14 Haziran 2020

Peki, peki anladık! Her şeyden sen anlarsın!

Evet, tüm bu narsistler gündelik ve toplumsal yaşam içinde bizi epey yıpratıyorlar. Tam bu anda yapmamız gereken en iyi şey bu kişilerin neden bu kişilik bozukluğuna yakalandığını anlamak ve bunu nasıl çözebileceğimize odaklanmak

"Ekho" çok güzel bir peri kızıdır. Günlerden bir gün genç ve yakışıklı bir avcıyla karşılaşır. Bu avcı gencin ismi Narkissos'tur. Ekho bu genç avcıya görür görmez aşık olur. Fakat Narkissos onun aşkına karşılık vermez. Bunun üzerine Ekho aşk acıları içerisinde kendini yiyip bitirir ve sonunda ölür. Öldüğünde kemikleri kayalara, sesi ise bugün "eko" dediğimiz yankılara dönüşür.

Eko'nun bu başına gelenden sonra Olimpos Dağı'ndaki tanrılar elbette çok kızarlar ve Narkissos'u cezalandırmaya karar verirler. Bir gün Narkissos yorgun bir halde avdan dönüyordur. Susamıştır. Bir nehrin kenarına varır ve su içmek için eğilir. İşte tam bu anda suda yansıyan yüzünü ve bedenini görür. Ve ilk kez gördüğü bu olağanüstü güzellik karşısında büyülenir. Kendine sırılsıklam aşık olmuştur. O güne dek kimseyi sevmediği kadar sevmiştir kendi sudaki yansımasını... Narkissos artık ordan bir yere kıpırdayamaz ve kendini seyrederek ömrünü tüketir. O da tıpkı Ekho gibi günden güne erir ve ölen bedeni oracıkta bir Nergis çiçeğine dönüşür.

35 yaşımı doldurmama sayılı aylar kala bugüne dek karşılaştığım tüm insanları şöyle bir düşündüm. Ve sonunda yeryüzünde yalnızca ve yalnızca iki tür insan olduğuna karar verdim. Karşısındakini dinleyenler ve karşısındakini dinlemeyenler... Bu yazının konusu karşısındakini dinlemeyenler!

Psikoloji bilimi, mitolojideki bu "Narkissos" efsanesinden ilham almış ve bu hastalığı "Narsisistik Kişilik Bozukluğu" olarak adlandırmıştır. Peki, Narsisistik Kişilik Bozukluğu nedir? Kimdir bu yaşamımız boyunca karşımıza çıkıp çıkıp duran narsistler? Bu bozukluğun belirtilerinden biraz bahsedecek olursam belki hayatınızdaki narsistlerin yüzleri gözlerinizin önüne tek tek gelecektir.

Sınırsız başarı, güç, zeka ve güzellik kavramlarıyla uğraşırlar, yetenek ve başarılarını abartırlar, eşi bulunmaz özel bireyler olduklarını düşünürler ve ancak kendileri gibi üstün ve özel bireyler tarafından anlaşılabileceklerini inanırlar, çok beğenilmek isterler, her ne istiyorlarsa yapılacağına dair manasız beklentiler içindedirler, asla empati yapmazlar, çıkarları uğruna karşısındaki insanları çekinmeden kullanırlar, herkesi deli gibi kıskanırlar ve herkesin kendilerini deli gibi kıskandığını düşünürler, insanları aşağılamayı severler ve bana kalırsa yavru bir kedi gördüklerinde dahi içtenlikle gülümsemezler.

O kadar çoklar ve artık öyle yoruldum ki... Onların hiç de ilginç olmayan sıkıcı  hikayelerini dinlemekten bıktım. Gerçekten! Bıktım! Bu insanlar sizi asla dinlemezler, zihinlerinde yalnızca size anlatacakları uyduruk hikayeleri vardır. Siz yalnızca onları dinlemek ve onlara hayran olmakla yükümlüsünüzdür. Araya girip bir kısa bir yorumda bulunsanız dahi –ki hiç izin vermeyebilirler- onlar sizin attığınız bu pası asla almaz ve kaldıkları yerden soluksuz anlatmayı sürdürürler. Anlattıkları her hikayede kendilerinin ne kadar önemli, eşsiz ve harika biri olduğuna dair onlarca emare vardır. Siz sustukça ve gülümsedikçe onlar daha da anlatır, daha da anlatır, DAHA DA ANLATIR ve hiç susmazlar.

Tiyatro okuduğum yıllarda oyunculuk derslerinde bizden istenen şeylerden biri de sahne çalışması esnasında yalnızca kendi diyaloglarımızı söylemenin dışında karşımızdaki oyuncuyu da dinlememizdi. Yani karşıdaki oyuncunun bıraktığı yerden alarak, o tondan cevap vermek, konuşmak gerekirdi. Tıpkı hayat gibi... Narsist kişilerle yapılan konuşmalarda ise bu hayata dair var olan ahenkli tonu ve gerçek yaşamın kokusunu bulamazsınız. Çünkü kaptırıp gitmişlerdir ve diyalog çoktan bir monologa dönüşmüştür. Yakın zamanda narsist biriyle yaptığım bir sözde sohbette çırpınarak bir şeyler anlatmaya çalıştım. Dinlemediğini, ilgilenmediğini bile bile anlatmak öyle zordu ki... Bir süre sonra kendime yabancılaştım, ses tonumun tüm ahengini kaybettim ve hemen sonra kendimi Flash Tv'deki "Gerçek Kesit" programındaki oyunculardan biri gibi hissettim.

Narsistlerle yalnızca gündelik yaşamlarımızda değil toplumsal hayatta da hep karşı karşıyayız. Dünyayı yönetenlerin nasıl birer ruh hastası narsist kişilikler olduğunu söylememe gerek yoktur sanırım. Trump, Putin, Macron ve daha bir sürü... İşin çok tuhaf yanı, bu narsist kişilikler toplumun bir şekilde ilgisini çekiyor ve toplum bu kişileri ABD Başkanı ya da uluslararası bir şirkete CEO olarak atayabiliyor. "Bu adamda liderlik vasfı yok" dediğimiz, empati ve vicdan sahibi yönetici ve liderler ise çoğu zaman saf dışı kalıyorlar ve toplum tarafından tercih edilmiyorlar.

Bugün dünyada yaşanan doğa katliamlarının nedeni de aslında Narsisizm degil midir? Kendini piramidin en üstünde gören, kendinde her şeyi yapma hakkı bulan ve kendinden daha üstün hiçbir şey olmadığını düşünen insan soyunun ürünü değil midir tüm yaşanan vahşetler...

Evet, tüm bu narsistler gündelik ve toplumsal yaşam içinde bizi epey yıpratıyorlar. Tam bu anda yapmamız gereken en iyi şey bu kişilerin neden bu kişilik bozukluğuna yakalandığını anlamak ve bunu nasıl çözebileceğimize odaklanmaktır. Narsisistik kişilik bozukluğunun temel nedeni birçok psikolojik rahatsızlıkta olduğu gibi çocuklukta yatıyor. İstismar, ihmal, ne yaptığını bilmeyen dengesiz ebeveynler, çocuğa karşı aşırı korumacı yaklaşımlar bu hastalığın temel nedenleri olarak karşımıza çıkıyor.

Yetişkin bir narsisti, narsist olduğuna ve tedavi görmesi gerektiğine ikna etmek neredeyse imkansız. Bu nedenle de hastalığın tedavisi oldukça güç. O yüzden yeni narsistlerin ortaya çıkmaması için burada ebeveynlere büyük bir sorumluluk düşüyor. Toplum hayatımıza ve ruhlarımıza ciddi zararlar veren bu hastalığı tamamen ortadan kaldıramasak da belki kısmen kontrol altına alabiliriz.  

Şimdi kulağımda MFÖ'den "Peki Peki Anladık" çalıyor. Grubun, bir arkadaşları için özel olarak yazdığı bir şarkı... Şimdi derin nefes alalım ve şarkıyı dinleyelim.

Yazarın Diğer Yazıları

Hayaller Alman birası, gerçekler Fahrettin Koca basın açıklaması

Milattan Sonra 2020'de tüm bu yaşananlar karşısında, aklımdan bir şarkının bir sözü geçip duruyor şimdi... Şarkı Moğollar'dan ve kıymetli müzisyen Cahit Berkay'ın sesinden; "Kıyamet değilse bile bi şey kopmalı..."

Her şeye üzülen ama hiçbir şeyle ilgilenmeyen insanlar

Devletimiz bizi Netflix'teki "sakıncalı" içeriklerden korumadan önce oturulması sakıncalı binalardan korumalı

Mutlu olamayıp mutsuz olacağıma, hiç mutlu olmam daha iyi

Mutluluk doğası gereği ulaşılması zor bir duyguyken bir de yalanlar üstüne mutluluk inşa etmeye çalışmak büsbütün mutsuzluk oluyor