03 Kasım 2019

Arnold dönüyor ve kadınlarla iş birliği yapıyor

Bir film boyunca onca teknolojinin ardına gizlenmiş olan geçmişi anmak, kimilerine iyi gelebilir. İsterseniz, bir deneyin!..

TERMİNATOR - KARA KADER
X X ½

Yönetmen: Tom Miller
Senaryo: David S. Gover, Justin Rhodes, Billy Ray
Görüntü: Ken Seng
Müzik: Junkie XL
Oyuncular: Mckenzie Davis, Natalia Reyes, Linda Hamilton, Arnold Schwarzenegger, Gabriel Luna, Diego Bonata, Ferran Fernandez, Tristan Ulloa

Fox-Warner Bros yapımı

Benim kuşak için elbette geriye gitmemek olanaksız... 80'lerde ABD damgalı fantastik sinema öylesine bir yükseliş göstermişti ki... Bilim-kurgusal masallar gemi azıya almış, hayal gücü büyük atılım yapmış, art arda ustalar ve de ilginç filmleri gelmişti. Elbette türün 'ciddi' başyapıtları, felsefi soslu zirveleri başkaydı: Kubrick veya Tarkovski filmleri gibi.

Ama James Cameron, Paul Verhoeven, Ridley Scott filmleri de pek güzeldi canım... Örneğin o ilk iki Terminator filmi: 1984 ve 1991'de çıkagelen... Ve onların tanıttığı o Alman kökenli, duvar suratlı, ama kale gibi adaleli bedeniyle Arnold Schwarzenegger. Öylesine yeteneksiz bir oyuncunun onca ün yapması şaşırtıcıydı. Ama öyle bir devirdi ki, fantastik egemenliğini ilan etmiş, kahramanlarını star yapmıştı. 2003'de gelen bir Terminatör 3- Makinelerin Yükselişi'yle devam ederek...

Bu kez bir dördüncü film geliyor. Ve ayni temaları yine karşımıza getiriyor. Mahşer gününü atlatmış dünyamız tam bir çöküş içindedir. Gelecekte insanlığı kurtarmak, tıpkı ilk filmde olduğu gibi, bir annenin henüz doğurmadığı çocuğunun ilerdeki başarısı olacaktır. Ama adı Sky-Net ya da Lejyon olan ölüm şebekesi bunu nasılsa öğrenir; o bebeğin doğumunu önlemek için onu annesiyle birlikte öldürmek amacıyla yine bir Terminator'u, yani bir tür makina-adamı gelecekten dünyaya yollar. 

İşe yeni ve eski kahramanlar karışır. Özellikle üç kadın... İlk iki filmdeki anne Sarah Connor (ki üçüncü filmde gözükmemiştir), hala ondan koparılıp öldürülen oğlu John'un matemini tutmakta ve intikam için yaşamaktadır: Hayli yaşlanmış olsa da... Bir başka kahraman –ki filmde en çok onun rolü var- insanla robot arası bir başka türdedir: "geliştirilmiş insan" diye tanımlanan, yani insan-üstü ve kimi makina özellikleri olan Grace...

Üçüncü hanımımız ise yine başrollerden birini tutmuş olan Daniella Ramos. Kısacası Dani. O bir Meksikalı'dır: Trump sayesinde ABD'nin düşman bellediği komşularından biri!.. Ve böylece New Mexico kenti de tüm yoksulluğuyla filmin ana mekanlarından biri oluverir. Onun talihsizliği, doğacak bebeğinin yeni 'dünya lideri' olacağının –yine nasıl olduysa- öğrenilmiş ve peşine yeni, genç bir Terminator yollanmış olmasıdır: yepyeni özellikleri olan ve Rev-9 diye bilinen Gabriel...

Ve savaşım başlar. Ama Rev-9 öylesine güçlüdür ki... Sorunun çözümü ancak Carl ya da T-800 diye bilinen bizim eski Terminator'un, yani Arnold S'nin –ancak ikinci yarıda- işe karışmasıyla mümkün olacaktır. Çünkü o artık emekliye ayrılmış, evlenmiş (gerçi bunun cinselliği olmadığını ima eder!), bir çocuk sahibi olmuş ve (en önemlisi) insanların yanını seçmiş iyi yürekli bir T'dir. Ve eğer zafer kazanılacaksa, ancak onun sayesinde kazanılacaktır.

Tam 200 milyon dolara mal olmuş, iki dev şirketin (Fox ve Warner Bros) ortak-yapımı bu dev film hayli cilalı. O çok sevdiğim –ama nedense kimselerin kullanmadığı- deyimle dur-durak bilmeyen temposu, tam bir özel efekt bombardımanı, büyük bir enerjisi var. Belki küçükler için ideal olabilir.

Ama ya yaşlılar? Ya da sadece yetişkinler? Anlatmaya çalıştığım şu öyküyü, özetlemeye çabaladığım şu entrikayı yalayıp yutmak kolay mı? Diyelim ki kadına ve dişil güce verdiği yeri takdir ettik. Ve bir dönemki sevgilimiz, başta o zamanki haliyle gösterilen Linda Hamilton'un, bir Meryl Streep ya da Helen Mirren olmadığı halde bu ileri yaşında (aslında 1956 doğumlu olduğuna göre sadece 63 yaşında) yeniden bir baş rol almasından mutlu olduk.

Ama bunca yıl sonra Arnold S'nin hiç değişmemiş Alman aksanlı konuşmasına, asıl önemlisi hiç düzelmemiş berbat oyununa dayanmak kolay mı? Ve de o sakız gibi uzatılmış, bir türlü bitmeyen finale? 

Ama haksızlık etmeyelim. Her ne kadar sevgili Simone Signoret "Nostaljinin eski tadı yok" dediyse de, nostalji nostaljidir.

Ve bir film boyunca onca teknolojinin ardına gizlenmiş olan geçmişi anmak, kimilerine iyi gelebilir. İsterseniz, bir deneyin!..


Not: Sevgili okurlarım. Yarın (Pazartesi) yine TÜYAP kitap fuarında Deniz Türkali ve Burçak Evren'le birlikte saat 15.30-16.30 arasında Sinemada 50 Kuşağı temalı panele katılacağız. Sonrasında ben Remzi Kitabevi standında kitap imzalayacağım.

Yazarın Diğer Yazıları

50'lerin Türk sinemasına toplu bir bakış

50’ler bir yandan o eski ‘tiyatrocular’ın, öte yandan Akad ve ardından gelen yepyeni bir kuşağın çabalarıyla gayet ilginç bir görünüm kazanır

TÜYAP: Bir sanat, edebiyat ve dostluk şöleni

İstanbul’un inşaatlarından trafiğine, beton ormanlarından rant kavramına yine denetlenemez bir ivmeyle büyümeye heves ettiği şu son yıllarda, fuarın da artık kabına sığmayacağı belliydi

Devrim ah devrim... Peşinde koşmamışlara adam mı derim!..

Filmin iki ünlü yazarın öykülerini koşut olarak anlatma seçimi cesur bir karar