24 Şubat 2021

Yaşamak için ille de acı mı çekmek gerekiyor?

Öcalan'ın "Öldürelim, otorite olalım!" sözü...

Günlüğümün sayfaları arasında
dalıp gidiyorum,
34 yıl öncesine...

Diyarbakır, 8 Temmuz 1987
Kavurucu bir sıcak.
Helikopterler havalandı.
Başbakan Özal'la Pınarcık'a uçuyoruz.
Dağın yamacına beyaz taşlarla
kocaman yazmışlar:
"Ne mutlu Türk'üm diyene..."
Altımızdaki boz çıplaklığın ortasında
büyük, eski bir yapı. Etrafı duvarlarla çevrili.
Pilot yüzbaşı, "Süryanî Başkilisesi" diyor.
Anadolu'nun rengârenk kültür dokusunun etkileyici bir örneği daha...
Helikopterler tepeden tırnağa silahlı.
Pata pata sesleriyle Pınarcık'a alçalıyor,
bir tarlaya konuyoruz.
Ortalık toz duman.
Pervaneler durunca, önce bir sessizlik.
Köpek havlamaları.
Silahlı askerler...
Fişeklikleri göğüslerine sarmış köy korucuları...
Foto muhabirleri, televizyon kameramanları...
Başbakanlık özel korumaları...
Herkes telaş gösterisinde, Özal'ın
helikopterine doğru koşuşturuyor.
Tam bir curcuna.

Bir taş yığını.
Genç bir kadın, güzel bir kadın,
başında siyah yemenisi, taş
yığınına dayanmış,
hiç kıpırdamadan heykel gibi duruyor.
Gürültüyle ilerleyen o telaşe
kalabalığın farkında bile değil.
Dalıp gitmiş.
Bakışları bir noktaya takılmış.
Simsiyah, zeytin tanesi gözlerinin
içine keder değil acının katmerlisi oturmuş.
Ayaklarının dibinde bir kız çocuğu
şaşkın bakışlarla etrafında olan biteni
seyrediyor. Bir taşın üstüne büyücek
harflerle "Ahmet" yazılmış.
Soruyorum:
"Ahmet kim?"
Siyah yemenili kadın oralı bile olmuyor.
Başını şöyle bir benden yana çeviriyor,
sonra yine dalıp gidiyor.
Küçük kız da yanıtsız bırakıyor beni.
Bir erkek çocuk yanaşıyor:
"Ahmet benim amcam."
"Buraya mı gömdüler?
"Evet."
"Sadece o mu?"
"Hayır, beş kişi daha."
Siyah yemenili kadını işaret ediyorum:
"Bu kadın kim?"
"O karısı, bu da kızı" diyor taş yığının
önündeki küçük kızı işaret ederek.

Az ötede yanmış yıkılmış bir ev,
yanık kokusu...
Duvar dibinde beyaz kireçle çevresi
işaretlenmiş mezarlar.
"Şu siyah izler onların kanı" diyor
ihtiyar adam. Saçı sakalı birbirine karışmış.
"Kim onlar, kimin kan izleri?"

Hayret verici bir tevekkülle konuşuyor:
"Biri kızım, biri damadım,
beş de torun...
Gitti bütün aile..."
Mardin'in Ömerli ilçesine bağlı
Pınarcık mezrasındaki
vahşetin tablosu:
16'sı çocuk, 8'i kadın 30 Kürt'ün
bir gece baskınıyla öldürülmesi...
Yani PKK'nın insanlığa karşı işlediği
suçlardan biri...
Orta yaşlı bir köylü, bir Kürt yanıma yaklaşıyor.
"Zordur beyim!"
diye söze başlıyor.

Güneşin battığı yer kızıllaşmaya yüz tutmuş.
Hava kararıyor.
Helikopterlere attık kendimizi.
"Gazeteci milleti"nin işi bitmişti!
On yedi hanelik Pınarcık,
dağ başındaki bu dünyadan kopuk
küçücük mezra birazdan karanlığa
gömülecek, bir avuç sakini için uzun ve
sessiz bir gece daha başlayacak.
Helikopterler pata pata sesleriyle
ortalığı toz dumana boğarak kalkışa
geçtiğinde benim kulağım
o üç sözcükle uğulduyor:  

Zordur beyim, zor!  

Tarih, 28 Mart 1995. Cudi Dağı'nın eteklerindeki Görümlü Köyü'nün Nevru mezrası.
Mehmet Ali üç, Emine sekiz, Merune dokuz yaşındaydı. PKK baskının yaşandığı
mezrada bu katliamın fotoğrafını ben çekmiştim.

Bir katliamın fotoğrafı...

Günlüğümün sayfaları arasında
dolaşıyorum,
26 yıl öncesine gidiyorum

Silopi, 28 Mart 1995
Cudi Dağı eteklerinde bir mezra.
Burada bir bahar sabahı çektiğim
o fotoğraflar, cehennem fotoğrafları
hayatım boyunca hiç gözümün
önünden gitmeyecek, hafızamdan
hiç silinmeyecek o dehşet görüntüleri...
Görümlü köyünün Nevru mezrası.
Bir çocuk değil, iki çocuk değil,
üç çocuk teröristlerin gece baskınında ölen...
PKK'nın insanlığa karşı işlediği bir suç...
İkisi kız, biri oğlan.
Mehmet Ali üç, Emine sekiz, Merune
dokuz yaşında.
Kanlar içinde yan yana yatıyorlar.
Bebelerinin başında ağıt yakan analar...

Gözyaşlarını etraftan saklamaya
çalışarak toprak damın altında
bir köşeye sığınmış
sessizce ağlayan
koca koca adamlar...
Yanaklarından sicim gibi
gözyaşı dökülen kız çocukları...

İçim acıyor.
O kederli yüzleri, acılı gözleri
hiç unutamayacağım.
Bir bahar sabahı o kadınların
çaresizlik içindeki haykırışları
kulağımda hep çınlayacak.

Yaşamak için
ille de acı mı
çekmek gerekiyor?

Toprak damlı, kerpiçten bir ev.
Alt kat ahır
Üst katta yanık şilteler, yorganlar.
Hepsinde koyu kahveye kaçan renkte
kan lekeleri. Pencereye isabet etmiş
PKK roketi. İçeri girmiş, toprak zemini
de delmiş. Mehmet Ali, Emine, Merune
burada can vermiş. Uykuda yakalamış
ölüm onları. Korucu Selahattin İlhan,
bebelerin feryadına fırlamış elinde silah.
Tahta merdivenden
dama tırmanırken bir el bombası
patlamış üstünde.
Olduğu yerde kalmış. Üstünde bir battaniye,
çevresine çömelmiş ağıt yakan Kürt kadınları...
Dorukları karlı Cudi Dağı'nın güneydoğu
eteklerinde Allah'ın unuttuğu bir yer.
Irak sınırı bir saatlik yürüyüş mesafesinde.
PKK'nın Kuzey Irak'tan bölgeye sızarken
kullandığı en önemli iki boğazdan biri.
PKK saldırısı geceyarısı başlamış.
Telsiz kayıtlarına göre her biri
15-20 teröristten oluşan beş grup.
Önce Görümlü köyündeki piyade taburuna
çevre tepelerden roket atışı başlamış.
İki saate yakın hiç kesintisiz sürmüş.
Görümlü askerî deyişle biraz mahkûm
bir arazi. Yüksek dağlarla çevrili, çukur
bir yerde. Tabura roket atışı devam ederken,
Nevru mezrasına da saldırı başlatmış PKK.
Korucu mevzileri roket atışı altında tutulurken,
bir fedai grubu, askerî deyişiyle intihar timi,
üç bebenin katledildiği sızmayı gerçekleştirmiş...
Mezradaki odun deposunun yanında üç PKK'lı.
Kantarın az ötesinde kanlar içinde
yan yana yatıyorlar. Mumya gibi yüzleri,
sapsarı. Sinekler inip konuyor.

Desen: Selçuk Demirel

Bir korucu öfkeli:
"Hani cesetler nerede davası var ya...
Şimdi bunları arabaya koyup
çarşıda dolaştıracağım,
görsün herkes gözüyle.
Kayıpları üçten fazla.
Diğerlerini katır sırtında kaçırmışlardır.
İşte, kulak kesmeler, burun kesmeler
hep bu 'Hani cesetler nerede?'
davasından kaynaklanıyor.

Bir bahar günü Cudi Dağı'nın
yemyeşil eteklerinden, Nevru mezrasından
Silopi'ye doğru helikopterle uçuyorum.
İnsana yaşama sevinci aşılayacak kadar
güzel doğa görüntüleri altımızdan akıp
gidiyor. Bir yanda patlayan bahar,
öbür yanda patlayan silahlar.

Bilmem ki,
cennette cehennem yaratmak
insanoğluna mı özgü?..

Üst düzeyde bir istihbarat yetkilisinin
sözlerini anımsıyorum:

"Bölge halkı güçten korkar.
Devletten de korkar, PKK'dan da.
Apo da kanlı eylemleriyle
bu korkuyu bölge halkının yüreğine
saldı. Katliamları bunun için yaptı.
Halktan yardım sağladı.
Onları sindirdi.
Askere istihbarat vermelerini
önlemeye çalıştı. Gençleri bu yolla
kendi saflarına çekmek için
gayret sarf etti."
Apo'nun sözünü anımsıyorum:
"Öldürelim, otorite olalım!"

Toprak damda yan yana yatan
üç yaşındaki Mehmet Ali,
sekiz yaşındaki Emine,
dokuz yaşındaki Merune
gözümün önüne geliyor.
Fotoğraflarını çekerken ellerimin
nasıl titrediğini düşünüyorum.
Yaşamak için ille de
acı çekmek mi gerekiyor?..

Kürt sorunu notları
devam edecek.



Kürt sorunu notları 1 | Gare katliamı... PKK'yı suçluyorum, kınıyorum, iktidarı da sorumlu tutuyorum ve silahlar artık susmalı diyorum

Kürt sorunu notları 2 | Gönül ister ki kardeşçe yaşansın!

Kürt sorunu notları 3 | İŞKENCE... "Genç olsam dağa çıkardım!"

ETİKETLER

Hasan Cemal

Yazarın Diğer Yazıları

Barışın yolu önce PKK'nın silah bırakmasından geçiyor!

"Zamanın ruhunu okuyamayanlar, tarihin çöp tenekesine gider" diyen Öcalan'ın bugün hâlâ PKK'nın silah bırakmasını sağlayacak yegane güç olduğu kanısındayım

Ölmediler ama köklerinden sökülüp atıldılar!

O, bahara hasret, oğluna hasret. Baharın dağa gidip pancar toplayacak, pancarı satacak, biriktirdiği parayla oğlunu zindanda ziyaret edecek