29 Mart 2019

En çok siyaset meraklıları ve de röntgenciler için!..

Ünlü İtalyan politikacısı Silvio Berlusconi’nin öyküsü...

    LORO     
X  X  X  ½

Yönetmen: Paolo Sorrentino
Senaryo: P.  Sorrentino, Umberto Contarello
Görüntü: Luca Bigazzi/ Müzik: Lele Marchitelli
Oyuncular: Toni Servillo, Elena Sofia Ricci, Riccardo Scamarcio, Kasia Smutniak, Eundice Axen, Giovanni Esposito

İtalyan filmi

 

Paolo Sorrentino (1970-   ) çağdaş İtalyan sinemasının en büyüklerinden. 1994’de başladığı sinemada yazar-yönetmen olarak 8 uzun film, kısa filmler ve TV yapımları var. En önemli filmleriyse 2008’lerden itibaren İl Divo, Olmak İstediğim Yer, Muhteşem Güzelik ve Gençlik sayılabilir. Hepsi de çağın gerçekleriyle süslü, ‘barok’ bir anlatımı birleştiren... Ve ona kimilerinin deyişiyle “çağın Fellini’si” unvanını getiren...

Bu yeni filmi aslında iki bölüm olarak çekilmiş: Loro 1 ve Loro 2 olarak... Ama sonra ikisi birleştirilip 145 dakikalık tek bir filme dönüştürülmüş: yabancı ülkelere satılmak ve 2018 Oscar’larına katılabilmek için... Biz bunu izliyoruz.

Film ünlü İtalyan politikacısı Silvio Berlusconi’nin öyküsünü anlatıyor. Bu sempatik Latin halkı her şeyi yetiştiriyor da, ciddi siyasetçi yetiştiremiyor. Faşizmin İtalyan şubesi Mussolini bile sonuç olarak komik, hatta grotesk biriydi. Nerede bir İtalyan Churchill’i, De Gaulle’u, Kennedy’si ya da Merkel’i!.. Berlusconi ise en çok Donald Trump’ı akla getiriyor. Bir tür Latin Trump’ı!..

Film önce Sergio adlı orta yaşlı, yakışıklı ve alabildiğine kurnaz bir iş adamını tanımamızla başlıyor. Sergio, bizlerin Pompei’nin Son Günleri, Roma İmparatorluğu’nun Çöküşü ve çok daha yakın dönemden La Dolce Vita- Tatlı Hayat gibi filmlerle tanıdığımız, atalarının o  sınırsız eğlence, cümbüş ve alem meraklarına güncel yanıtlar aramak için uğraşmaktadır: Emrindeki birkaç düzine ‘yollu’ dilberle, uyuşturucu alım-satımıyla  ve yarattığı dünyevi cennetlerle...

Ama asıl amacı Berlusconi’ye ulaşmak, ona ‘mal’ satmaktır: Bu kendine özgü siyasetçinin özelikle kadınlara, sekse, alemlere katılma merakına görkemli karşılıklar sunarak... Ve bunu da başarır. Özellikle Berlusconi’nin Sardunya adasındaki malikanesinin tam karşısındaki evde düzenlediği şamatalı, patırdılı, çılgın partilerle onun dikkatini çekerek!..

Berlusconi (filmde nedense bu ad kullanılmıyor, hep Silvio deniyor!) bir diktatör değil, hiç değil. O tipik bir iş adamı, bir yatırımcı, bir ‘epiküryen’ (keyif düşkünü).

70 yaşında, 20’lik kızların peşinde koşan bir şehvet meraklısı; 1.68 boyuyla bir kart palyaço... Aslında hep espri yapan, yumuşak, sevecen biri. 2000’lerde geçen öykü sırasında evli olduğu Veronica’dan (filmin en ilginç ilişkisi) boşanıp bir kez daha evlenen, toplam beş çocuk sahibi bir koca ve baba. Tam dört kez başbakanlık yaptığı halde kendini ciddiye almayan, örneğin bir konuşma için Birleşmiş Miletler’e gitmeyi reddeden biri. Sevgililerini milletvekili yapma merakıyla da ünlü!....

Ama İtalya komünizmin ve komünist partinin en güçlü olduğu Batı Avrupa ülkesi. O toplum böyle bir adamı hazmedebilir mi? Onun için bir çıkıyor, bir iniyor. Bir keresinde altı senatörü birden satın alıyor: Biraz da Sergio’nun katkısıyla... Ama iktidar geçicidir. Para ise kalır: Bugün için 7 milyar dolar olarak hesaplanan servetiyle...

Sonuç olarak film bol cinsellik soslu, sürekli kadın çıplaklığını sergileyen, eğlenceli ve gırgır bir seyirlik. Gösteri, müzik, şov yanı kusursuza yakın. Ancak dramatik dengesi biraz bozuk. Belki aslında iki bölümlük olmasından gelen bir kusuru var: Berlusconi ilk yarıda hemen hiç yok... Orada egemen olan Sergio karakteriyse ikinci yarıda yok, ancak en sonda çıkıyor. Bu durum akışı zedeliyor, film yer yer sıkıcılaşıyor.

Oyuncular çok iyiler. Berlusconi’de yönetmenin ‘yar-ü vefakârı’, tam beş filminde oynamış olan ilginç oyuncu Toni Servillo, tam anlamıyla döktürüyor. Veronica’da Elena Sofia Ricci bizlere görkemli bir kadın portresi çiziyor.  Bir aralar çok parlayan Riccardo Scamarcio ise Sergio’da güzel bir dönüş yapıyor.

Yorumlara açık finaliyle de dikkat çeken bu bir zamanlar “ülkesine rüya satmak isteyen adam”ın öyküsü, sonuç olarak en çok siyaset sevenler ve de röntgenciler için!...

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Oyumuzu kime vermeliyiz ve hangi nedenlerden?

“O gelirse, belki artık Gezi Parkı’nın ağaçları da rahat uyurlar. Kim bilir!”

İçerideki has yazarımız: Selahattin Demirtaş

Kürt dostlarımız... Sakın oyuna gelmeyin!....