16 Şubat 2022

Üniversiteye girişte barajın kaldırılmasının kime faydası, kime zararı var?

Genel barajın kalkması en çok kimlerin işine yarayacak derseniz, kuşkusuz vakıf üniversitelerinin

Son günlere kadar, merkezi giriş sınavları sonucunda üniversiteye girişte tercih yapılabilmesi için iki tür baraj vardı: Genel baraj ve spesifik baraj.

Genel baraj uyarınca, herhangi bir 2 yıllık veya 4 yıllık üniversite bölüm ya da programına kayıt olabilmek için üniversite giriş sınavlarında asgari bir puan almak gerekiyordu.

Spesifik baraj ise bölüm bazında sadece bazı alanlar (tıp, diş hekimliği, hukuk, mühendislikler, öğretmenlikler) için getirildi. Örneğin sınavda Türkiye çapında ilk 100 bine giremeyenler hukuk tercihi yapamıyor.

YÖK'ün geçtiğimiz günlerde kaldırdığı işte bu Genel Baraj.

Spesifik baraj şimdilik duruyor. Ne kadar dayanır, o ayrı.

Genel Baraj dediysek öyle ahım şahım ciddi bir baraj da değildi.

2 yıllık programlara giriş için toplamda 2-3 tane, 4 yıllık programlara giriş için ise 4-5 net soru yapmak genel barajı geçmek için yeterliydi.

Buna rağmen liseyi bitirmiş çok ciddi sayıda öğrenci, üniversiteye giriş için bu genel barajı geçemiyordu.

Çok sayıda öğrenci bu genel barajı geçemediği için tercih yapamadığından, gerek devlet üniversitelerinde gerek vakıf üniversitelerinde birçok bölümde kontenjanlar dolmuyordu.

Tabi genel barajın kalkması, dolmayan kontenjanların otomatik olarak dolmasını sağlamaz. Ama en azından çok düşük puan almasına rağmen illa bir üniversite okumak isteyenler için yeni bir olanak sağladığı ve dolmayan bölümlere daha fazla talep oluşturacağı söylenebilir.

Barajın kalkması kime yarar?

Bu arada genel barajın kalkması en çok kimlerin işine yarayacak derseniz, kuşkusuz vakıf üniversitelerinin.

Vakıf üniversitelerinin büyük çoğunluğu iktisat, işletme gibi birçok bölümünde paralı (ücretli) öğrenci kontenjanını dolduramıyor.

İşte genel barajın kalkması, vakıf üniversitelerinin spesifik baraj aranmayan İİBF gibi fakültelere daha fazla ücretli öğrenci almalarına yarayacak.

O halde bu barajın kalkması için kimlerin lobi yaptığını da tahmin edebilirsiniz.

Genel barajın kalkmasının bir diğer sonucu da, taşradaki yeni açılan birçok devlet üniversitesinin pek kimsenin tercih etmediği bölümlerine daha fazla öğrenci gelmesi olacak.

İyi hoş da, bu kontenjanı dolmayan bölümlere, üniversiteye giriş sınavlarında 3-4 soruyu bile doğru cevaplayamamış ve akademik kapasitesi gerçekten içler acısı biraz daha fazla öğrenci almanın kime ne faydası var? Kime ne zararı var?

Kime faydası olacağı belli:

Vakıf üniversitelerinin mali durumunu biraz daha düzeltir.

Asıl amacı ciddi bir yüksek öğretim hizmeti sunmak olmayıp, bu işten dolaylı gelir sağlamaya çalışan "özel üniversite" patronlarını biraz daha kalkındırır. Gerçekten kurumsallaşmaya çalışıp eğitim faaliyetini ciddi ve nitelikli biçimde yapmaya çalışan gerçek "vakıf üniversitelerini" tenzih ederek söylüyorum.

Ayrıca yeni açılan taşra üniversitelerinin bulunduğu yerlerde esnafa ve ev sahiplerine yarar.

Bir de, üniversite giriş sınavında, çalışıp 3-5 soruyu bile yapma zahmetine girememiş haylazların, ailesinin parasıyla "üniversite okuyormuş gibi çek kanka!" tarzı hava atmasını sağlar.

Barajın kalkması kimin aleyhine?

Peki genel barajı kaldırmanın kime ne zararı var?

En önemli zararı vergi mükelleflerine. Yani tüm topluma.

Üniversite kurmak, işletmek ve nitelikli bir yüksek öğretim hizmeti sunmak çok pahalı ve maliyetli bir iştir.

Güzel ve uygun binalar, derslikler, amfiler, laboratuvarlar, kütüphaneler, spor alanları, açık alanlar, otoparklar, sosyal alanlar yapmanız ve bu yerlerin düzenli bakımını yapmanız, ısıtmanız, serinletmeniz filan çok maliyetlidir.

Öğretim elemanları ve diğer personele vereceğiniz maaşlar ve SGK gibi diğer giderleri üniversite bütçelerinin en büyük gider kalemini oluşturur.

Öğrenciler için burs giderleri, yurt, yemek ve sağlık giderleri de ciddi meblağ tutar.

Vakıf üniversiteleri değirmeni nasıl döndürüyor?

Vakıf üniversiteleri tüm bu gider ve masrafları ücretli öğrencilerden aldığı öğrenim ücretlerinden karşılar.

Aslında burada ideal olan, vakıf üniversitelerinde kurucu vakfın üniversitenin bina ve kampüs alanları gibi demirbaş tesislerini ve sabit yatırımlarını karşılaması. Üniversitenin öğrenim ücretleri ile de personel giderleri ve diğer rutin gündelik cari masrafların karşılanması.

Öğrenim ücretleri ile rutin cari giderler yanında bina, kampüs gibi sabit yatırımları da finanse edilmeye çalışıldığında, oluşan mali sıkıntılar akademik kaliteyi de mutlaka olumsuz etkiliyor.

YÖK'ün vakıf üniversitelerini bu yönden iyi denetlemesi şart.

Ama uygulamada ne kadar yapılabiliyor, tartışılır.

Bir önceki YÖK Başkanı Sayın Yekta Saraç'ın bu konuda ciddi çaba gösterdiğini biliyorum.

Devlet üniversitelerinde değirmenin suyu nereden geliyor?

Devlet üniversiteleri ise neredeyse tüm giderlerini ve masraflarını devlete yüklüyor.

Hemen tüm maliyetlerine devlet bütçesi katlanıyor.

Yani finansmanı tüm toplumun sırtında.

Tıp fakülteleri ve hastaneleri olan üniversiteler bile giderlerinin çok büyük kısmını karşılayacak gelir elde edemiyor.

Yani devlet üniversiteleri mali olarak neredeyse tamamen devlete bağımlı.

Öte yandan devlet üniversitelerinde hizmetin finansmanına kısmen de olsa katkı niteliğindeki öğrenim harçları da siyasi bir tercih olarak kaldırıldı. Sadece sınıfta kalanlar veya yabancılardan alınıyor.

Dünyanın hiçbir ülkesinde devlet üniversitelerinde bizimki kadar bedava yükseköğrenim yok sanırım.

Başarılı ve ailesi mali yönden çok zayıf öğrenciye burs olarak bedava yüksek öğrenim tüm dünyada var.

Ama ekstra veya özel başarısı olmayan öğrencinin de son derece maliyetli yüksek öğrenimden bedava yararlanması ne kadar meşru tartışılır.

Dünyada yüksek öğrenim genelde, ilk-orta öğrenim gibi devletin bedava vermesi gereken asli bir kamu hizmeti olarak görülmüyor. Hizmetten yararlananların devlet üniversitelerinde bile hizmetin finansmanına ciddi katkıda bulunması isteniyor.

Sonuçta bu hizmetin "bedava" olması demek, vergilerle halkın ödemesi demek. Hiçbir hizmet gerçekte bedava değildir aslında.

Hal böyle iken, zaten asgari genel barajı geçen herkesin yüksek öğrenim hizmetini tüm toplum finanse ediyorken, yeni kararla asgari barajı bile geçemeyen, yani 3-4 soru bile yapamayan en başarısız kesimin yüksek öğrenim hizmetinin maliyetine bile tüm toplumun katlanması bence hiç adil değil.

Etik de değil. Meşru da.

Barajın kalkmasının faturasını kim ödeyecek?

Bu nedenle vakıf üniversiteleri için asgari genel barajın kaldırılması bu şekilde bir toplumsal maliyet doğurmadığından, meşruiyet açısından sorun doğurmuyor. Çünkü bu kapsamdaki öğrencilerin öğrenim maliyetine toplum değil kendi aileleri katlanıyor sonuçta.

Alan memnun veren memnunsa pek de sorun yok sonuçta.

Ama devlet üniversiteleri için kazın ayağı böyle değil.

Merkezi sınavda 3-4 soru bile yapamayan ve başarı seviyesi hiç parlak olmayan onca öğrencinin yüksek öğrenim maliyetine neden toplum olarak biz katlanalım?

Üstün başarılı ya da belli bir seviyenin üzerinde başarı gösteren öğrencileri toplum olarak kamu bütçesinden finanse edelim. Tamam, burada sorun yok. Ama böyle bir sübvansiyonu hak etmeyenlerin maliyetlerini niçin kamuya yıkalım?

Sonuçta kamu bütçesine yüklenen bu tür ilave maliyetler vergilerin daha da artmasına ve bunun da mal ve hizmet fiyatlarına yansımasına neden olduğu biliniyor.

Popülizme teslim olmak

O halde YÖK'ün aldığı genel barajı kaldırmaya yönelik son karar devlet üniversiteleri yönünden çok yanlış ve haksız.

Bu karara her şeyden önce devlet üniversitesi rektörlerinin karşı çıkması ve eleştirmesi gerekirdi.

Hiç birinin sesinin çıkmaması çok düşündürücü.

Sonuçta buna karşı çıkmak gündelik siyasete karışmak anlamına gelmiyor.

Tamamen üniversitede akademik kaliteyi korumakla ilgili bir konu.

Yeni YÖK yönetiminin bu kararı savunmak için kullandığı argüman şu:

Efendim bu karar tercihlerde daha fazla öğrenci arasında rekabet oluşmasını sağlayacakmış!

Merkezi sınavda sadece 2-3 soruyu doğru yapabilmiş olanlar arasında rekabet olsa ne olur, olmasa ne olur Allah aşkınıza!

Böyle bir rekabetin kamuya ve topluma ne gibi faydası olur?

Bir önceki YÖK Başkanı Yekta Saraç gördüğüm kadarıyla onca popülist siyasi baskılara rağmen üniversitelerde asgari kaliteyi korumak için direnmeyi başarabiliyordu.

Üniversiteye girişteki bu genel barajın kaldırılmasına çok direnmişti. Hatta bazı önemli alanlar için spesifik baraj getirmeyi bile becermişti.

Doçentlikte kolokyumun ve yardımcı doçentliğin kaldırılmasına siyasi yönden engel olamasa da, başka dolaylı formüllerle hasarı biraz da olsa telafi edebilmişti.

Ne yazık ki kendisi gider gitmez bu konularda popülizme teslim olunmasına herhalde en çok kendisi üzülüyordur.

Yazarın Diğer Yazıları

Belediye ekmek satar mı?

Belediyelerin ekmek üretim ve satışında bu iki boyut açısından dikkatli olması ve kendi otokontrolünü yapması hukuksal bir gereklilik

Danıştay İstanbul Sözleşmesi’ni yaşatmadı!

Eğer Dairenin bu yaklaşımı tüm Danıştay tarafından da benimsenirse Cumhurbaşkanı fiilen yargının da üstünde yer alıyor ve Yargı erkinin de amiri konumuna geliyor demektir.

AİHM Türk hukukunun cenazesini mi kaldırdı?

46. Madde ihlali, yani AİHM kararını uygulamamakta ısrar edilmesi nedeniyle şimdiye kadar AİHM'de mahkûm edilen tek bir ülke vardı: Azerbaycan. Türkiye maalesef ikinci ülke oldu