31 Ekim 2020

Her şeyiyle özgün ve farklı bir film

Görünürde sakin, pek bir hikâyesi olmayan bir atmosfer filmi; neredeyse politik bir belgesel...

NASİPSE ADAYIZ
X X X  ½

Yönetim ve senaryo: Ercan Kesal
Görüntü: Barbu Balasolu
Müzik: Saki Çimen
Oyuncular: Ercan Kesal, Selin Yeninci, İnanç Konukçu, Muttalip Müjdeci, Serhat Midyat, Nazan Kesal, Vedat Erincin, Kemal Burak Alper, Zafer Diper, Neslihan Kapanşahin, Hüseyin Taş

Türkiye (AyYapım, Poyraz Film)-Sırbistan ortak yapımı.

Ercan Kesal... Öncelikle hatırlayalım: Daha 2002'de Nuri Bilge Ceylan'ın Uzak filmiyle dikkat çekmiş, sonra yine onun Üç Maymun ve Bir Zamanlar Anadolu'da filmlerinde rol almış bir oyuncu. Yani Ceylan'ın fetiş oyuncularından. Ve hepsi de Cannes'da oynamış bu filmler için oralarda az birlikte olup o heyecanı yaşamadık!..

Sonraki filmlerinden Küf, Hükümet Kadın 1 ve 2, Yozgat Blues, Sen Aydınlatırsın Geceyi, Ben O Değilim de çok saygın yapımlardı. Ama onun kitapları da var: 2013'ten beri yarım düzine olmak üzere... Ayrıca senaryoculuğu da denedi. Yani dört başı mamur bir sanatçı...

Bu ilk yönetmenlik denemesini kendi romanına dayandıran Kesal, bize sinemamız için hayli özgün bir hikâye anlatıyor. Anlaşılan biraz da yaşanmışlıktan esin almış... Tanınmış bir doktor, büyük bir hastanenin de başında olan Kemal Güner, düşsel bir partinin belediye başkanlığına soyunur. Ve o partinin Beyoğlu başkanlığı için "aday adayı" olur.

Niçin Beyoğlu? Bu çok özel semtimize onu çeken nedir? Bu pek ortaya çıkmaz (bence hikâyenin en büyük eksiği). Ama filmde de dendiği gibi "Beyoğlu'nu alan İstanbul'u alır; İstanbul'u alan da Türkiye'yi". (Gerçekten de öyle olmadı mı?). Ve belki pek kendi halinde gözüken doktorun kafasında çok daha büyük hayaller vardır: Niye olmasın?

Bizler bu olayın sadece 24 saatine tanık oluruz. Ama ne dolu bir 24 saat!.. Doktorumuz başlıca yardımcıları olan sekreteri konumundaki Arzu, sadık şoförü Nuri ve irikıyım takımıyla birlikte birkaç toplantıya gider; başta gelecekteki başkan yardımcısı olmak üzere "başkanın adamları"nı saptamaya çalışır. Gece de lüks bir otelde görkemli bir yemek verir. Görünürde sakin, pek bir hikâyesi olmayan bir atmosfer filmi; neredeyse politik bir belgesel.

Ama bu yanıltıcıdır. Giderek dram ve komedi eşit dozlarda hikâyeye eklenmeye başlar. Örneğin o kalabalık ekiple dopdolu br asansöre binip de kalkmak için en azından bir kişinin inmesi gerekince, kimse kımıldamaz ve doktoru inmeye zorlar!.. Ya da o sadık adamlar doktorun hastanesinde bir diş protezi veya kulaklık için rica kuyruğuna girerler.

İşin içine boşanmış olduğu karısı ya da oteldeki Ulusal Radyoloji Kongresi'nde karşısına çıkan eski arkadaşları karışır. Pandemi koşullarına tümüyle aykırı gözüken o görkemli yemek ve devasa eğlence gecesi sonucunda ise, ortaya birçok şey çıkar. İnsan karakterinin güvenilmezliği, siyasetin kirliliği, gerçek dostların azlığı.

Ama Kemal Güner en çok kendisini öğrenir, kendi gerçekleriyle karşılaşır. Ne karısıyla barışabilir, ne adamlarıyla yakınlaşabilir. "Mutemedi" Nuri'yle bile en dramatik biçimde kavga eder ve sonunda onu bile kaybeder.

Kendi gecesinden ayrılıp oteldeki bir sünnet düğününe geçtiğinde, biraz rahatlar: Bambaşka bir çevrede, farklı bir dünya içinde kaybolmak... Belki bir terapi gibidir. Ama nereye kadar?

Bu ilginç filmin kendine özgü temaları var, görüldüğü gibi... Bunları hissettiğiniz ölçüde filme katılabilirsiniz. Final sahnesindeki o garip duygu gibi; doktorun çevresindeki o uzak - yakın, genç - yaşlı, ama hepsi farklı ırklardan, dolayısıyla göçmen oldukları duygusu veren emekçileri ve kahramanımızın onlara karşı ilgisizliğini gördüğünüz zaman...

Ama filmin belki aynı ölçüde ilginç ve önemli bir başka yanı var. O da sineması, biçimciliği, görselliği... Gerçekten de -sanırım Sırp olan (çünkü ortak - yapımcılar)- görüntü yönetmeni Barbu Balasolu öylesine soluk kesen bir çalışma yapmış ki... Hiç yerinde duramayan alabildiğine dinamik bir kamera. Öylesine hareketli ki... Genelde kahramanımızı izliyor, onu ister bir arabanın içinde, isterse sokak ve meydanlarda olsun, yakın takibe alıyor. Zoom ya da travelingleri (kaydırma) gayet yerinde kullanıyor.

Ama asıl başarısı başka yerde. Öncelikle film şaşılacak kadar (ve bizde hiç görülmediği ölçüde) zengin tutulmuş figüran kadrosuna çok iyi hakim olabilmiş. O gece boyunca tüm o geniş iç mekanlarda olup biteni bize sanki bir sihirbaz gibi veriyor. Ve bu sayede o gerçeklik duygusu, o belgesel izlenimi doğuyor. İşte ortak - yapıma gitmenin faydalarından biri!.. Ve filmin aldığı bir birçok ödülün temel nedenlerinden biri de bu.

Elbette tüm bunlarda Ercan Kesal'ın üçlü çabasının da büyük katkısı var. Onu içtenlikle kutluyorum. Ve de, profesyonel veya amatör, tüm kadroyu da...



Not: Dün sabah bu filmi görüp yazmak için Kanyon sinemalarına gittim. 7 aydır ilk kez!.. Ve büyük bir heyecanla... Çok güzel bir salonda, harika bir projeksiyonla izledim. Ama tek başıma!.. Sabahın köründe böyle oluyor, sonrasında seyirci geliyormuş.

Neyse... Ben perhizi bozmuş oldum. Ama keşke filmciler basın gösterimlerine yeniden başlasalar da, hem zamanında görüp rahatça yazabilsek. Hem de biraz dostluk tazelesek!..

Yazarın Diğer Yazıları

Domuzuna aşık bir adamın tuhaf öyküsü

Bu belki öncelikle bir gastronomi filmidir. Üç bölümde anlatılır: her biri seçkin yemek adını taşıyan... Ama o bilinen yemekli filmler genelde hoş komediler olurken, burada iç acıtan bir dram karşınıza gelir

Yıllar sonra bir Stephen King uyarlaması izlemek

Onun eski bir romanını yenileyen bir yaklaşım ve ondan yapılan yeni bir filmle karşı karşıyayız

Yaşlılık ve ölüm üzerine hüzünlü bir film

Film, tüm Gaspar Noe filmleri gibi, seyirciden belli bir sabır talep eder. Ama bunun karşılığını da verir