21 Ocak 2021

Başkan Biden'dan demokrasi ve barış mesajları...

Trump sonrasında Başkan Biden'ın mesajları Avrupa için de, dünya için de olumlu, inşallah gerçekleşme yoluna girer

İstanbul, 20 Ocak 2021
Günlüğümün başına
sabah erken oturdum.
Hava çok soğuk.
Gri, kurşuni kar manzaraları...
Rüzgar arada bir yerdeki karları savururken,
ıhlamur ağacının son yaprakları da düşüyor.
İçimde bir hüzün yumağı...


Nasıl bir memlekette yaşıyoruz?
Bu kadar adaletsizlik olur mu?
Hukuk hiç bu kadar çiğnenir mi?
Cengiz Çandar hakkında
dün yakalama kararı çıktı mahkemeden,
dört yıl önce attığı bir "tweet"ten.
Cengo'nun tepkisini okuyorum: 

Dava, 2017'de İŞİD ile savaşırken
hayatını kaybetmiş bir genç kız için
yazdığım iki cümlelik tweet ile ilgili.
30 Mayıs 2017 tarihli tweetim
aynen şöyle:

Kırmızı Fularlı Kız,
Gezi'nin içimizi ısıtan
en güzel gülüşlü meleği.
Rakka önünde toprağa düşüp
yıldızlara yükselerek
içimizi yine yaktı.

Sanal ortamda yer alan
bu iki cümle için iki yıl sonra
soruşturma yürütülüyor ve 2020 yılının
Temmuz ayında, "suçu ve suçluyu övmek" 
iddiasıyla dava açılmasına
karar verilirken, benim
"bulunamadığım için" ifadem alınamıyor,
şimdi de ifademin
alınabilmesi için
hakkımda "yakalama kararı"
çıkartılıyor. Bütün bunlar ne yazık ki
Türkiye'de adalet mekanizmasının
içine düşürüldüğü bu hazin durumu
örtmek için yeterli olmayacak."
 


Bu satırları yazarken,
bir tweete takılıyor gözüm,
değerli meslektaşım
Melis Alphan'la ilgili.


Öyle günler yaşıyoruz ki, gazeteci milleti
sadece mahkeme kapılarında,
hapishanelerde değiller, aynı zamanda
siyasetçilerle birlikte
sokakta saldırıya uğruyor,
tehdit ediliyorlar.

Orhan Uğuroğlu,
Selçuk Özdağ
Taha Akyol,
Elif Çakır,
Yıldıray Oğur,
Ayşenur Arslan,
İzzet Tınmaz,
Murat Uçkaç,
Kıymet Sarıyıldız,
Afşin Hatipoğlu. 
(Utku Çakırözer)

T24'deki yazıma bakıyorum.
Hitler Almanyası...
İçim daralıyor.

Muhalif sesleri yok etmek için,
muhalefeti sindirmek için
gazetecilere ve siyasetçilere dönük
"sokak saldırıları"nı hareketlendirmek
hayra alamet değildir, 
1930'lar Hitler Almanyası'na
benzer
uğursuz görüntülerdir.

Vakit öğleyi buldu.
Arada bir Amerika haberlerine
göz atıyorum. Akşam yeni Başkan
Joe Biden'ın yemin töreni var.
Washington bölünmüşlüğün
tüm izlerini taşıyor.
DC sanki askeri işgal altında.
Her tarafta milli muhafızlar,
sanki bir darbe sonrasının
hazin manzaraları...
Başkan Biden "Amerika'nın birliği"ni
sağlayabilecek mi?
Derinlere giden ırkçılık,
demokrasi düşmanlığı gibi
hastalıkları tedavi edebilecek mi?
Amerika'ya büyük kötülükler yapan
Trump'ın ya da Trumpizm'in izlerini
silebilecek mi?
Amerika'da demokrasi diyenlerin
kafasını Trumpizm ne kadar derine
gidiyor
sorusu devamlı oymakta...
 

Bu satırları yazarken Washington'dan
bir haber düştü T24'e.

Biden'ın Dışişleri Bakanı
adayı Blinken: "Türkiye
sözde stratejik ortak!"

ABD'nin yeni başkanı Joe Biden'ın
Dışişleri Bakanı adayı olarak gösterdiği
Antony Blinken, Türkiye için
"sözde stratejik ortak"
ifadesini kullandı ve Türkiye'nin
"bir NATO müttefiki gibi
davranmadığın
ı" söyledi.
Senato Dış İlişkiler Komitesi'ndeki
açıklamalarında Blinken,
"Sözde stratejik ortağımızın,
stratejik rekabet içinde olduğumuz
Rusya ile aynı çizgide olması
kabul edilemez" dedi.
"Türkiye bir müttefik
ama birçok açıdan müttefik gibi
davranmıyor
" diyen Blinken,
"Bu bizim için büyük bir sınav,
durumun farkındayız" dedi.
Blinken, mevcut Dışişleri Bakanı
Pompeo'nun Aralık ayında
açıkladığı yaptırımların etkisine bakıp,
duruma göre Türkiye'ye
daha fazla yaptırım
uygulayıp uygulamayacaklarına
karar vereceğini" söyledi.
ABD, Türkiye'ye Rus yapımı
S-400 hava savunma sistemi alımı
nedeniyle ABD'nin Hasımlarıyla
Yaptırımlar Yoluyla Mücadele
Etme Yasası (CAATSA)
kapsamında yaptırım
uygulama kararı vermişti.

Anlaşılan o ki, Biden dönemi ile birlikte
Türk-Amerikan ilişkileri zorlanacak.

Kaç gündür muhalefet konusunda da
birkaç satır yazmak istiyorum
"demokrasi notları"nda,
ama bir türlü olmuyor.
Çerçevesi iki sorudan oluşan
bir muhalefet yazısı: 

Muhalefet, yeni bir umut
inşa edebilir mi,
halkın nezdinde
güven uyandırabilir mi?
Muhalefet, seçimlerde
yalnız başkanlığı değil,
parlamentoda da anayasayı
değiştirecek çoğunluğu
elde edebilir mi?          

Hiç de kolay olmayan sorular.
Ama karşılıkları bulunmadan
Erdoğan'a kapıyı
göstermek olanaksız.

Desen: Selçuk Demirel

Öğleden sonra saat dördü geçiyor,
CNN International'den bir son dakika:

Trump White House'u terk ediyor.
Biden, Blair House'dan kiliseye
doğru yola çıkmak üzere...
Trump ve eşi bahçedeki        
helikoptere yürüyorlar.
Trump, Biden'ı kutlamadan,
adını ağzına bile almadan
Washington'dan ayrılıyor.          

Son bir not düşüyorum günlüğüme: 

Trump, Amerikan başkanlık
tarihine adını kara değil
kapkara harflerle yazdırdı,
utanç verici sayfalar ekledi.
Nokta!

Akşam saatlerinde ABD'nin 46. Başkanı
Joe Biden'ı dinliyorum.
Sürekli olarak demokrasi ve birlik
vurgusu yapıyor, umut sözcüğünün
altını çiziyor.

Ne diyorsa, Trump'tan sonra
çok iyi geliyor. 

Bugün demokrasi kazandı.
Bugün tarihi bir gün,
bugün umudun günü...
Bugün demokrasi davamızı kutluyoruz.
Demokrasi çok kıymetlidir,
çok kırılgandır.
Demokrasinin üstüne titremeliyiz.
Bütün Amerika'nın, hepinizin
Başkan'ı olacağım.
Beyaz ırkçılığı, terörizmi yendik.
Halkımızı birleştirmeliyiz,
ulusumuzu birleştirmeliyiz.
Birlik olduğumuz zaman
başaramayacağımız iş yoktur.
Bir araya gelmemiz lazım,
birlik olmamız lazım.
Yoksa barış olmaz, ilerleme olmaz.
Birbirimizi dinlemeye başlamalıyız.
Birbirimize saygı göstermeliyiz.
Yalanı yenmeliyiz,
gerçeğe sahip çıkmalıyız.
Anlaşmazlıklar, fikir ayrılıkları
bölünmemize neden olmamalı. 
Bugün bölünmenin zamanı değil.
Liberallere karşı muhafazakârlar,
şehirde yaşanlara karşı kırsalda
yaşayanlar, birbirimizle
empati kurmalıyız.
Birlik olabilirsek ülkemiz
daha güçlü olacaktır. 

Trump'tan sonra mükemmel bir konuşma.
Dileriz, Biden Amerikası'yla birlikte
Avrupa'ya, dünyaya doğru
bir barış ve demokrasi dalgası
kabarmaya başlar. 

Başkan Biden'ın yemin töreni derken
Cimbom'un Denizli maçını doğru dürüst
izleyemedim. Bu satırları noktalarken,
gözüm skor tabelasına ilişti,
Denizli'ye 6 çekmişiz.
Beşiktaş yenilgisinden sonra iyi geldi.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Barışın yolu önce PKK'nın silah bırakmasından geçiyor!

"Zamanın ruhunu okuyamayanlar, tarihin çöp tenekesine gider" diyen Öcalan'ın bugün hâlâ PKK'nın silah bırakmasını sağlayacak yegane güç olduğu kanısındayım

Ölmediler ama köklerinden sökülüp atıldılar!

O, bahara hasret, oğluna hasret. Baharın dağa gidip pancar toplayacak, pancarı satacak, biriktirdiği parayla oğlunu zindanda ziyaret edecek