06 Ekim 2019

Sömürü 2.0: İçerik tedarik siteleri

Elde kalan özgürlük değil, sadece güvencesizlik ve bir spor ayakkabıyı 500 kelimeyle anlatmaya çalışmakla geçen sıkıntılı zamanlar oluyor

"balıktın sen bi balıktın havuzda

ama çamurdu üstün başın

almadılar oyunlarına ve baktılar yollarına

sen ileriyi düşündün ilerleyemedin"

Adamlar

T24'te daha önce kaleme aldığım bir yazıda içerik kavramının internet fikriyatını nasıl ele geçirdiğini, SEO başta olmak üzere algoritmaların bu içerikleri nasıl tekdüze bir hâle getirdiğini ve dijital pazarlamanın, kâr amacı gütmeyen girişimleri bile nasıl kendi diline mahkum ettiğini tartışmaya çalışmıştım. Bu hafta biraz içerik üretim pazarından bahsedelim.

Freelance özgürlük mü?

Emeğin yeni medya teknolojileri ile ilişkisinin sıkı fıkı olmasından bugüne çokça duyduğumuz bir efsane var: Freelance çalışmak özgürlüktür, insanın kendi zamanını, kendi yaşam ritmini kendisinin belirleyebildiği avantajlı bir çalışma şeklidir. Yaratıcı emeğini mesai saatlerine feda etmek istemeyen, bu şekilde daha efektif bir rekabetin içerisinde yer alabileceğini düşünen çağımız beyaz yakalısı için, biraz da "cool" bir para kazanma şeklidir.

Çevrimiçi bir içerik tedarik sitesine çalışan bir freelance emekçi, bu tarz bir çalışmayı tercih etmesinin sebebini şöyle açıklıyor örneğin: "Zaman problemi olmaması beni freelance çalışmaya iten en büyük neden. Çalışma planımı yapmak benim elimde. Hangi saatlerde yazmalıyım, hangi konuları seçmeliyim tamamen benim sorumluluğumda oluyor. Yani beni daha özgür kılıyor. Ve yazma eylemi için gerekli olan tek şey bilgisayar ve internet. İki durumu sağladığım her yerde yazabiliyorum. Daha ne olsun zaman ve mekân sorunum yok".

Oysa, freelance çalışanların örgütlendiği ağlarda konuşulduğu gibi freelance çalışma yalnızlaşma, eve kapanma, kafelerde çalışmak zorunda kalıp çok para harcama, iş yetiştirme baskısı, ödenmeyen ücretler gibi birçok sorunla birlikte anılıyor. Gelirini temel olarak bu şekilde elde eden çalışanlar için, kendi özerk zamanını örgütleme meselesi bir hayal hâlini alırken, çalışanın zamanı, belki de mesai ile çalışanlardan daha kapsayıcı bir şekilde iş tarafından belirleniyor. Buna, gelen bütün işlerin, devamlılığın sürmesi kaygısıyla, kabul edilmesini de eklediğimizde, durmadan çalışılan bir yaşamla karşılaşıyoruz. Üstelik, aylık gelirin düzensizliği ile aylık giderlerin düzenliliğinin yarattığı anksiyetik ruh hâlini de es geçmemek gerekiyor.

Peki sermaye açısından freelance emek ne anlama geliyor? Yanıtı çok basit: istihdam yüklerinden, sigorta ve diğer sosyal ödeneklerden, eğitim masraflarından, idari giderlerden, üretken olmayan zaman için ödenen ücretlerden kurtuluş. Bu bize olsa olsa çok daha rafine bir sömürü çeşidini gösteriyor. Yaratıcı emeğin kapitalizm içerisinde daha etkin bir rol kazandığı zamanlardan beri, sermaye, emeğin ikame edilebilirliğini sağlamak; ucuzlatma, sıradanlaştırma, standartlaştırma ile üretkenliği arttırmak için uğraşıyor. Sermayenin temel dürtüsü, kavramayı uygulamadan ayırmak ve işçilerin uzmanlaşmış bilgilerini ve türdeş olmayan becerilerini basit emeğe indirgemek oluyor (bkz. "Bir Mücadele Olarak Kültürel İş: Freelance Çalışanlar ve Sömürü", içinde Marx Geri Döndü, çev. Gökçe Baydar, Notabene Yay., 2014). Yani aynı işi yapabilecek yüzbinlerce emekçinin freelance havuzundan çekilmesi ve bu emekçilerin parça başı işe bağlanması sermaye açısından rüya gibi bir sömürü döngüsüne fırsat veriyor.

Çevrimiçi içerik tedarik siteleri

Freelance sömürünün en berrak örnekleri, son yıllarda yaygınlık kazanan çevrimiçi içerik tedarik siteleri. Dijital pazarlamanın iş hacmini büyütmesiyle birlikte sayıları pıtrak gibi çoğalan e-ticaret siteleri, ürün tanıtımları için kullanılan içeriklere olan ihtiyacı da beraberinde getirdi. Bu sitelerde yer alan ürünlerin altında bulunan ortalama 500 kelimelik "yaratıcı" içeriklerin üretilmesi, şirketler için daha fazla istihdam ve gider anlamına geldiğinden, bu işi çevrimiçi bir platformda işleyen içerik tedarik siteleri üstlendi.

Türkiye'de onlarca örneği olan bu sitelerden birisinin çevrimiçi işleyişine baktığımızda sürecin şu şekilde işlediğini görüyoruz: Öncelikle CV'niz ile birlikte örnek bir içerik oluşturarak siteye başvuruyorsunuz. Referans da bu süreçte etkili bir araç. Yazar olarak siteye kabul edilmenizin ardından, karşınıza büyük e-ticaret siteleri tarafından sunulan iş teklifleri düşüyor. Bunlardan birisini üzerinize aldığınızda, içerik üreteceğiniz bir alan karşınıza çıkıyor ve orada bulunan saat geriye doğru işlemeye başlıyor. Bir tenis şortu, çocuk tişörtü ya da diş fırçası hakkında 500 kelimelik (bu kadar ne yazılabilir ki?) bir içerik üretip onaya gönder tuşuna bastığınızda içeriğiniz sitenin editörlerine ulaştırılıyor.

Editörler içeriğinizi beğenmeyip, günün herhangi bir saatinde revizyon için size gönderdiği andan itibaren, bahsini ettiğimiz saat, çok daha kısa bir zamanı geri saymaya başlıyor. Eğer bu kısa zaman içerisinde revizyonu yapamadıysanız içerik üzerinizden alınıyor ve başka bir yazara gönderiliyor. Burada, sizden hem kendi diğer içeriklerinizde hem de diğer yazarların içeriklerinde yer alan kelimeleri paylaşmamanız, benzer cümleleri kurmamanız bekleniyor (bir diş fırçası hakkında ne kadar farklı cümle kurulabilir ki?). Eğer içeriğiniz editör onayından geçtiyse, içerik talep eden şirket tarafından da onaylanması gerekiyor. Bütün onay süreçlerini geçtiğinizde, çevrimiçi hesabınıza 500 kelime için ortalama 17 lira gibi bir ücret yatıyor.

Eğer editör ve şirket tarafından birkaç kez reddedilirseniz, performans puanınız düşüyor ve bu puan belli bir eşiğin altına düştüğü noktada siteden atılıyorsunuz. Eğer uslu bir çalışan olup tüm süreçleri başarıyla tatbik ederseniz, performans puanınızın artacağı ve içerik başına daha fazla ücret alabileceğiniz söyleniyor. Ayrıca, bütün yazarlar performans puanlarına göre düzenli olarak sıralanıyor. Çevrimiçi hesabınızda biriken ücret 250 lirayı geçtiğinde, önceden talep etmeniz şartıyla, ayın belli bir gününde hesabınıza gönderiliyor. Bu barajı yakalayamadığınız sürece hesabınızda bir para olmayacağını bilmelisiniz.

Yani bu işleyiş, çok da kendi çalışma zamanını çalışanın kendisinin planladığı bir çalışma modeline uymuyor. İçerik ve (aniden istenen) revizyonu tamamlamanız için yazara tanınan süre, yazarın çalışma ritmini ve günlük hayatını belirleyen temel mekanizma hâline geliyor. Üstelik, bu sitelerin iddia ettiği gibi aylık maaş düzeyinde bir gelir etme amacınız varsa, ayda 500 kelimelik yaklaşık 120, 250 kelimelik yaklaşık 240 içerik üreterek asgari ücrete ulaşabiliyorsunuz. Bunların getirdiği revizyon, puan, hızlı teslim gibi yıpratıcı süreçleri de hesaba katmak gerekiyor tabii ki.

Çevrimiçi içerik tedarik siteleri, freelance çalışma ile sosyal medya mantığını kârlı bir şekilde birleştiren start-up'lar olarak öne çıkıyor. Sosyal medyanın topluluk inşası, puanlama, sıralama, sosyal ödül gibi araçlarını bünyesine alan bu şirketler, yüz yüze gelmek, hatta birebir yazışmak zorunda olmadığı binlerce çalışanını organize etmekten başka bir şey yapmıyor. Üstelik Ekşi Sözlük'te yazılan ve sonrasında şirketin mahkeme kararıyla sildirdiği bir entry'ye göre, bu siteler içerik sağladıkları şirketlerden 500 kelime için ortalama 100 TL gibi bir rakam alırken, içeriği üreten yazara sadece 17 TL'sini veriyorlar. Hâl böyleyken kendi sosyal medya hesaplarından ya da bloglarından, freelance çalışmanın nasıl bir özgürlük olduğunu sabah akşam anlatıp duruyorlar. Oysa, elde kalan özgürlük değil, sadece güvencesizlik ve bir spor ayakkabıyı 500 kelimeyle anlatmaya çalışmakla geçen sıkıntılı zamanlar oluyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Ünsal Oskay ve özgürleşmiş insana varacak yollar

“Ben çok bilgili bir insan değilim, çok iyi bir bilim adamı da değilim. Ama ne okumuşsak, neyin üzerinde düşünmüşsem, ne yazmışsam hep içimdeki bu insan olarak taşıdığım sancıdan ötürüdür.” - Ünsal Oskay

Sekülerleşmiş dünyada din ve ölüm

Ölüme tevekkülle yaklaşmanın karşılığını çok iyi görüyoruz bugünlerde. Depreme yönelik toplanan vergileri yandaşları zengin etmekte kullananların, "ölümle yüzleşin, ölüm bilincine sahip olun, dünyanın sekülerleşme rüzgarına kapılmayın" telkininden daha işe yarar bir şey var mı?

Birlikte yaşamanın ve 'başkası'nı anlamanın yolları

Duygusal zekâyı kötürümleştiren, çocukluk çağında bile çocukluğu hor gören bu tahayyüle mahkum olmadığımızı söylüyor bize Bordas