08 Aralık 2022

Başyapıtın eşiğinden dönen ürpertici bir film

Tüm eleştirilerime rağmen, kesinlikle görülmesi ve üzerinde düşünülmesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum

KURAK GÜNLER

X X X ½

Yönetim ve senaryo: Emin Alper
Görüntü: Hristos Karamanis
Müzik: Stefan Will
Oyuncular: Selahattin Paşalı, Ekin Koç, Erol Babaoğlu, Hatice Aslan, Erdem Şenocak, Eylül Ersöz, Ali Seçkiner Alici, Selin Yeninci, Onur Gürçay, Nizam Namidar, Sinan Demirer, Görkem Upek, Enver Hüsrevoğlu, Mehmet Kervancı

Ay Yapım- Liman Film yapımı, 2022

Emin Alper kendi adıma yeni sinemacı kuşağının önde gelen, en beğendiğim yönetmenlerinden biri. Bu filmini görmekte belki geciktim: Cannes'dan başlayarak birçok festivalde gösterilen, Antalya'nın en beğenilen ve bol ödül alan filmi, öylesine bir birikim yaptı ki kafalarımızda... Belki psikolojik açıdan aşırı bir bekleyiş yaratarak... Belki o yüzden, elbette çok beğensem de olumsuz bulduğum şeyler de var.

Filmin açılışı tek sözcükle görkemli (eski dille muhteşem). Bu Anadolu kasabasında sokaklar boyu nefis bir kaydırma (traveling); ardından kalabalığın kovaladığı bir yaban domuzu; onun öldürülmesiyle oluşan ve kasabayı kateden bir 'kan yolu'... Tüyler ürperten bir sinema. Ve başlayan ilk bölüm: Ziyafet...

Bu öylesine bir bayramdır ki, ülkemizin en büyük zaaflarından birini oluşturur: silah taşımaya meraklı kalabalıkların ilk fırsatta topluca havaya ateş etmeyi bir gelenek haline getirdiği ve hâlâ bundan vazgeçmemiş olduğu bir toplum...

Küçük Baklaya kasabası da böylesine bir bayramı kutlar. Yeni atanan genç, saf ve masum yüzlü savcı Emre, buna karşı çıkar. Ve ilçede bir büyük 'havaya ateş' tartışması başlar. Yakında yerel seçimlere katılacak şimdiki başkan Selim'in yine aynı görevi halkından isteyeceği bir kasabada, elbette o halkın huyuna-suyuna gitmesi kaçınılmazdır. Böylece başta Selim ve avukat oğlu Şahin olmak üzere tüm kasaba erkanı, genç savcıya karşı mevzilenmeye başlar.

Burası tam bir Doğu taşrasıdır. Evleri, yolları, onları çevreleyen doğası, hemen yakınlardaki enfes sahiliyle... Ama ayrıca önlenemez kuraklığıyla, doğanın -eskiden veya günümüzde- toprakta açtığı obruk denen devasa çukurlarla... Arada genç devlet görevlisi Emre resmi arabasıyla sahile yüzmeye gider. Orada kısa mayosuyla yüzerken, yakışıklı ve seksi bir genç adam çıkagelir. eski belediye başkanının manevi oğlu, gazetecilik yapmaya çalışan Murat. Ki adı kasabada en azından 'biseksüel'e çıkmıştır: kadın-erkek demeden herkesle yattığı dedikodusuyla... Aralarında garip bir ilişki oluşur. Hele Murat onu mayo değiştirirken çırılçıplak yakalayınca... Ve tek başına buralara gelmemesini öğütleyince...

Orada filme bir boyut daha eklenir: derin Anadolu'da o bitmeyen cinsel açlık; kadınlara olduğu kadar erkeklere de yönelen cinsel şiddet... Tüm masumiyeti içinde savcı Emre, 'eril erotizm' denen şeyin çekiciliğine kapılmış gözükür. Hele o ilk ve uzun rakı sofrası deneyiminden pek bir şey hatırlamayınca... Ve Murat'la arasında geçenleri bir türlü gözünde somutlaştıramadığı ölçüde...

Benzer bir şey kadın olarak Pekmez'in de başına gelir: onca erkek arasında çalışan, boş vakitlerinde içki alemlerinde dans eden, gerektiğinde göbek atan deli-dolu ve güzel Pekmez... Onun en acımasız biçimde darp edilmesi ve ciddi biçimde yaralanması herkesi şoke edecektir. En çok da savcıyı... Ama araya başkanın oğlu Şahin olmak üzere sert erkekler takımı girecek ve bir soruşturmaya karşı direnecektir.

Tüm bunlar aslında filme birden çok kapı aralıyor. Ama Emin Alper bu kez nedense oldukça karmaşık, flu ve çok yönlü bir anlatım seçmiş. Birçok sahnenin gerçek mi, yoksa bir düş mü olduğu tam anlaşılamıyor. Filmde estetik bir anlatım seçilmiş: tüm o rakı sofraları, doğa veya kalabalık taşra sahneleri sinema açısından çok başarılı. Ama keşke biraz da akılcı ve açıklayıcı bir anlatıma yer verilebilseymiş...

Böylece film ilerliyor. 2. bölümü Soruşturma, 3. bölümü Yeni Gözaltılar, 4. ve son bölümü Seçimler olarak... Tüm bu ilerlemenin akisleri kasabanın yerel dergisinde açığa vuruluyor. Ama her şeyin giderek Emre'nin aleyhine dönüşmesiyle... Ve finalin onun için en korkunç biçimde yaklaşıyor görünmesiyle...

Sonunda o melek yüzlü devlet memuru, o kendi kimliğini bile tam olarak bilmeyen, sürekli arayış içindeki güzel insan, sanki bir 'halk düşmanı' oluyor. Bu da bence filmin beklenen -belki umut edilen demem daha doğru olurdu- finali değil. Sanki bir mucize olmalı ve iyiler kurtulmalıydı. Ama, bilinmez ki, belki son dakikada yine öyle olur!..

Elbette yine bir Emin Alper filmiyle karşı karşıyayız. İki kısa filmden sonra, 2012'den itibaren Tepenin Ardı, Abluka, Kız Kardeşler adlı, üçü de bence birer zirve olan filmlerini çeken yönetmen... 2021'de Baklaya adıyla giriştiği bu proje işte karşımızda. Ve belli ki bu onun en iddialı projesi...

Tüm eleştirilerime rağmen, kesinlikle görülmesi ve üzerinde düşünülmesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum. Hristos Karamanis'in görüntüleri, Stefan Will'in müziği, bu bir anlamda uluslararası projeye çok şey katıyor. Oyunculardaysa özellikle Selahattin Paşalı'nın Emre, Erol Babaoğlu'nun avukat Şakir, Ekin Koç'un gazeteci Murat, Erden Şenocak'ın dişçi Kemal, Eylül Ersöz'ün Pekmez olarak çizdikleri portreleri çok beğendiğimi de söylemeliyim. Hepsinin parlak gelecekleri olabilir.


Yarın: Her Şey Dahil

Sevgili dostlar,

Bu cumartesi 12.00'den itibaren önce konuşma, sonra Puslu Yayıncılık standında imzayla TÜYAP fuarında olacağım.

Yeni kitabım HEPSİ SENİN İÇİN (hikâyeler) de olacak.

Bekleriz...

Atilla Dorsay kimdir?

Atilla Dorsay 1939 İzmir, Karşıyaka'da doğdu. Çocukluğu zor savaş yıllarında geçti. O yıllardan her şeyin karneyle alındığını, radyolardan yayılan savaş haberlerini ve ilk sinema deneyimlerini oluşturan savaş üzerine filmleri hatırlıyor.

On yaşındayken ailesi sırf onu Galatasaray Lisesinde okutabilmek için İstanbul'la göç etti. Böylece Fransız kültürüyle yetişti.

Güzel Sanatlar Akademisi'nde (şimdiki Mimar Sinan Üniversitesi) mimarlık okudu. Hayatta her koşulda koruduğu estetik bakışını bu temele borçlu olduğunu söyler.

Rehberlik, gazetecilik ve eleştirmenlik yaptı.

1966 yılında başladığı Cumhuriyet gazetesindeki yazılarını 27 yıl boyunca sürdürdü.

Bu aralıkta Leman Dorsay'la evlendi. İki çocuk ve üç torunu oldu.

Sonraki yıllarda Cumhuriyet'ten kendi isteğiyle ayrıldı. Kısa bir süre için Milliyet'te devam eden ve hâlâ süren dergi yazarlığı yaptı.

Yeni Yüzyıl'da yepyeni bir gazeteyi yaratmanın keyfini yaşadı. Daha sonra Sabah gazetesinde devam etti. Buradan kendi deyimiyle "ilkesel bir tavırla" ayrıldı: Bir yazısında (Emek Yoksa Ben De Yokum) okuruna Emek sineması üzerine verdiği bir sözü tutmak için.

Atilla Dorsay, 2013 yılından beri "Özgür, serbest, hiçbir konu, yer ve zaman kısıtlamasına tabi olmadan... Ama artık maaşsız!.. Ve çok yakında tam on yılını dolduracak olan..." sözleriyle işaret ettiği T24'te yazıyor.

Atilla Dorsay'ın kültür-sanata dair birçok alanda çabaları oldu. İKSV'de çalışıp yıllar boyu İstanbul Sinema Festivali'nin kadrosunda yer aldı. Dünya çapında sayısız ünlüyü basın toplantılarında sundu, söyleşiler yaptı, fotoğraflarını çekti.

TRT'de hem haftalık müzik programları yaptı, hem de filmler sundu. Özellikle sinemanın 100. yılının kutlandığı 1995 yılı ve sonrasında sayısız klasiği Murat Özer, Alin Taşçıyan, Müjde Işıl gibi genç meslektaşlarıyla birlikte tanıttı.

Sinema Yazarları Derneği'ni (SİYAD) kurdu ve uzun yıllar başkanlığını yürüttü. Ödül gecelerini özenle seçilmiş sunucular ve müzisyenlerle sundu. Yine kendi sözleriyle; "zamanı geldiğinde tüm bu görevleri genç arkadaşlarına bırakmayı da ihmal etmedi".

Dorsay'ın en büyük üretimleri kitapları. 1970'lerden itibaren eleştirisini yazdığı tüm filmleri Türk ve yabancı sinema olarak tasnif ederek pek çok kitapta topladı. Bu kitaplar son 50 yılın bir dökümü niteliği taşıyor.

Aynı zamanda İstanbul, Beyoğlu, şehircilik; biyografiler (özellikle Türkan Şoray ve Yılmaz Güney), söyleşiler, seyahat notları, hikâye, hatta şiirler de yazdı.

Müzik merakını görkemli bir arşivle birlikte sunduğu bir eser yayımladı. Ne Şurup Şeker Şarkılardı Onlar adıyla yayımlanan bu kitap, 20. yüzyıl pop-müzik tarihini anlattıyor.

Kitaplarının sayısı şimdilerde 60'ı aştı, ama daha sayısız projesi var. Son olarak Tartışmalar, Polemikler, Kavgalar adı kitabı Eylül 2022'de okurla buluştu. Ardından daha birçoğu da gelecek. Kendisinin dediği gibi "Allah kısmet ederse!"...

Yazarın Diğer Yazıları

Bitmeyen bir fantastik serinin şimdilik son çıkışı

Bu son filmi belli bir ilgiyle seyrettimse de, öyle ayılıp bayılmadım

İmamoğlu'na karşı Kurum... Hiç şansı olabilir mi?

Ekrem İmamoğlu Haziran 2019'dan beri İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak çalışıyor. Ama ne çalışma... Kenti öylesine seviyor, biliyor ve anlıyor ki...

Yakın zamanda kaybettiğimiz dostlar için...

Üst üste ne kayıplar geldi... Elbette insan ömrü ebedi değil; eninde sonunda hepimiz öbür yana göçeceğiz. Sırası gelen gidecek... Yine de kimi kayıplar kolay kabul edilemiyor; üzüntünüz hemen geçmiyor. İşte bu son kayıplar üzerine naçizane birkaç sözüm...