26 Aralık 2020

Geçen yılın en iyi filmleri

Benim on filmimi sizlere hatırlatmak amacıyla, eleştirilerimden kısa notlarla birlikte sunuyorum

2020 yılı insanlık tarihinin hep korku ve lanetle hatırlanacak bir yılı oldu. Tarih boyunca ortaya çıkıp büyük kitleleri öldüren o büyük salgınların belki en korkuncu yaşandı. Yaşam biçimlerimiz, gündelik alışkanlıklarımız, ailemizle ve dostlarımızla ilişkilerimiz inanılması zor biçimde değişti.

Sinema da bundan müthiş etkilendi. İlk iki buçuk ay iyi-kötü bir şeyler gördük. Ama sonrasında tek-tük çıkan ve de çoğu "çevrimiçi" denen çağdaş yöntemlerle gösterilen filmleri pek azımız gördü.

En sonunda sinemalar tümüyle kapandı. Ve yeni yıla kapalı olarak giriyorlar. Böylece bu yıl çok az film arasında seçme yapmak zorundayız. Türk filmleri daha da az...

Ama umudu da tümüyle tüketmemek gerekiyor. Nitekim şu günlerde kendileriyle konuşulan sinema insanları yine de geleceğe iyimser bakıyorlar. İnşallah öyle olur. Ve adına sinema denen ve artık 125 yıla ulaşan o yedi sanatın sonuncusu ve belki en etkileyicisi, yeniden hayatlarımıza dahil olur.

Geçen yılın yabancı filmlerinden on tanesini seçtim. Biri Netflix'te izleğimiz Mank olmak üzere... Ki orada beklediğimiz kadar iyi filmler de bulamadık; onu da söyleyeyim. Benim on filmimi sizlere hatırlatmak amacıyla, eleştirilerimden kısa notlarla birlikte sunuyorum.

 1- GÖRÜNMEZ ADAM (The İnvisible Man)

Leigh Whannell'in yönettiği film için yazımda şöyle demiştim:  

"Film giderek sınırları aşıp gerçek gerçek fantastiğin ülkesine giriyor. Orada artık her şey özgürdür: yaşanan amansız mücadele içinde, görünmez adamın zaman zaman görünür hale gelmesi de... Ve bir kadının şeytana karşı bu korkunç savaşımı kazanmasının ipuçları da... Evet, hayalgücü kadar teknolojiye de yaslanan, feminist yanını sağlam bir zemine oturtan, temposunu çok iyi kurmuş bir film bu."

2- BOYALI KUŞ (The Painted Bird)

"Václav Marhoul'un filmi bize Polonya kökenli ve Musevi Amerikan yazarı Jerzy Kosinksi'nin inanılması zor yaşam öyküsünü anlatıyor. Hikâyenin ruhuna daha uygun enfes bir siyah-beyazla... Tanınması gereken bir sanatçı ve bilinmesi gereken kimi gerçekler üzerine öğrenecekleriniz yabana atılamaz."

3- BAD BOYS: HER ZAMAN ÇILGIN (Bad Boys For Life)

Adil El Arbi ve Bilall Fallah'ın yönettikleri film için şöyle yazmıştım

"Doğrusu sinemayı sadece sanat filmlerinin meşheri olarak görmeyen ve popüler filmleri de seven bir 'sinefil' ve eleştirmen olarak, bu filme bayıldım. İlk hız yarışı bölümüyle pek fazla şey umut etmedim; ama sonra giderek açıldı. Film aslında çapraşık bir büyük aile entrikasını ustaca işliyor. Ancak finale doğru düğümleri çözülen... Siyah, beyaz ve Latin ırklar kadar, kadın-erkek ve yaşlı-genç gruplaşmaları da neredeyse eşit biçimde ele alınıyor." 

4- MANK

Önemli yönetmen David Fincher'in Hollywood tarihi üzerine bu dönüş filmi için yazdığım yazıdan bir bölüm:

"Filmin o dönemin yalnız ABD değil, dünya çapındaki rüyalar başkentine getirdiği tanıklık çok ilginç. Hollywood neyin nesiydi, kimlerin elindeydi? Ve de o içki sofralarında kendilerini kaybeden tüm o ünlüler, bulundukları yeri gerçekten hak ediyorlar mıydı?

Bu film özellikle has ve koşulsuz sinemaseverler için... Onu geçmişiyle, efsaneleriyle, masallarıyla sevenler için... Onların aldığı keyfi normal seyircinin alması ise zor gözüküyor." 

5- JUDY

Rupert Goold'un filmi efsanevi oyuncu Judy Garland'ın hayatını anlatıyordu. Ve onu Renee Zellweger canlandırıyordu. Ben şöyle yazmıştım:

"Film unutulmaz sahnelerle yüreğimize işliyor. Belki en güçlü yanı bir starla gerçek fan'ları (hayranları) arasındaki o sihirli, tariflere sığmaz ilişkiyi vermesindeki güç. Tüm o konser sahneleri; o kimi zaman gergin, ama çokluk büyüleyici alış-veriş. Hele o The Wizard of Oz'un unutulmaz şarkısı Over the Rainbow'un hep birlikte söylenmesi."

6- SEBERG

Benedict Andrews'in yönettiği film, yine ünlü bir oyuncuyu, Jean Seberg'i anlatıyordu. Kristen Stewart'ın oyunuyla... Benim yazım şöyle bitiyordu:

"Görülmeye değer bir film. ABD hükümetinin -aslında dünyadaki tüm hükümetlerin- sırası geldikçe ülke çıkarları, devleti koruma kaygıları vb. bahanelerle birey haklarına nasıl tecavüz edebileceğinin, insan hayatlarını nasıl acımasızca unufak edebileceğinin yaşanmış ve etkileyici bir örneği. Bu açıdan, filmin özyaşam kadar bunları da ön plana çıkarması, bence çok olumlu bir tavır."

7- BURASI CENNET OLMALI (İt Must Be Heaven)

Filistin sinemasının özgün yaratıcısı Elia Suleiman'ın yönettiği film üzerine özetle şöyle demiştim:

"Dünyamızdaki kültürel benzeşmenin, giderek tekleşmenin hoş bir dışavurumu... Elia'nın film boyunca bir kez bile ağzını açıp konuşmaması, film için seçilen sessiz dönem güldürüsü tarzını daha da pekiştiriyor. Kimi eleştiriler bu filmi en çok Fransızların yine hiç konuşmadan güldüren ustası Jacques Tati'yle kıyaslıyor. Ayrıca Salvador Dali, Francis Goya, Jim Jarmusch, Gene Wilder gibi resim ve sinema ustalarını ananlar da var.

Ama bence film ve de Elia Suleiman bunları aşıp sessiz sinemanın en büyüklerine yaklaşıyor: Buster Keaton, hatta Charlie Chaplin."

8- BIÇAKLAR ÇEKİLDİ (Knives Out)

Rian Johnson'ın yönettiği bu gerilim filmi için şöyle demiştim:

"Karşımıza gelen kadro tam anlamıyla görkemli. Ve özlenmiş oyuncularla dolu. Yaşlı yazarda tam 90 yaşındaki Chrtistopher Plummer'ı bulmak gerçek bir sürpriz. Sonuç olarak özellikle polisiye sevenler ve de sinema tarihine düşkünler kaçırmamalı."

9- CATS

Tom Hooper'ın yönettiği bu özgün müzikal için şöyle yazmıştım:

"Siyahi Jennifer Hudson, Grizabella adlı kedi olarak öyle iyi ki... Özellikle dünyanın en iyi melodilerinden saydığım o enfes Memory şarkısında... Ünlü şarkıcı Taylor Swift Bombalurina'da, Francesca Hayward Victoria'da, Rebel Wilson Jennyanydots'da, Idris Elba Macavity adlı şeytani yaratıkta muhteşem kediler olarak karşımıza geliyorlar. İngiliz sinemasının yaşlı ünlüleri Judi Dench, Ian McKellen ve Ray Winstone'yi izlemek ayrı bir keyif. Sonuç olarak bu dans edip şarkı söyleyen her türden kedilerin müzikal buluşması görülmeye değer."

10- ELVEDA (The Farewell)

Lulu Wang imzalı bu Çin filmi için özetle şunu yazmıştım:

"Filmi farklı biçimde ve değişik sözcüklerle algılamak mümkün. Melodram da denebilir; trajikomik bir yapım da... Ben kendi adıma bize Çin kültürü ve karakteri üzerine verdiği bilgilerle, biraz da bir belgesele yaklaştığı görüşündeyim. Film, genel havası görkemli bir melodram olsa da, çeşitli açılardan bu klasik tanımlamayı aşar. Üstelik sürpriz bir finalle sonuçlanan film, internetteki imdb sinema sitesinde ortalama 7.8 puana ulaşır; hem seyirciden, hem de eleştirmenlerden genelde hep övgü toplar."

Yılın en iyi iki Türk filmi

Yıl zaten iyi başlamamıştı. Ve Kronavirüs'e dek geçen iki buçuk ayda hemen hiç önemli film yoktu: Biz Böyleyiz dışında... Sonrasında sinemalara nasılsa gelen Nasipse Adayız dışında modaya uyarak çevrimiçi gösterilen birkaç filmiyse ben göremedim. Dolayısıyla koskoca 2020 yılından yazacağım sadece iki film var. Buyrun!..

1- BİZ BÖYLEYİZ

Caner Özyurtlu'nun filmi üzerine özetle şöyle demişim:

"Film bize Çağan Irmak filmlerini hatırlatıyor. Birçok açıdan... Bir kez bir ailenin ve büyücek bir grubun öyküsü. Biraz sıradan başlasa da, giderek temposunu arttırıyor ve finalde coşuyor.

Ama bu sonuç olarak kesinlikle Hümeyra'nın filmi. Bu filme de o damgasını vuruyor. İleri yaşına rağmen hep genç kalmış bir ruhun emsalsiz canlandırmasıyla... Bize sanki hep kalmanın mümkün ve de çok hoş olduğunu hatırlatarak."

2- NASİPSE ADAYIZ

Oyuncu-yazar-yönetmen Ercan Kesal'ın filmi için şöyle demiştim:

"Bu ilginç filmin kendine özgü temaları var. Bunları hissettiğiniz ölçüde filme katılabilirsiniz. Ama belki aynı ölçüde ilginç ve önemli bir başka yanı var. O da sineması, biçimciliği, görselliği...

Ama asıl başarısı başka yerde. Öncelikle filmin şaşılacak kadar (ve bizde hiç görülmediği ölçüde) zengin tutulmuş figüran kadrosuna çok iyi hakim olabilmiş. O gece boyunca tüm o geniş iç mekanlarda olup biteni bize sanki bir sihirbaz gibi veriyor.

Elbette tüm bunlarda Ercan Kesal'ın üçlü çabasının da büyük katkısı var. Onu içtenlikle kutluyorum. Ve de, profesyonel veya amatör, tüm kadroyu da..."

İşte böyle... Umalım ki önümüzdeki yıl her şey daha iyi olsun. Ve sinema da bundan nasibini alsın...

Yazarın Diğer Yazıları

Vietnam savaşının en karanlık yüzü üzerine

5 Kan Kardeş filmi hakkında: uzun bir serüven ve aksiyon filmi görünümü ardında ırk sorunlarına son derece radikal biçimde yaklaştığı ve özellikle son dönem Amerikasında başkaldıran görkemli siyahi tepkiye mükemmel bir zemin açtığı söylenmeli

Adları benzer, kendileri benzemez iki ilginç film

Atilla Dorsay, Digitürk'te yayınlanan Mary ve Martha ile Netflix'te yayınlanan Malcolm ve Marie filmlerini yazdı

Devasa bir film arşivinin başına gelenler

Olay, MSGSÜ'nün son rektörü Handan İnci'yle ilişkili. Üç Ekim 2019 tarihinde, Handan hanım kendisini Prof. Sami Şekeroğlu Sinema-TV merkezine müdür olarak atamış. Sinema arşivinin ve dijital restorasyon stüdyolarının, bütün profesyonel çalışma alanlarının kilitlerini değiştirmiş. Burada yıllardır çalışan ve film arşivciliğini bilen ülkedeki tek akademik kadroya her yeri yasaklamış