26 Eylül 2017

Sporumuzdaki sorunlar ve çözüm önerileri

Türk Sporunda Sorunlar ve Çözüm Önerileri isimli çalışma bu açıdan çok büyük bir önem arz etmektedir

Türkiye’de spor üzerine konuşmak ve bilip bilmeden ahkam kesmek çok yaygındır. Buna karşın sporumuzun ve spor kültürümüzün nerelerde sıkıntılar yaşamakta olduğu ile nasıl kendine gelebileceği üzerine yapılan analizler hem çok kısıtlı hem de çoğu zaman gerçekten hedefe ulaşamadan kaybolup gitme riski ile karşı karşıyadırlar. İşte bu yüzden Ahmet Ak’ın kaleme aldığı Türk Sporunda Sorunlar ve Çözüm Önerileri1 isimli çalışma bu açıdan çok büyük bir önem arz etmektedir. Çalışmayı benzerlerinden özgül kılan en önemli yanı sporumuzdaki var olan durumun resmini net bir biçimde çekmeye özen göstermesi ve bunu yaparken de sayısal verilerle olan biteni anlatıyor olmasıdır. Ayrıca sadece sporumuzun sorunlarına eğilmemekte aynı zamanda bu sorunların nasıl aşılabileceğine ilişkin somut önerilerde de bulunmaktadır. Son olarak çalışmayı okunur kılan bir diğer yanı da bütün bunları yaparken hem çok iyi bir anlatım dili kullanıyor olması hem de yazılanların herhangi bir çekince gözetmeksizin tüm olup biteni net bir biçimde ortaya koyuyor olmasıdır.

Türkiye’de spor nasıl bir görünüm arz etmektedir? Sorusu ile başlayan metnin sonunda nasıl bir yol izlemelidir ile tamamlanması ilgi çekicidir. Çünkü ülkemizin özellikle de son yıllarda büyük spor organizasyonlarında madalya hedefi içerisinde bulunan anlayışına karşın spor yönetiminin tüm ülke insanımızın sağlığını gözetecek etkinlikleri hayata geçirme gibi bir sorumluluğu da bulunmaktadır. İşte bu noktada kitle sporunun yaygınlaştırılmasının elit spor ve elit sporcuların yetiştirilmesi açısından da niçin önem taşıdığı ve dünyadaki örnekleri ile ortaya konulmaktadır. Öte yandan olimpiyat oyunları gibi prestiji yüksek organizasyonlarda başarı elde edebilmek uzun vadeli bir uğraş gerektirmektedir. Bu açıdan sporu tabana yaymak ve kitleselliği harekete geçirmek, spor yönetimi açısından olmazsa olmaz bir uğraşı olmak durumundadır.

Rio Olimpiyatları’nda “alınan 8 madalyanın 3 tanesinin de yabancı kökenli sporculardan oluşması madalya sayımızın yaklaşık yüzde 35’nin devşirme olarak adlandırılan sporcular tarafından kazanıldığını göstermektedir. Dolayısı ile de olimpik açıdan ülke başarısızlığının somut bir göstergesi olarak da görülmelidir…Kısa yoldan başarı kazanmak için yüksek miktarlarda ödül verme ile başarıyı yakalamayı kolaylaştırmak isteyen Türkiye, dünya düzeyinde bile çok yüksek değerlendirilebilecek oranlarda ödüller vermiştir. Öyle ki; Olimpiyatlarda birinci olanlara verilen ödül, 532 bin Euro oranı ile ABD’nin altın madalya alacak sporculara verdiği ödülün 19 bin Euro olması, Türkiye’yi madalya açısından değil, ödül açısından dünyanın sporda en önde olan ülkeleri arasında dördüncü olmasını sağlamıştır”. (s.20) Ödül meselesinin kitabın içerisinde özel bir yer ayrılan doping konusu ile de yakından ilişkili olduğunu belirtmeliyim. Çok yakın bir örnek sadece bir hafta önce 2012 Londra olimpiyatlarında birinci olan atletimiz ömür boyu men cezası aldı.

Çalışmada en dikkat çekici olan hususlardan bir tanesi ise Türk sporunun ekseninin uzak doğu spor dallarına doğru kaymakta olduğu saptamasıdır. Türkiye’nin 2000 ila 2016 yılları arasında uluslararası yarışmalarda spor dallarına göre aldığı madalya sıralamasında başlangıçta Güreş ilk sırada iken 2010 yılı sonrasında Karate’nın ilk sırayı aldığı görülmektedir. İlk dokuz içerisinde Wushu ikinci sırada, Taekwon-do yedinci ve Muay-Thai ise sekizinci sırada yer almaktadır. (s.23) 2016 yılında elde edilen toplam madalyaların %75’inin balkan şampiyonaları ve uluslararası yarışmalardan elde edilmiş olması ülke ve spor dalı başarı düzeyinin somut olarak balkanlardan öteye gidemediğini göstermektedir. Buna karşın elde edilen madalyaların ağırlıklı olduğu alan yine Uzakdoğu sporlarıdır.(s.24)

Türkiye’deki sporcu istatistiklerinin ne anlama gelmediğini çalışma net bir biçimde ortaya koymaktadır. Spor Genel Müdürlüğünün 2016 yılı verilerine göre 3.841.600 lisanslı sporcu ve 451.420 faal sporcumuz bulunmaktadır. Bu veriler, faal olarak spor yapanların sayısının, toplam spor yapanların sayısına göre %11 dolaylarında olduğunu göstermektedir. Başarı hedeflediğimiz Olimpiyat oyunlarında yer almayan bir başka deyişle olimpik olmayan spor dallarının sporcuları da bu listede yer almaktadır. Örneğin 500 bini aşkın lisanslı satranç sporcumuz bulunmaktadır. Rekreatif spor dalları(boche-bowling, briç, dağcılık, dans, geleneksel gelişmekte olan sporlar, halk oyunları, herkes için spor, izcilik, motorsiklet, otomobil, satranç, vücut geliştirme, sualtı, bilardo, oryantring)  alanlarında 1.236.822 lisanslı sporcu bulunmaktadır.(s.24-25)

Rekreatif faal sporcuları çıkarttığımız takdirde faal sporcu sayımız ¼ oranında düşmekte ve 370.000 dolayına gerilemektedir. (s.27) Bu tablo ise ülkemizin nüfussal kaynaklarını sportif alanda nasıl kullanamadığımızı gözler önüne sermektedir. Faal sporcu sayılarında 170.250 kişi ile Uzakdoğu sporları %49 oranı ile ilk sırada yer almaktadır. Buna karşın atletim ve güreş sporunu yapanların sayısında bir azalma görülmektedir. Temel spor eğitiminin yapılmaması tüm spor dallarının, temel yapı eğitiminin eksik kalmasına neden olacağından dolayı, yetenekli sporcuların sporsal anlamda niteliklerinin arttırılması da olumsuz etkilenecektir. İkinci olarak ise ağırlıklı olarak yapılan sporların, değiştiğini ülkenin mücadele sporları anlayışına yöneldiğini ortaya çıkartmaktadır. Bunun doğal sonucu ise ülkemizin olimpiyatlardaki madalya şansını mücadele sporlarında artmasına karşın, mücadele sporlarında dağıtılan toplam madalya sayısının düşük olması, Olimpiyatlarda genel başarı durumumuzu da etkileyecektir.(s.28)

İlgi çekmesi açısından lisanslı sporcu sayılarını vermek ve bir karşılaştırma yapmak yerinde olacaktır. ABD’deki lisanslı sporcu sayısı 216.600.000 ve genel nüfusa oranı %69,2. Almanya’da bu rakam 27.636.026 ve oranı %33,6. Fransa’da 17.272.060 ve %27,5. Hollanda’da da 5.252.000 ve %31,7. Türkiye’de ise 3.840.600 kişi ve %4,6(s.32) Ülkemizdeki rakamların tartışmalı olduğu gerçeğini göz önünde bulundurduğumuzda ise bu oran daha da aşağılara inmektedir. Sporun sadece bir aktivite veyahut yarışma olmadığı gerçeğini öne çıkartmak ve toplumsal hayatın bütününe sporu yayabilecek bir anlayışı hayata geçirmek durumundayız. Herkese spor yapma olanağının sağlanması hem daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir sağlık ve üretim düzeyi, hem de daha çok sayıda performans sporcusu ortaya çıkaran bir toplum temelini oluşturmaktadır.(s.57)

Uluslararası alanda çok sayıda nitelikli politikalar üretemememizin nedenlerini de eğip bükmeden çalışmanın 102.inci sayfasında buluyorsunuz. Ülke spor federasyonları yönetimlerinde yer alanların, yeterlilikten çok politik ölçütlere göre atanması bir neden olarak görülmektedir. Özellikle de Türkiye’deki spor federasyonlarının yönetim kurullarında yer alanların çoğunluğunu, yabancı dil bilmemesi, bulunduğu spor branşlarından uzak olması, federasyon etkinliklerine yabancı olması, spor yönetiminin uluslararası ilişkilere gereken özeni göstermediğini düşündürmektedir.

Spor tesislerine ayrılan bütçe miktarları ve bunun nereye harcandığı meselesi de önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Ülkemizde son yıllarda 25 stadyum yapılacağı ve bunun için de 3 milyonluk bir bütçenin ayrıldığı belirtilmektedir. Oysa sosyal devlet anlayışı ile ülkedeki sağlık ve spor için kullanımını sağlayan tesislerin öne alınması gerekmektedir.(107) Spor yönetimi politikası açısından önemli bir sorun; temel spor dallarında artan bütçeye karşın, bu bütçenin temel spor dallarındaki sporcu gelişimi için kullanılamaması özellikle denetlenmesi gereken bir sorun olarak görülmektedir. (121)

Çalışmanın içerisinde ülkemizdeki antrenör sayılarının değerlendirilmesi, spor kulüpleri sorunu, yetenek seçimi ve uzun süreli sporcu gelişimi modeli, elit sporcu geliştirmeye yönelik Türkiye uygulamaları, bağımsız spor federasyonları, engelliler ve spor, aile ve spor, okullarda spor, spor tesisi yapımı ve işletme sorunu, doping sorunları, sporda şiddet sorunu, yerel yönetimler ve spor, spor elemanlarının sağlık ve sosyal güvenliği, sponsorluk, spor medyası ve spor gibi alt başlıklarla sporu her açıdan ele almaya gayret göstermektedir.

Çalışmanın son bölümünde ise Yeni Bir Türkiye Spor Modeli Önerisi yer almaktadır. Bir ülkenin spor politikasının özünde, kitlelere sağlıklı spor yaptırma amacı ile simgesel olarak kullanılan ‘herkes için spor’ yaklaşımı ile başarı için kullanımını simgeleyen, yarışma sporları arasındaki dengenin nasıl kurulacağı yatmaktadır.(s.239) İşte bu yüzden herkese yaygın ve olanaklar içerisinde doğru bir biçimde spor yaptırılmadıkça, üst düzey sporunda elit düzeyde sporcu çıkarılması da tesadüflere bağlı kalacaktır(s.240). Bir diğer önemli nokta ise ülkemizdeki Olimpiyat komitesi ile Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü arasındaki güç savaşıdır. Bu noktada Bağırgan’ın Türk Spor Kurumu Modeli(2003) önerilmektedir.(s.242)  Bu iki kurum ayrı olarak değil birlikte etkimede bulunan bir yapıda değerlendirilmektedir. Bu model ülkemizin tüm sportif kurumlarını bağlı olacakları birimler temelinde harekete geçirecek bir sistemler bütünü şeklinde organize etmektedir.

Son derece kapsamlı bir şekilde hazırlanmış ve iyi çalışılmış bir kitap ile karşı karşıya olduğunu okuyucularına aktarmak isterim. Kitabın sayısal verileri kullanma biçimi ve basım şekli de okunmayı ve öğrenmeyi kolaylaştırıcı bir nitelik göstermektedir. Bütün bunların ötesinde ülkemizin sporunun sorunlarının resminin hiçbir ön yargı ve ideolojik argümanlar taşımadan çekilmiş olması ise asıl teşekkürü hak eden yanıdır.


1Ahmet Ak-Türk Sporunda Sorunlar ve Çözüm Önerileri, Spor Yayınevi ve Kitabevi, Ankara 2017