11 Nisan 2024

30 yıl sonra Beyoğlu: Yeni başkan, yazarlar ve sanatçılar anlatıyor

"Beyoğlu artık bitti" denildiği zamanlarda bile hakkında konuşulması bitmediğini gösterirken soruyoruz: Cihangir varken Beyoğlu hiç biter mi?

Fotoğraf: Ara Güler

Çok eski zamanlarda içinde derelerin aktığı, üzerinde poyrazların estiği platosuyla bir vadi olan Beyoğlu 16. yüzyıla uzanan tarihiyle simgesel bir yer. İlk çağlara dayanan geçmişinde Sykai (incir), Galata (süt) ve Pera (öte, karşı yaka) isimlerini taşır. Evliya Çelebi'nin anlatılarında bağlarla çevrili, gönül açıcı ferah köylerin olduğu bu yer, İstanbul'un Fethi'nden sonra Beyoğlu adıyla anılır.

Kilise, sinagog ya da camii

Beyoğlu içindeki mücevher zarafetindeki binaları, muhtelif inançların kutsal mekanları, kültür odakları ve sakinleri ile göz alıcıdır. Taksim Meydanı'ndan Tünel'e uzanan, tarihte Cadde-i Kebir ya da Grand Rue de Pera olarak adlandırılmış İstiklal Caddesi ile Galata'dan aşağılara doğru inen muhiti hep gözdedir.

Beyoğlu, ilklerin de ev sahibidir. Araştırmalar tersane, tramvay, tiyatro, sinema ve hatta iddiaya göre yapılan ilk camiinin onun bağrından çıktığını söylüyor. İstanbul'un simgesi haline gelmesi bu yüzdendir.

Fotoğraf: Ara Güler

Sağda geçen 30 yıl

Türkiye'nin en havalı yeridir Beyoğlu. En ünlü caddesi İstiklal günün her saati hiç yorulmadan misafirlerini ağırlar. İsteyenlere aşk, eğlence isteyenlere filmlere konu olacak türden maceralar yaşatır. Aradığınız her ne ise fazlasını bulacağınızı garanti eden tek yerdir. Bulmanız için tek koşul aramanızdır. Aksi halde sizinle ilgilenmez ve en fazla Meydan'da bir ıslak hamburger yedirip geldiğiniz yere gönderir. Bu haliyle övgüye değerdir ve geçip giden uygarlıklar İstanbul'a, İstanbul ise Beyoğlu'na meftundur.

İktidarlar güce meraklıdır, güçlerini gösterebilecekleri gözde mekanları çok önemser. Bu nedenle Beyoğlu her dönem siyasi iklimin net şekilde hissedildiği yerlerin başında gelir. İçindeki 45 mahalle ile son otuz yılını sağcı partilerin yönetiminde geçiren Beyoğlu, 2004 yılından bu seçime dek AKP iktidarının belediyecilik anlayışına uygun olarak yönetildi. Başlarda belli edilmese bile değişim zamanla zorunlu kılındı. Farklı bir Beyoğlu inşasına niyetlenildi ama son sözü Beyoğlu'nun söyleyeceği hesaba katılmadı.

Gezi'den önce

Beyoğlu'ndaki dönüşüm için aslında Gezi Direnişi öncesine bakmak zorunlu. Taksim Meydanı'nda 2009 yılında kutlanan 1 Mayıs'ta değişim için net adımlar atıldı. 30 yılın ardından ilk kez yapılan 1 Mayıs'a polis, eylemcilere gaz bombaları atarak ve coplayarak katıldı. Onca yıl sonra daha eşit bir dünya özlemi için alana çıkanlar Cihangir'den Harbiye'ye pek çok yerde göz altına alındı. Türkiye soluna bir mesaj verilmeye çalışıldı. Ardından 2010 yılı 1 Mayıs ve "İnternetime Dokunma" yürüyüşleri (2011) olaysız ama gerilimli protestolara dönüştü.

Kalk oradan!

Bu süreçte Beyoğlu Belediyesi değişim için kendi formülünü buldu. Yıllardır ruhsat ve vergi gibi konularda özellikle alkol satan işletmelere sürekli yaptırım uygulayan Belediye, zabıta aracılığıyla 2011 yılında mekanların önündeki masa ve sandalyelere ceza keserek bu işi hızlandırmaya karar verdi. Tepkiler çığ gibi büyüdü.

Beyoğlu'nda masa ve sandalyele yasakları protestolarından

İlerleyen günlerde yapılan "Sokak Hayvanları" (2012) yürüyüşü yüksek katılımı ile ses getirdi. LGBTİ+'nin 2003 yılında 15-20 kişi ile başladığı yürüyüş 2010'lara gelindiğinde binlerce kişinin katıldığı eyleme dönüşmüştü. Elbette İstiklal'de yapılan tüm bu eylemler, iktidarın asabını fena halde bozdu. Uygulanan şiddet aslında bu asap bozukluğunun da bir tepkisiydi. Ancak Newton'un kulaklarını çınlatırcasına Etki Tepki Yasası devreye girdi ve Gezi Parkı eylemlerinde başkalarının da asabının bozulduğu anlaşılmış oldu.

Gezi protestoları sırasında İstiklal Caddesi

Gezi Parkı olayları Beyoğlu'nda yapılan en büyük sivil itaatsizlik eylemi olarak tarihe geçti.

Gezi protestoları sırasında İstiklal Caddesi  

Hemen sonrasında olan 15 Temmuz ise neredeyse tüm toplumsal muhalefetin önünü kesti. Yürüyüşlerin sürekli gerçekleştiği İstiklal Caddesi son 10 yıldır sadece yayaların gezdiği bir yere dönüştü. Cadde ve Taksim Meydanı çevre düzenlemeleri ile kimliğini yitirirken son yıllarda defalarca döşenen taşların yapıldıktan birkaç gün sonra yerinden oynamaya başlaması reva görülen kalitesizliğin de adeta kültürel simgesi oldu.

Müdavimler gitti

Evet, Gezi sonrasında mekanlara uygulanan yaptırımlar Beyoğlu müdavimlerini uzaklaştırmaya yetti. İstenen olmuştu. Kimse sürekli gaz atılan ya da oturduğu masanın altından alındığı bir ortamda eğlenmeyi tercih etmedi. Beyoğlu kültürel anlamda pek çok mekanını zamanla kaybetti. Babylon, Jazz Cafe, Hayal Kahvesi, Refik Meyhanesi, Merih Meyhanesi, Maksim Gazinosu, Denizler Kitabevi, Robinson Crusoe, SinePop, Emek ve Alkazar artık hayal meyal anılarımızda. Listeyi uzatmak da mümkün. Bu esnada yeni yerler keşfedildi ve Beşiktaş ile Kadıköy sığınak görevi gördü.

Geldiler ve gitmediler

Beyoğlu yine de eğlence merkezi olma özelliğini yitirmedi. Yerli ziyaretçiler bölgeyi yavaş yavaş terk ederken Orta Doğu coğrafyasının sakinleri Beyoğlu'na coşkuyla geldiler ve gelmeye devam ediyorlar. Terk etmeyi de hiç düşünmediler. Öyle ki Taksim'de 13 Kasım 2022'de gerçekleşen bombalı saldırının ertesi günü İstiklal Caddesi'nde onlar vardı. Geçen sene gerçekleşen depremden sonra tüm Batılılar koşarcasına kaçarken onlar Beyoğlu'ndaydı. Buradan Beyoğlu esnafı ve elbette Vergi Dairesi adına onlara kocaman bir teşekkür yollamak boynumuzun borcu.

Beyoğlu biter mi?

Herkes Beyoğlu'nun değiştiğini söylüyor. Çünkü İstiklal Caddesi, mekanlarındaki müzikler ve tabelalarındaki fontlarla yüzünü yavaş yavaş Doğu'ya döndü. Son 10 yıldır gelen İran, Lübnan, Suriye, Irak, Mısır ve Cezayir vatandaşları özellikle Beyoğlu'nun kısmen başka bir yer yaptı. Kendi ihtiyaç ve zevklerini karşılayan, kendi dillerini konuşan yerleri yarattılar.

İstiklal Caddesi kent ve ülke belleğinin en önemli yerlerinden. Circle D'Orient'ten 6. Filo eylemlerine, Cumartesi Anneleri'nden Feminist Gece Yürüyüşü'ne uzanan tarihi ile bizlere çok şey anlatıyor. "Beyoğlu artık bitti" denildiği zamanlarda bile hakkında konuşulması bitmediğini gösterirken soruyoruz: Cihangir varken Beyoğlu hiç biter mi?

Feminist Gece Yürüyüşü (2018)

Gidenler döner mi?

Son yerel seçimlerde CHP'li İnan Güney'in Beyoğlu Belediye Başkanı olması ile yeni bir dönemin başladığına kesin gözüyle bakılıyor. Artık zabıtanın eğlence mekanlarını zorlu kurallarla bezdirmeyeceği, son beş senedir hayata kazandırılan kültürel miras simgelerinin artarak çoğalacağı ve çevre düzenlemeleri ile zevkli bir dönemin başlayacağı umutlar arasında. Sinemaların, tiyatroların, eğlence mekanlarının müdavimleri ile geri dönmesi için gün sayılıyor.

İşte bu eksende kişisel tarihlerinde önemli bir yer tutan Beyoğlu'nu Ahmet Ümit, İnan Güney, Murat Germen, Su Yücel, Cem Selcen, Aylin Aslım, Uğur Yücel ve Tuğrul Eryılmaz ile konuştuk.

Yarından itibaren söz onlarda…


Yarın: Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney anlatıyor...

Yazarın Diğer Yazıları

Massive Attack: Dev ekran ve miting konser

İstanbul birbirinden ünlü isimlerin konserlerine ev sahipliği yapıyor. Ancak Bonus Parkorman'ın bu yazın en etkileyici ismini yani Massive Attack'ı ağırladığını söylesek yanlış olmaz. Massive Attack, İstanbul'da bir kez daha müziklerini anlamlandırmak için politikayı cesurca kullandı

Hasta cephesi: 14 yıldır süren dava, mahkemeden istendiği halde sunulmayan belgeler, bağımsız doktorların çekincesi...

Sırma Hande Sayın: "Bilirkişi, fotoğrafı ve tomografiyi değerlendirmeden 'doğum komplikasyonu' diye rapor verdi. Altıncı bilirkişi raporu da kopyala yapıştır olarak geldi. Yargıtay'da 'Ailenin iddiaları ve çocuğun küvözdeki fotoğrafları değerlendirilsin' denildi ama hâlâ iddialarımız değerlendirilmiyor. Yine hastane vermediği için dosyamızda hastane aydınlatılmış onam formumuz yer almıyor. Oysa Yargıtay kararı 'Bilirkişi raporları aleyhte bile yazılmış olsa dosya içerisinde aydınlatılmış onam formu yoksa bu dava ailenin lehine sonuçlanır' diyor"

Prof. Dr. Talat Kırış: Hastanın malpraktis olarak değerlendirdiği şey çoğu zaman komplikasyondur

"Hata dediğiniz şeyi önlemenin bir yolu sürekli eğitimdir, diğer yolu ise çalıştığınız ortamda ekip ve ekipman olarak şartların en üst seviyede olmasıdır. Hata bu şekilde önlenir ama uzun zamandır Türkiye'de bunun tam tersine gidiş var"