28 Şubat 2020

Kara filmden has korkuya uzanan nefes kesici bir yapım

Kendi kimliğini ve kişiliğini bulmuş ve türün meraklılarını mest edebilecek bir yeni yaklaşım

GÖRÜNMEZ ADAM      

X  X  X  X

(The İnvisible Man)

Yönetim ve senaryo: Leigh Whannell 
Görüntü: Stefan Duscio
Müzik: Benjamin Wallfisch
Oyuncular: Elisabeth Moss, Aldis Hodge, Storm Reid, Oliver Jackson-Cohen, Harriet Dyer, Michael Dorman

Universal filmi.

The İnvisible Man-Görünmeyen Adam büyük İngiliz fantastik yazarı H. G.Wells'in ölümsüz bir karakteridir. 1933 yılında James Whale'in ünlü uyarlamasında, usta oyuncu Claude Rains'in katkısıyla o dönemin unutulmaz bilim-kurgusal masallarından birine dönüşmüştür: Frankenstein, Dracula, The Mummy-Ölmeyen Mumya gibi. Ve sonraları da birçok kez filme alınmıştır.

Yıllar sonra gelen aynı adlı (ama getirticisinin Görünmez Adam demeyi seçtiği) bu film, o romanın bir uyarlaması değil, hem de hiç değil. Ama kendi kimliğini ve kişiliğini bulmuş ve türün meraklılarını mest edebilecek bir yeni yaklaşım.

Öncelikle hikâye o karakter üzerine değil, onun eşi, büyük aşkı ve geçmeyen tutkusu Cecilia Kass üzerine kurulu. Koca Adrian Griffin ikinci planda kalıyor; hatta finale dek onu doğru dürüst göremiyoruz bile...

Her şey aşk yatağında uyuyan bir çiftle açılıyor. Cecilia usulca uyuyan erkeğinin kollarından sıyrılıyor, evin içinde hayalet gibi sessizce dolanıp hazırlanıyor. Ve ünlü bir bilim adamı, yaratıcı 'ışık uzmanı' olan o yakışıklı, ama baskıcı, otoriter, eski deyimiyle 'mütehakkim', kadını tümüyle dış dünyadan koparıp evine hapsetmiş adamdan, Adrian Griffin'den kaçıyor. Malikaneden indiği anayolda kızkardeşi Emily'nin kullandığı arabaya binerek...

Ama adam elbette onu bırakmayacaktır. Hele ondan ne olursa olsun bir çocuk edinme tutkusuyla... Gerçi bunu bilen ve istemeyen Cecilia uzun zamandır doğum kontrol hapları almaktadır. Ama Adrian şeytani zekasıyla bunu anlayıp o hapları değiştirir. Ve kadın -çok sonradan öğreneceği gibi- gebe kalır.

Ama arada çok önemli bir şey olur. Ve Adrian ölür; intihar ederek!.. Vasiyetleri arasında cesedinin yakılması ve Cecilia'ya bıraktığı bir küçük servet de vardır. Ama Cecilia bu mucizeye kolay kolay inanmaz. Zaman onu haklı çıkaracak gibidir.

Film önceleri korku değil, psikolojik bir gerilim, özgün bir kara film gibi başlıyor. Bu bir açıdan feminist bir yaklaşımdır; odak noktasına kadını koyarak; onu her şeyin merkezine yerleştirerek...

Gerçekten de, ilk yarıda korku değil gerilim egemendir ve çok iyi çizilmiş bir kadın portresinin, yaşadığı inanılmaz paranoya içinde ayakta ve hayatta kalmak için amansız uğraşı son derece göz yaşartıcı ve patetiktir.

Ama giderek korku ögeleri gelişiyor ve seyirciyi esir alıyor. Görünmez bir canavarın zavallı bir kadını sürekli korkunun, suçun ve cinayetlerin sorumlusu konumuna çekmesi; onu büyük yardımcısı, siyahi dev polis James ve kızına, hatta kendi kız kardeşine düşman kılması. Ve bunun için çağdaş teknolojinin imkanlarına sığınması... Hayal etmesi de, perdede gerçekleştirmesi de kolay olmayan şeyler. Ama çok da iyi yapılmış...

Ve film giderek sınırları aşıp gerçek gerçek fantastiğin ülkesine giriyor. Orada artık her şey özgürdür; yaşanan amansız mücadele içinde, görünmez adamın zaman zaman görünür hale gelmesi de... Ve bir kadının şeytana karşı bu korkunç savaşımı kazanmasının ipuçları da...

Evet, hayalgücü kadar teknolojiye de yaslanan, feminist yanını sağlam bir zemine oturtan, temposunu çok iyi kurmuş bir film bu... Arada kimi sahneler öylesine vurucu ki... Ama sözünü edemem, 'spoiler' olur!.. Doğrusu Stefan Duscio'nun enfes görüntüleri ve Benjamin Wallfisch'in müziği de anılmaya değer.

Oyuncularından da büyük destek alan bir film bu... Hepsi iyi de, özellikle Elisabeth Moss'a bittim. Oyunculuğunu birçok filmden zaten bilirdik. Ama tüm filmi taşıyan böylesine bir baş rol... Hem ürkek, hem  cesur... Hem itici, hem çekici... Hem kurban, hem cellat...

Elisabeth bu fırsatı iyi kullanmış ve unutulmaz bir portre çizmiş. Helal olsun!..


Not 1: Milliyet-Sanat'ın Mart sayısına yazdığım film, Federico Fellini'nin başyapıtı La Strada-Sonsuz Sokaklar. Anthony Quinn, Giulietta Masina ve Richard Basehart'la...

Not 2: 3 Mart Salı günü 17.00'de CEM TV'nin konuğu olacağım. 

Yazarın Diğer Yazıları

Bir sinema yazarının Koronavirüs günleri

Bu kitap neredeyse bitti. Hadi, şimdilik sizlere bir ön tüyo vereyim: 10 yılın 10 filmi

Muhterem Hanım: Muhteşem trajedilerin kadını

Talihsizlik onu son gününe dek izledi. Ölümü Koronavirüs faciasına denk geldi. Ve Muhterem hanımefendi, alelacele gömülüverdi. Gazetelerde yeterince duyurulamadan... Ve tüm Yeşilçam'ın, herkesin, hepimizin mutlaka katılacağı bir cenaze töreni düzenlenemeden...

Yaşadığımız şu tuhaf günlerden birkaç izlenim, birkaç gözlem

O özgürlük duygusu ve doğa sevgisi var ya... Başka şeylerin arasına sıkışmış. O da bize hükmediyor; eylemlerimizi etkiliyor