16 Nisan 2024

Su Yücel: Beyoğlu'nun kendi ruhuna kavuşmasını bekliyorum

Su Yücel uzun yıllardır İstiklal Caddesi'nin sakini. Atölyesinde farklı disiplinlerde üretimlerde bulunuyor. Yücel, 2013'ten bu yana Taksim'in betonlaştığını ifade ederek ekliyor: "Beyoğlu kendi ruhuna kavuşmalı"

Su Yücel

Su Yücel, yıldızlar karması büyük bir ailenin sanatçı üyesi. Çocukluğunda başlayan resim serüveni onu sanatın farklı dallarında üretimler bulunmaya götürdü. Seyahat etmeyi çok seven sanatçı yayınladığı belgeselleri ile de dikkat çekiyor.

Yoğun çalışma ritmine sahip olan Yücel, geçmişte Beyoğlu'nun kendisine verdiği ilhamla resim bilmeyenleri atölyesinde resim ile buluşturdu. Tarlabaşı Toplum Merkezi'nin daveti üzerine 2010 yılında semtin sakini kadınlarla birlikte resim yaptı ve bu çalışmalar sergiye dönüştü. Her üretimi farklı renkler ve enerjiler ortaya çıkarıyor. Ailede bir yaşam biçimi olan şiirin eserlerinde yer aldığını söylemek de mümkün. Atölyesi uzun zamandır İstiklal Caddesi'nde olan sanatçı gerçek anlamda Beyoğlu'nun nabzını tutma şansını yakalayanlardan. Sanatçı Beyoğlu'nun kendisine çok şey kattığını söylüyor. Biz de hemen eklemeliyiz ki Su Yücel ürettikleriyle yıllardır Beyoğlu'nu güzelleştiriyor. Sanatçı, sorularımızı yanıtladı…

- Beyoğlu ile ilk tanışmanızın hikâyesini merak ediyorum. İlk duygularınız ve o müthiş gözlem yeteneğinizden süzülenler nelerdi?

Kendimi bildim bileli Beyoğlu'na gitmişimdir. İlk anım Kanlıca'da otururken. Can her zaman tiyatro çevirileri yapardı. Evimize tiyatrocular gelirdi, tiyatrocular ile çalışırdı. Babam 70'lerde Adana'da hapisteydi. Bir gün Ulvi Uraz, annem ve kardeşlerimle bizi Küçük Sahne'de tiyatroya davet etmişti. Oyun başladı. Biz ön sıralarda oturuyorduk. Müthiş bir oyundu. Çok etkilendim, çok heyecanlandım. Oyun bitti. Arkama döndüm, oyunda bizden başka bir kişi daha vardı. Çok üzüldüm, ağladım. Bu kadar iyi bir oyunu, insanlar niye izlemediler, neden gelmediler diye üzüldüm. Ne çileli bir meslekmiş. O zaman bunu anladım.

- İstiklal Caddesi'nde atölyeniz ne zamandan beri var?

Fransa'da akademiyi bitirdikten sonra 1988 senesi gibi atölyemi Cihangir'de kurdum. O dönem çok renkli, hareketliydi. Her meslekten insanla tanışabiliyordunuz. O dönem resim yaparken aynı zamanda Yeşilçam'da sanat yönetmenliği de yapıyordum.

"Sinemalar hınca hınç doluydu"

- İlerleyen süreçte Beyoğlu ile özellikle İstiklal Caddesi ile ilişkiniz nasıl oldu? Nerelere giderdiniz ve neler yapardınız?

Sinema günleri olurdu. Emek Sineması'nda bir gün yaşlı bir hanımla karşılaştım. Hanım gün boyunca bütün seanslara girmiş. Bitkin bir şekilde "Artık girdiğim filmlerden bir şey anlamıyorum" dedi. Birlikte güldük ben de "Günde bir film seyredin" demiştim. Hâlâ aklımdadır. O dönem sinemalar hınca hınç doluydu. Herkes meraklıydı. Caz festivallerine gidilirdi. Miles Davis konserine gitmiştim. Beni çok etkilemişti. Müziğe yeteneğim hiç yoktur. O konser o kadar beni içine aldı ki birden kendi kendime "Resim yapıyorsun ama hiç resim yapmamış insanlar da benim konserde heyecanlandığım gibi resim yapmak isteyebilirler" diye düşündüm. Bana Beyoğlu bu kapıyı açtı. Hiç resim yapmamış insanlarla atölyeler kurdum, belgeseller yapıyorum. Beyoğlu çok şey kattı bana.

"Bugün Beyoğlu ters yüz oldu"

- Beyoğlu sizin için o zaman neyi simgeliyordu? Ve şu anda neyi simgeliyor?

Beyoğlu'nun iki yüzü var. Son 30 seneden beri büyük bir değişim geçirdi. Bir yüzü Osmanlı'dan beri Batı kültürünün ağırlıklı olduğu ana cadde, diğer yüzü Beyoğlu'nun arka sokakları. Bugün Beyoğlu ters yüz oldu. Arka sokaklar ve kültürü ana caddeye çıktı. 2013'ten beri Beyoğlu ve Taksim betonlaştı. Ve büyük bir kültür değişimine uğradı. Bu değişim de Beyoğlu'nun bozulmasının somut göstergesidir.

- ⁠Beyoğlu ve İstiklal caddesi artık neyi simgelemeli ve değişimi nasıl olmalı? Burada sizin buralarda neleri görmek istediğinizi merak ediyorum.

Beklediğim Beyoğlu'nun kendi ruhuna, tarihine ve kültürüne yeniden kavuşmasıdır. Herkesin belleğinde farklı bir biçimde Beyoğlu yer alıyor. Herkes kendi duygularını ona yüklüyor ve Beyoğlu'nu oluşturuyor. Herkesten bir parça içeriyor. Ne kadar anı biriktirirsek geleceğe, yaşanır bir dünyaya ulaşması da kolay olacak.


Yarın: Cem Selcen anlatıyor...

Yazarın Diğer Yazıları

Mevhibe Turay: Gırgır'ın satışında inanılmaz şeyler yaşandı, polislerle giriş-çıkış yasaklandı, hazırlanmış sayfalar basılsın diye camdan atıldı!

"O dönem üniversiteye giden arkadaşlarımız babalarının 4-5 katı maaş alıyorlardı. Oğuz Aral'a bu konuda hiç kimse haksızlık edemez. Sigortasızlık, Simavilerle ilgili artı bir de -daha yüksek bir para kazanabilme adına- tercihti. Hapishaneden karikatür gönderen arkadaşlara malzeme gönderirdik"

Kemal Gökhan Gürses: 12 yaşında çizmeye başladım, para ödemeleri heyecan vericiydi 

"Koşa koşa gidip kendime çizmeyi hep hayal ettiğim Schoeller marka kağıt ile iyi tarama ucu ve mürekkep aldım. Kalan parayla da yanlış hatırlamıyorsam bir kadife pantolon almıştım. Oğuz Abi bize her zaman iyi ödemeler yaptı..." 

Levent Cantek: 12 Eylül diktası yüzlerce insanı öldürdü, kaybetti, sürgün etti; Gırgır o rejimi gerçekten rahatsız etseydi yayımlanamazdı

"Gırgır'ın muhalifliği daha çok bulvar gazetelerini andırıyordu. Komik manşetleri olur o tür gazetelerin, içeride de vatandaşı kollayan ve hesap soran pahalılık haberleri. İşaret parmağını sallayan ve bağırarak 'yazan' köşe yazarları olur. Haldun Simavi gazeteleri nasılsa Gırgır da o kadar muhalif ve politikti"