02 Haziran 2024

Mevhibe Turay: Gırgır'ın satışında inanılmaz şeyler yaşandı, polislerle giriş-çıkış yasaklandı, hazırlanmış sayfalar basılsın diye camdan atıldı!

"O dönem üniversiteye giden arkadaşlarımız babalarının 4-5 katı maaş alıyorlardı. Oğuz Aral'a bu konuda hiç kimse haksızlık edemez. Sigortasızlık, Simavilerle ilgili artı bir de -daha yüksek bir para kazanabilme adına- tercihti. Hapishaneden karikatür gönderen arkadaşlara malzeme gönderirdik"

Mevhibe Turay

Mevhibe Turay, gazeteci olarak başladığı kariyerine Oğuz ve Tekin Aral'ın asistanlığını yaparak devam etti. Gırgır'ın çizgi dışındaki tüm idari işlerini yöneten Turay, derginin satışına dek Aral kardeşlerle çalıştı. Mevhibe Turay, sürecin neredeyse her aşamasına tanıklık etmiş bir isim olarak sorularımızı yanıtladı.

- Gırgır maceranız nasıl başladı?

Çalıştığım gazetedeki ek kapanınca işsiz kaldım. Sonrasında 1978 yılında Fırt dergisinde yönetici asistanı olarak Tekin Aral ile çalışmaya başladım. Ancak Gırgır ile aynı katta ve aynı kadro ile çalışıyorduk. Böyle olunca Oğuz Aral da bana işler vermeye başladı. Gırgır'daki derginin yönetiminde karikatürün dışındaki alanlardaki idari büyük açıktan dolayı aklınıza gelebilecek her türlü konu bana gelmeye başladı. Derginin satışından, satın almalara, her hafta gelen karikatürist çocukların işlerinin dosyalanmasından ücretlerinin ödenmesine kadar her şey ile ilgileniyordum.

- Her zaman her iki dergi ile mi ilgilendiniz?

Evet, işler hep birlikte gitti.

- Genç çizerler hangi gün geliyordu ve nasıl bir işleyiş vardı?

Pazartesi günleri genç çizerler gelirdi. Öncelikle benimle görüşüyorlardı. Ben onların karikatürlerini dosyalıyordum. Oğuz Aral geldikten sonra o dosyaları kendisine iletiyordum. Aral, tek tek gelen arkadaşlarla görüşüyordu.

- Oğuz Bey dosyalarda işlere bakıyordu sonrasında beğenip satın aldıklarına makbuz veriyordu. O makbuzla tekrar size mi geliyorlardı?

Evet önceleri ben ödemeleri yapıyordum. Sonra muhasebe ödemeye başladı.

- Derginin gönderildiği bir protokol listesi var mıydı?

Evet, mesela yıllarca Abidin Dino'ya dergi gönderdim. O dönem yurt dışında yaşayan yasaklı isimlere de dergi gönderiyordum. Bütün okuyucu mektupları bana geliyordu. Dünyanın her yerinden dergiye mektuplar geliyordu.

- Çizerlere çok iyi ödemeler yapılıyormuş. Diğer çalışanlara da iyi maaş veriliyor muydu?

Çok, bana göre çok. Herkesin fikri nedir bilmiyorum ama bence çok veriliyordu. O dönem yirmili yaşlarda ve üniversiteye giden arkadaşlarımız babalarının 4-5 katı maaş alıyorlardı. Oğuz Aral'a bu konuda hiç kimse haksızlık edemez.

- Sadece sigorta ödenmemesi meselesi varmış. Sanırım Simavilerle ilgili bir durum. Siz ne dersiniz?

Simavilerle ilgili artı bir de tercihti. Daha sonraki dönemde de tercihlerini o konuda kullanabilirlerdi. Hani daha yüksek bir para kazanabilme adına da olabilir öyle de bakabiliriz konuya.

Mevhibe Turay, Gırgır'da çalışırken

"Cezaevindeki çizerlerin karikatürlerini yayımladık"

- Mektuplardan söz ettiniz. Kimlerden gelirdi?

Daha çok Gırgır dergisi ve Oğuz Aral'a okurlardan mektup gelirdi. Seksen sonrası hapishaneden karikatür gönderen arkadaşlar vardı. Biz bu karikatür gönderen arkadaşlara, hapishanelere malzeme gönderirdik. Onlar da karikatürlerini gönderirlerdi. Oğuz Aral'ın desen çalışmalarından ve dergi gönderirdik. Sonra o cezaevinde karikatür çizen arkadaşların "İçeriden Dışarıya Sevgilerle" isimli bir sergisi açıldı ve bir kitap olarak yayımlandı.

- Oğuz bey ile çalışmak nasıldı? 

Onunla çalışmak bana göre mükemmeldi. Çünkü yaptığı işi mükemmel yapardı. Bir sürü konuda önceliği olan bir insandı. Türkiye'deki ilk pantomimi yapan, Vakko'nun defilesini ilk düzenleyen kişiydi. On parmağında on marifet olan biriydi. Yüreği sevgi dolu ama sevgisini yansıtamayan birisiydi. Genelde mizahçılar yüzleri çok gülen insanlar değildir, ciddi insanlardır. Sizi eleştirdiği bir şey olduğu zaman sizin ona bozulma ihtimaliniz hiç yoktu. Çünkü yaptığı eleştiri mutlaka çok gerçekçiydi ve sizi eleştiriyorsa gerçekten doğrudur. Onunla çalışmak inanılmaz bir şans ve çok büyük bir onur benim için.

Mevhibe Turay, Oğuz Aral ile Gırgır'da

"Baba baskısından kaçtılar"

- Dikkat ettiği şeyler neydi; mesafe mi yoksa sıcaklık mı? 

Duygusaldı ama belli eden bir yapıda değildi. Ve 89 yılının Ağustos ayı falandı sanırım. Biz Simavi'de çalışırken Hürriyet'in bünyesinde dergi çıkartmayı planlamıştık. Taşınacağımız gece dergiden ayrılan arkadaşlar oldu. Hıbır'a gidenleri o anda öğrendik. Oğuz Aral yıkıldı ve çok üzüldü: "Kızım bunlar para için değil baba korkusundan, baba baskısından kaçtılar" dedi. O kendini baba gibi görüyordu.

- En yakın arkadaşları kimdi Oğuz Bey'in? 

Mesela Bekir Coşkun, Adnan Kahveci, Aziz Nesin, Yaşar Kemal, Semih Balcıoğlu, Bedri Koraman, Zülfü Livaneli ve Neşet Ertaş gibi çok geniş bir yelpazeden arkadaşları vardı. O dönem insanlar birbirleriyle daha sevgi dolu yaşıyorlardı.  

- Çok mu çalışırdı?

Çok çalışırdı. Oğlu Seyit Ali'nin çocukluğunu neredeyse yaşayamadan büyütmüştür. Ayrıca onun evi, kapısını çalan bir sürü kişiyle dolup taşardı. Herkesin çekincesi olmadan geldiği bir evdi. Son derece mütevazı yaşardı.

- Türkiye için Gırgır dergisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Topluma çok önemli mesajlar veren ve aydınlanması için çok çalışan bir yayın organıdır. O dönemde en fazla muhalefeti yapan yayındı. 1980 yılında darbe olduğu zaman ve dergi kapatılıp açıldıktan sonra ilgi daha fazla arttı. Ahlaki değerlere de çok önem verirdi. Dergi için her hafta bir sürü espri bulunurdu ve bu değerlere göre onlar seçilirdi. Toplumu aydınlatabilmek için zihinlere mizahla girmek en büyük araç Ayrıca genç insanlara karikatür çizerek geçimlerini daha rahatlıkla sağlayacakları bir ortam yarattı. Karikatürün meslek haline gelmesine ön ayak oldu.

"Komutanlar şunları çizmeyin diye arardı"

- O dönemde nasıl tepkiler gelirdi? 

80 yılında şunu çizmeyeceksiniz diye çok telefonlar, çok tehdit mektupları gelmiştir. Ben "Şurada komutanım, şunları çizmeyeceksiniz" diye sıkıyönetim döneminde telefonlar aldığımı biliyorum. Oğuz Aral'ı aramışlardır ama o olmayınca ben muhatap olduğum için şahit oldum.

- Satış sürecinde Oğuz Bey'in çok sarsıldığı söyleniyor?

En fazla tanıklık edenlerden biriyim. İnanılmaz şeyler yaşandı. Yukarıda Ertuğrul Akbay'ın çalışma alanı vardı, biz alt kattaydık. O, o dönem Turgut Özal'ı arıyor. Polisler geldi. Oğuz Aral o esnada Almanya'daydı. Tekin Aral dergiye geldi. Rahmetli Adnan Kahveci ile konuştu. Zaten yakın arkadaşlardı. Bir sürü polis derginin koridorlarında dolaşıyordu. Derginin de o gün baskı günü, basılması gerekiyordu. Galip Tekin hazırlanmış sayfaları bir şekilde basılsın diye camdan attı. Çünkü giriş çıkışlarımız yasaklanmıştı. Çekmecedeki pasaportlarımıza dek el koydular. O dönemde davalar açıldı ve yıllarca sürdü.   

- Oğuz bey de çok etkilendi değil mi?

Çok etkilendi. Gerçekten bir dönem hayata küstü. Bu olayın arkasından "Avni" dergisi çıkmaya başladı ama travmatik oldu, büyük kırgınlıklar yaşandı. Elindeki çocuğu alındı ve yok edildi.

Yazarın Diğer Yazıları

Massive Attack: Dev ekran ve miting konser

İstanbul birbirinden ünlü isimlerin konserlerine ev sahipliği yapıyor. Ancak Bonus Parkorman'ın bu yazın en etkileyici ismini yani Massive Attack'ı ağırladığını söylesek yanlış olmaz. Massive Attack, İstanbul'da bir kez daha müziklerini anlamlandırmak için politikayı cesurca kullandı

Hasta cephesi: 14 yıldır süren dava, mahkemeden istendiği halde sunulmayan belgeler, bağımsız doktorların çekincesi...

Sırma Hande Sayın: "Bilirkişi, fotoğrafı ve tomografiyi değerlendirmeden 'doğum komplikasyonu' diye rapor verdi. Altıncı bilirkişi raporu da kopyala yapıştır olarak geldi. Yargıtay'da 'Ailenin iddiaları ve çocuğun küvözdeki fotoğrafları değerlendirilsin' denildi ama hâlâ iddialarımız değerlendirilmiyor. Yine hastane vermediği için dosyamızda hastane aydınlatılmış onam formumuz yer almıyor. Oysa Yargıtay kararı 'Bilirkişi raporları aleyhte bile yazılmış olsa dosya içerisinde aydınlatılmış onam formu yoksa bu dava ailenin lehine sonuçlanır' diyor"

Prof. Dr. Talat Kırış: Hastanın malpraktis olarak değerlendirdiği şey çoğu zaman komplikasyondur

"Hata dediğiniz şeyi önlemenin bir yolu sürekli eğitimdir, diğer yolu ise çalıştığınız ortamda ekip ve ekipman olarak şartların en üst seviyede olmasıdır. Hata bu şekilde önlenir ama uzun zamandır Türkiye'de bunun tam tersine gidiş var"