nin yüz yaralarının çok daha derin biçimde ruhunda da var olduğunu fark etmekte gecikmeyecektir.

Onca yapay, abartılmış, yüzeysel ve biçimsel korku filminden, onca mekanik bebek, ruha giren şeytan, cisimleşmiş kötülük ya da duvarın ardındaki ceset filminden sonra, işte nihayet gerçek karakterlere, yaşanmışlık kokan dramlara ve etkileyici sürprizlere dayanan bir film. Öncelikle senaryosuyla seçkinleşen...

1979 doğumlu, Kanadalı, ardında 10 kısa ve dört uzun film bulunan Jon Knautz ve Alice rolündeki yazar-oyuncu-yapımcı Alexis Kendra’nın birlikte oluşturdukları metin, bence 90 dakika içinde birbirinden ilginç özellikle kadın portreleri yaratıyor: Elbette Shelly, ama annesi de... Elbette Alice, ama sevdiceğinin karısı da... Hatta kendi sponsor’u da...

Ve bu kadınlar dünyasında, hepsi yaralı, ayrıca birinin yaraları yüzüne vurmuş bu yarım düzine dişi, dayanılmaz acılarını bize de geçiriyorlar. Elbette korkularını da...

O mutsuz aileler, parçalanan evlilikler, hele hele o yürek yakan ana-kız ilişkisi de film için iyice acı bir sos olmuş desem... Bilmem abartmış olur muyum?

Ve film o kadar kanlı bıçaklı olmasa da, kimi sahnelerde gerçekten ürkütüyor ve tam bir dehşet duygusu yaratıyor. Shelly’nin ‘maske merakı’nın da akla korku türünün Fransa’dan çıkmış başyapıtı, Georges Franju imzalı Yüzü Olmayan Gözler’i (1959) getirdiğini söylemeliyim. (Bu önemli filmi “Sinemanın Hazineleri: 50 Unutulmaz Film”de anlatmıştım).

 Demek ki, türün meraklıları mutlaka görmeli.


YarIn: GÖLGE SAVAŞÇI

 

Yazarın Diğer Yazıları

Fatoş Güney'in anıları: Trajik hayatlara görkemli bir bakış

Daha 13 yaşındayken Hürriyet gazetesinde gördüğü bir haber: Yılmaz Güney adlı bir aktör tartışma sonucu müzisyen Alper ve ağabeyi İlhan'ı haşat etti. Alper onun sık sık gittiği Moda Deniz Kulübü'nde çalan Şerif Yüzbaşıoğlu orkestrasının bateristi değil mi? Ve Fatoş sormadan edemez: "Kim bu Yılmaz Güney denen serseri?"

Sanat tarihinin dramlarından süzülüp gelen film

Hikâye değişik ve zengin açılımlar içeriyor: zıt ve çelişkili yaşlar, dinler, sosyal konumlar, kültür düzeyleri. Bol insancıl malzeme, bol yaşam dersleri fırsatı, bol dram, hatta melodram... Peki film tüm bunları en iyi biçimde değerlendiriyor ve tüm beklentileri karşılıyor mu?

Trump'a artık "güle güle" derken...

Ne kadar kızıp sövsek de azından devasa kültürüyle hep izlediğimiz o dev ülke, sonunda başındaki o kaçıktan kurtulacak. Ve emin olun, en çok dengesizlerden çeken tüm dünya için bu çok daha iyi olacak.