26 Kasım 2023

Ankara’da bu kuleden atlayan kızların çocukları havada doğup, havada büyürmüş!

“Bakın genç kızlar ne kadar meraklı. Bugün kuleden en çok onlar atlayacaktır.”

Muhtemeldir ki Ankaralılar, Hipodrom Caddesi'nde, tarihi Ankara Garı’nın (Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü binası) karşısında bulunan ve 28 Ekim 1937'de Başbakan Celâl Bayar tarafından açılışı yapılan ‘Paraşüt Kulesi’ne aşinadır.

Muhtemeldir ki Ankaralıların bilmedikleri şey ise, 41 metrelik bu kuleden paraşütle atlamaya en meraklı kişilerin dönemin gözü pek genç kızlarının olması.

Peki ben bunu nereden biliyorum?

Şu sıralar Ankara’daki ‘Türkiye İş Bankası İktisadi Bağımsızlık Müzesi’nde ‘Yaşasın Cumhuriyet’ isimli bir sergi var. Aynı sergi, İstanbul Eminönü’ndeki Türkiye İş Bankası Müzesi’nde de sürüyor.

Ancak, Ankara’daki sergide, Başkent’imizin tarihinden dolayı İstanbul’daki müzede göremeyeceğiniz bir farklı oda var.

Müzeyi ziyaretimde gördüğüm bu ‘farklı’ odada ‘dönemin Ankara’sında yazlar nasıl geçiyor’ temalı bir tanıtım videosu izledim. 30’lu yılların sonu, 40’lı yılların başındaki şahane siyah-beyaz Ankara görüntülerine bir dış ses eşlik ediyor.
 
Ankara Ulus’taki Türkiye İş Bankası İktisadi Bağımsızlık Müzesi
 
Videoyu biraz izledikten sonra ‘Paraşüt Kulesi’ isimli bölüm başlıyor. Çok sayıda genç kız bir araya gelmiş, kulenin tepesinde görevlilerin yardımıyla kemerleri ve paraşütleri bağlanıyor, güvenlik önlemleri alındıktan sonra da başlıyorlar beyaz bir güvercin gibi aşağı süzülmeye. Binanın tepesinde bir vinç, paraşüt de bu vince bağlı. Bir türlü bungee jumping'in atası diyebiliriz.

Ve dış ses anlatmaya başlıyor…



“… Ankara gençliği sporcudur. Asfalt caddeler ve şehirdeki intizam, bisiklet merakını takip etmiştir. Türkiye’de en çok bisiklete binilen yer belki Ankara’dır. Fakat, Ankara gençliği ayrıca Paraşüt Kulesi’ni ziyaret etmesini sever.



Bakın genç kızlar ne kadar meraklı. Bugün kuleden en çok onlar atlayacaktır. Bir kere kuleye çıkıp etrafı görmek, sonra paraşütçü elbisesini giyip kendini yukardan aşağıya salıvermek ve birini seyretmek; görüyorsunuz ki hem güzel hem de heyecanlı.


Bu kızlar anne olursa bunların çocukları havada doğup, havada büyüyecektir. Hava, modern insanın içinde yaşadığı tabii bir unsur olmuştur. Yeni nesiller bunu bizde de anlamıştır.”

Videoyu biraz buruk bir tebessümle izliyorum. O yıllarda Türkiye’de kadına verilen değere bakıyorum, bir de dün, yani ‘25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde kadınların sadece ama sadece ölmek istemedikleri için ‘yine’ İstiklal Caddesi’nde yürümelerine bile izin verilmeyen bir Türkiye’ye bakıyorum. ‘İstiklal Savaşı’ bu kadar uzun mu sürmeliydi!

Gündoğu Duran’ın sözlerini yazdığı, Nesrin Sipahi’nin emsalsiz bir yorumla icra ettiği  ‘Ankara Rüzgârı’ şarkısı geliyor aklıma, -üzerine öykü yazan beyin cerrahı Prof. Talat Kırışın da kulakları çınlasın- videoyu izledikten sonra:

“Önce biraz gülecek, kalbe ümit saçacak
Söz verecek, gelmeyecek, hep seni aldatacak
Sev diyecek, sevmeyecek, belki de ağlatacak
Boş yere ağlama, kalbini bağlama Ankara kızlarına…”

Hiç ‘konum’ atarak ‘tarih’ de attınız mı?

“Havalı kızlarmış Ankara kızları, iyi yapmışlar ne yaptılarsa” diyerek bugünkü Türkiye’yi bugünde bırakıp, yine biraz mazide dolaşalım istiyorum. Zira Ankara’daki bu serginin yapıldığı bina gerçekten çok özel bir yer. Mimarisinden tutun da kapısından giren çıkanlara kadar… Hatta. Ve hatta konumuna kadar. 

Neden mi? İktisadi Bağımsızlık Müzesi, ‘Taşhan’ olan adı ‘Ulus’a evrilen, eski Ankara’nın tam merkezinde.

Karşısında, yetkilerini Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’ya devrederek Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı yöneten ve ardından Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu dünyaya ilan eden 1. Büyük Millet Meclisi binası var.

Hemen altında, Mustafa Kemal Paşa’nın, önünde, Cumhuriyet’in kurucuları ve o unutulmaz peleriniyle görüntülendiği 2. Büyük Millet Meclisi binası uzanıyor. Karşısında, Cumhuriyetimizin ilk balolarının verildiği Ankara Palas var, bugün Devlet Konukevi.

Bu Başkent mimarisinin akışı, aşağı doğru ‘19 Mayıs Stadyumu’na ve karşısında ‘Gençlik Parkı’na uğrayarak Ankara Garı’na ulaşıyor. Mustafa Kemal Paşa’nın, içindeki Direksiyon Binası’nı Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında ‘Başkomutanlık Karargâhı’ ve ‘konutu’ olarak kullandığı Ankara Garı!

İş Bankası İktisadi Bağımsızlık Müzesi’nin ‘Çankaya’ya doğru karşısında ise Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı simgeleyen Ulus Heykeli var. ‘Atatürk Bulvarı’nın başındaki heykelin arkasından Ankara Kalesi’ne doğru ‘Anafartalar Caddesi’ uzanıyor.

‘Konum’ demiştim! Nasıl ama, hiç cep telefonunuzdan attığınız ‘konum’la beraber bir ‘ulus’un kurtuluşunun ve bağımsız bir devlet kuruluşunun tarihini de paylaşmış mıydınız?

Atatürk’ün emriyle Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk özel bankası olarak kurulan İş Bankası’nın  İktisadi Bağımsızlık Müzesi, işte tam bu ‘ulus’un kurtuluşunun ve kuruluşunun kalbinde. Müzeye gittiğinizde, bu eşsiz mimari manzumeyi aklınızda tutup, mümkünse hepsine bir uğrayıp, Başkent’in kuruluşunun çarpıcı hikâyesini bir aklınızdan geçirin isterim…

Sergiye gelince… ‘Yaşasın Cumhuriyet’ sergisini henüz görmemiş olanlar, İstanbul müzesindeki kısa turu aşağıdaki videodan izleyebilir.

Şubeden, müzeye...

Gelelim tekrar Ankara’daki müze binasının özel tarihine. Bu bina İş Bankası’nın 3. Genel Müdürlük binası olarak 1929 yılında hizmete alınıyor ve 2019 yılında müzeye dönüştürülüyor. Binadan içeri girdiğinizde o yıllarda bina nasıl kullanılıyorsa birebir şekilde düzenlendiğini göreceksiniz. 1925 yılında inşasına başlanan binanın mimarı İstanbul doğumlu levanten Giulio Mongeri.

İstiklal Caddesi’ndeki St. Antoine Katolik Kilisesi, Maçka Palas, Karaköy Palas ve Taksim Meydanı’ndaki Cumhuriyet Anıtı’nın kaidesi ile çevre düzenlemesi de dahil olmak üzere daha birçok yapıda Mongeri’nin izleri var. Kendisi eklektik üsluba sahip bir mimar. Bu binada da ‘mukarnas’ başlıklı sütunlar, Selçuklu sanatından tanıdık detaylar ve Osmanlı mimarisi bir arada.

Müzedeki binanın maketine tepeden bakıldığında, binanın ikizkenar bir üçgen şeklinde tasarlandığını görüyorsunuz. 1956 ve 73 yıllarında, -güncel ihtiyaçlar doğrultusunda- arkaya doğru eklemeler yapılmış.


Müzenin girişi

Müzeye girdikten hemen sonra başınızı kaldırıp yukarı bakarsanız, sizi enfes bir vitray karşılıyor. Vitray, mimaride ‘örtü sistemi’ olarak adlandırılan amaç için kullanılmış; içeriye doğal bir ışık girmesine olanak sağlıyor.

Vitrayda bir banka yerine daha çok bir postanede olmasını beklediğim ilginç bir detay var. Zira vitraya dikkatle bakıldığında ortadaki figürün Yunan mitolojisinde
Hermes olarak bilinen, Roma mitolojisinde ise Merkür olarak bilinen ulaşım, ticaret ve haberleşme tanrısı olduğunu görüyorsunuz. Başlığındaki ve sandaletlerinin üzerindeki kanatlar, Hermes’innne kadar hızlı olduğuna yapılan bir göndermeymiş. Elinde tuttuğu yılanlı asa da, onun uzlaştırmacı / barışçıl gücüne bir simge…

Hermes/Merkür vitrayı

Atatürk asansörü

Müzenin ‘banka dönemindeki yönetim katı’ da olarak bilinen birinci kata çıktığınızda, girişte, ‘Atatürk asansörü’ olarak bilinen asansörü görecekseniz. 22 Ekim 1929 tarihinde binayı ziyarete gelen Gazi Mustafa Kemal Atatürk, erken Cumhuriyet döneminde sıklıkla karşılaşılan bir asansör tipi olan bu tarihi asansörü kullanıp, bankanın kasalarının olduğu en alt kata inerek, Çankırı Caddesi’ne doğru açılan kapıdan çıkış yaparmış. Asansör aslında halen çalışır durumda, ancak başına bir iş gelmemesi adına kullanıma kapalı.



Weinberg ve Atatürk imzası aynı karede

Yönetim katındaki fuaye alanına girdiğinizde karşı tarafta bizi ressam ve fotoğraf sanatçısı Weinberg imzalı bir yağlı boya Atatürk resmi karşılıyor. Tablodaki tek imza Weinberg’e ait değil, tablo ayrıca bizzat Atatürk tarafından 1932 yılında imzalanarak, İş Bankası İskenderiye şubesine armağan ediliyor.

‘Dur yolcu’ ve bak: Weinberg, Atatürk'ü, göğsünde İstiklal Madalyası’yla resmetmiş. Madalyada kullanılan kumaşların sembolik anlamları var. Kırmızı, cephelerde yer aldığını, yeşil Meclis’teki varlığını simgeliyor.


Mavi Salon

Atatürk’ün 1929 yılında ziyaret ettiği binada bulunan Mavi Oda, ismini odadaki mavi rengin hakimiyetinden almış. Atatürk binaya yaptığı ziyaret sırasında mavi odanın tasarımını o kadar beğenmiş ki, odanın iç tasarımını yapan Selahattin Refik Sırmalı’dan Çankaya Köşkü’ndeki çalışma odasını da tasarlamasını istemiş.

Bu iki odayı karşılaştırdığımızda dekorasyonda ne kadar benzeştiklerini görmek mümkün. 1920’li yıllarda Fransa’da ortaya çıkan ve pek çok farklı disiplini etkisi altına almış olan Art Deco akımından ilhamla tasarlanmış bu odalar.

(Soldan sağa) İş Bankası İdare-i Merkeziye İkinci Müdürü Osman Nuri Bey, Sinop Mebusu ve İş Bankası Yönetim Kurulu Üyesi Recep Zühdü (Soyak) Bey, Atatürk, İş Bankası Genel Müdürü Celal Bayar, Atatürk'ün Başyaveri Rüsuhi (Savaşçı) Bey, İş Bankası İdare-i Merkeziye Müdürü Fethi Halil Bey.

Mavi Oda, 1929’dan beri aynı mobilyalarla korunuyor

Velhasıl, sevgili Ankaralılar ve Ankara’ya yolu düşenler; müzedeki sergileri gezmeden önce müze olarak kullanılan binanın ve muhitin kendisine bile sadece 2-3 saat ayırmanızı tavsiye ederim. Yazıyı dev bir ansiklopediye çevirmemek için diğer detayları buraya aktarmak istemiyorum.

Ancak, bonus olarak şaşırdıklarım arasına bir bilgi daha ekleyeyim; 2000 yılında İş Bankası’nın beşinci genel müdürlük binası olarak İstanbul’da hizmete giren İş Kuleleri’nin inşaatının bitiminin ardından, piyanist Kerem Görsev binanın çatı katında bulutlarla eş seviyede bir caz konseri vermiş.

Yükseklik korkusu olmayanlar için Kerem Görsev bestesi ‘Flying Notes’u ve klibini aşağıya bırakıyorum.

İstanbul’da devam eden sergiyi de adıyla hatırlatırken hiç unutmayalım: Yaşasın Cumhuriyet!..



TIKLAYIN | Ankara’daki bu binada 27 Kasım’a kadar ‘şah-mat’ sesleri yükselecek!

 

Yazarın Diğer Yazıları

Deprem çocuğunun 'şah ve mat'ı: Hena, enkaz altında kalan satranç kupasına nasıl kavuştu?

"Enkaz altında kaldığına üzüldüğün, manevi değeri en fazla olan şey senin için neydi?”

‘Türkiyeli kadınlarda porno’, ‘Müstehcen’ belgeseli gibi yapımların yaratıcısı olan ve artık porno yönetmeni olarak anılmak istemeyen Mihriban Tandoğan anlatıyor

'Müstehcen' belgeselinin yönetmeni Mihriban Tandoğan'ın kapısını çaldım; belgeseli, son görüşmemizden bu yana neler yaşadıklarını, OnlyFans'te neler olduğunu ve sansürü konuştuk.

Üç Michelin yıldızlı dünyanın en iyi restoranı, tüm tehditlere rağmen et menüsünü çöpe atıp neden vegan bir restoran oldu?

Et yiyen çoğu insan Amazon’u yok etmek istemiyor. Amazon’un korunmasından yanalar. Ne yazık ki marketlerden aldıkları etler ile ormansızlaşma arasındaki bağlantıyı fark edemiyorlar.