20 Temmuz 2021

Türkiye'nin hayvanları da "refah"a kavuşamıyor: Hayvanları Koruma Kanunu hâlâ yetersiz

İnsanımızın ne refahı ne özgürlüğü var, biliyoruz. Hayvanlarımızın durumu da farklı değil

Yıllardır konuşulan tartışılan, ha değişti ha değiştirilecek denen Hayvanları Koruma Kanunu'nda nihayet değişikliğe gidildi. Yeni Kanun'un getirdikleri beklentilerin çok altında.

Gerçi Kanun'un tüm ucu açık hükümlerine ve esaslı noktaları yönetmeliklere bırakma keyfîliğine rağmen, biraz olsun olumlu yönleri yok değil kuşkusuz, var. Özellikle hayvanlara eziyet etmek anlamına gelen kimi eylemeler için yaptırımların arttırılması, bazı ev hayvanlarının "pet-shop"larda satılmasının ve sahiplenilmişse terkedilmesinin yasaklanması, sokak hayvanlarının veri tabanlarına kaydedilerek rehabilite edilecek olması, bu rehabilitasyon için kimi yerel yönetimler için merkez kurma, hatta hastane kurma zorunluluğu getirilmesi veya (2023'e kadar da olsa) zorunlu dijital kimliklendirme gibi… Basında bu türden, nispeten olumlu yönlerin üzerinde duruldu. Fakat eksiklere yeterince değinilmedi.

Başlıca eksikler

Kanun'dan "hayvan özgürlükçülüğü" veya vejetaryenlik beklenmiyordu kuşkusuz fakat hayvanların "refahı" için insanlığın ulaştığı asgari hukuki standartları benimsemek mümkün olabilirdi.

"Hayvan refahı" diye bilinen standartları uzun uzadıya anlatmak, bu yazı için fazla olur. İşimi kolaylaştırmak için "Uluslararası Hayvan Koruma Endeksi"nin raporlarından hareketle hayvan refahı için öne çıkarılan on başlığı mercek olarak kullanarak reforma bakmaya çalışacağım.

  1. Beş Özgürlük: Hayvanların asgari yaşam standartları konusunda öngörülen "beş özgürlük" her hâl ve kârda güvence altında tutulmalıdır. Bu özgürlükler; (i) aç ve susuz kalmama özgürlüğü, (ii) acı çekmeme, yaralanmama ve hasta olmama özgürlüğü, (iii) korku ve endişe yaşamama özgürlüğü, (iv) huzursuzluk veren durumların içinde olmama özgürlüğü, (v) normal davranışlarını sergileme özgürlüğüdür.

Kanun'un "hayvanların rahat yaşamlarını ve hayvanlara iyi ve uygun muamele edilmesini temin etmek, hayvanların acı, ıstırap ve eziyet çekmelerine karşı en iyi şekilde korunmalarını, her türlü mağduriyetlerinin önlenmesini sağlama" amacı ve buna koşut kimi hükümleri, burada sayılanlarla bir nebze uyumlu gibidir. Fakat bu özgürlüklerin anılan netlikte ifade edilmesi ve detaylandırılması gerekirdi. Böylesi bir değişiklik yoktur. Hayvanları hâlâ salt "mal" olarak görme eğilimi baskındır. En azından kimi hayvanlar için kategorik (internet satışı vb. dahil)  ticaret yasağı getirip sokaklardaki sahipsiz hayvanların sahiplenilmesini yönlendirmeyi yeğleyen bir politika izlenebilirdi. Fakat bu türden sistemli politikaların olmadığı ortaya çıktı.

  1. Hayvanlı Eğlenceler: Hayvanlara acı veren tüm eğlence biçimleri yasaklanmalıdır. Başta horoz dövüşü, rodeo vb. türden yabani hayvanlara binme etkinlikleri, hayvan sirki, hayvan yarışı gibi etkinliklere tahammül gösterilmemelidir. Esneklik gösterilecek eğlencelik alanlarda dahi yabani hayvanlara asla yer verilmemelidir.

Türkiye'de hayvan dövüştürmek zaten yasaktı. Bu konudaki ceza da arttırıldı. Fakat reformdan beklenen, hayvanların sirklerde kullanılmasını kategorik olarak engelleyen açık bir düzenleme getirmesiydi. "Hayvanların kullanıldığı kara ve su sirkleri ile yunus parklarının kurulması yasaktır" biçimindeki yeni hüküm bir ölçüde bunu karşıladı. Fakat on yıl kadar etkinliğini devam ettirmesi öngörülen mevcut işletmelere karşı devlet, elini taşın altına sokmadı. Ayrıca Kanun'daki, "folklorik amaca yönelik, şiddet içermeyen geleneksel gösterilere" olanak tanıyan suistimale açık hükme dönük de keyfîliği önleyici kurallar getirilmedi. At ve tazı yarışları veya faytonculuk yasaklanmadığı gibi bu konularında da hayvan hakları lehine beklenen ek güvencelere yer verilmedi.

  1. Hayvanat Bahçeleri: Hayvanat bahçeleri kapatılmalı, eğer kapatılmıyorsa hayvanların doğal yaşam alanlarına benzer ortamlarda barınmaları sağlanmalıdır. Yabani hayvanların insanlarla etkileşimi yasaklanmalıdır.

Kanun'daki değişiklikle "Gerçek veya tüzel kişiler, hayvanların etolojisine ve habitatına uygun, serbest dolaşımlarına imkan sağlayan doğal yaşam parkları kurabilir." hükmüne yer verilmiş ve "doğal yaşam parkları" adı altında yeni bir kategori oluşturulmuştur. Fakat bu yeniliğe rağmen hayvanat bahçelerine hâlâ izin vermekte, kurulma koşullarını "doğal yaşama ortamına en uygun şekilde tanzim etmek" gibi genel nitelikli bir çerçeve çizerek yönetmeliğe bırakmaktadır. Oysa yeni Kanun'dan, hayvan refahına uygun olmayan hayvanat bahçelerine engel olacak spesifikleşmiş bir düzenleme bekleniyordu. Bu da karşılanmadı.

  1. Deniz Memelileri: Yunus, fok, balina gibi deniz memelilerinin, fiziksel ve davranışsal özellikleri esaret altına alınma marjlarını imkânsıza yakın kılmaktadır. Öyle ki bu türler, yakalanmalarının ilk üç ayında strese bağlı olarak bağışıklık sistemin baskılanması nedeniyle, çok yüksek ölüm oranlarına sahiptir. Bu türlerin tutulması yasaklanmalı, hâlihazırda tutulanları kontrollü biçimde özgürlüğüne kavuşturulmalıdır. Nitekim Türkiye'nin de tarafı olduğu "Avrupa'nın Yaban Yaşamını ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi" bunu gerektirmektedir.

Yeni Kanun, yunus parkı kurulmasını yasaklamaktadır. Bu önemli bir adımdır. Fakat mevcut parklardaki yunusların korunması ve doğaya bırakılması için hayvan refahına uygun yeterli hükümlere -az önce değinildiği gibi- yer verilmemiştir.  Ayrıca aksine davrananlar için öngörülen para cezası, bu sektör için epey düşük ve caydırıcılıktan uzaktır.

  1. Çalıştırılan Hayvanlar: Çalıştırılan hayvanlara özgü düzenlemelere yer verilmelidir. Çalışan hayvanlara aşırı yüklenilmemesi, kötü muameleye maruz bırakılmayıp özenle davranılması ve fizyolojik ve davranışsal ihtiyaçlarına uygun yeterli barınak, egzersiz, bakım, yiyecek ve su sağlanması için özel düzenlemelere yer verilmelidir. Bu hayvanların refahlarını bozabilecek herhangi bir durumda derhal tedavilerini sağlayacak ve bu süreçte çalıştırılmalarının yasaklayacak kurallar konmalıdır.

Kanun, "Hayvanlara kasıtlı olarak kötü davranmak, acımasız ve zalimce işlem yapmak, dövmek, aç ve susuz bırakmak, aşırı soğuğa ve sıcağa maruz bırakmak, bakımlarını ihmal etmek, fiziksel ve psikolojik acı çektirmek" ve "Hayvanları, gücünü aştığı açıkça görülen fiillere zorlamak" gibi yasaklara yer veriyor. Spesifikleştirilmemiş bu yasaklara karşı yaptırımlar arttırılmışsa da yaptırımlar, ne yazık ki idari para cezasının ötesine geçmemiştir.

  1. Kürkçülük: Niteliği gereği hayvanlara dönük en acımasız sektörlerden sayılan kürkçülük sektörü kategorik olarak yasaklanmalıdır.

Kanun, bu zalimane sektöre karşı net bir kısıtlama getirmemektedir.

  1. Avcılık: Hobi olarak gerçekleştirilen avcılık yasaklanmalıdır. Geçim amaçlı yapılan avcılık ise eğer yasaklanmıyorsa av ve kesim yöntemleri içinde en az zalimce olanının kullanılması sağlanmalı, av mevsimi oldukça sınırlı tutulmalıdır. Ayrıca, "istilacı türler"e karşı mücadelede dahi "itlaf" en son çare olmalıdır.

Kanun bu konuda bir değişiklik getirmediği gibi, uygulamada "av turizmi" bir gelir kapısı olarak tasarlanmakta ve uygulanmaktadır. Yaban hayvanlarının ürünlerinin korunması için öldürülmesi ise son çare olarak değil, olağan ve meşru bir pratik olarak görülmektedir.

  1. Kurban Etme: "Kurbanlık" veya çiftlik hayvanlarının öldürülmesinde, acı çekmelerini önlemek için tedbirler alınmalı ve öncelikle bilinçlerini kaybetmeleri sağlanmalıdır. Ayrıca diğer hayvanların bu işlemlere tanıklık etmemesi sağlanmalıdır.

Kanun'da hayvanların kesiminin; "dini kuralların gerektirdiği özel koşullar dikkate alınarak hayvanı korkutmadan, ürkütmeden, en az acı verecek şekilde, hijyenik kurallara uyularak  ve usulüne uygun olarak bir anda yapılacağı" söylenmektedir. Bu hükmün içeriğinin hayvan  refahı lehine yorumlanması mümkündür. Nitekim Diyanet İşleri Başkanlığına göre "Kurbana fazla eziyet vermemek (ölüm acısını azaltmak) maksadıyla, kesim esnasında hayvanın elektrik şoku, narkoz veya benzeri bir yöntemle bayıltılarak kesilmesi caizdir." Ne var ki Kanun değişikliği, böyle bir pratiği zorunlu kılmayarak hayvanlara eziyete kapı aralamaktadır.

  1. Hayvanların Üzerinde Deney: Bilimsel araştırmalarda insanlardan önce hayvanlarda deney yapılması zorunlu olmaktan çıkarılmalı; deneylerde mümkünse omurgalı hayvanların yerine başka şeylerin kullanılması esas olmalı; bu mümkün değilse deneyler en az sayıda hayvan kullanarak ve en az acıyla (buna reduction, refinement, replacement sözcüklerinden türetilen "3R Kuralı" denir), ayrıca uzman kişilerce sorumluluk bilinciyle yerine getirilmelidir. Keza, bilimsel deneylerde kullanılan hayvanların, deneylerden sonra yeniden barındırılması için gerekli hükümlere yer verilmelidir.

Türkiye'de 3R kuralına uygun koşullar mevcut değildir. Kanun "Başkaca bir seçenek olmaması hâlinde" kaydına yer vermişse de uygulamada, bilgisayar üzerinden gerçekleştirilebilecek deneyler dahi hayvanlar üzerinde yapılmakta, "gereğinden çok" hayvan, çoğu kez yüzeysel akademik çalışmaların parçası olarak genellikle acı içinde "telef" edilmektedir. Bu, etkili denetim yokluğuyla da ilgili bir sorundur. Öte yandan, Türk Ceza Kanunu md. 90'ın insan üzerinde bir deney yapılması için öncelikle insan dışı deney ortamında veya yeterli sayıda hayvan üzerinde deney yapılmasını zorunlu kılması da hayvan deneylerini adeta norm hâline getirmektedir.

Mevcut mevzuatta deney yapılan kurumlardaki etik kurullarda "sivil toplum örgütü" temsilcisi olması gerektiği ifade edilmesine rağmen, bu kural uygulamada kurnazca (örn. Kuyumcular Odası temsilcisi bulundurmak gibi) dolanılmaktadır. Değişiklikte, hayvan hakları derneklerinin gerektiği gibi katılımını sağlayacak hükümler yoktur. Toplantıların süresi de (3 ayda bir) hâlâ yetersizdir.

Son olarak, Türkiye'de her yıl 266 bin hayvanın deneylerde kullanıldıktan sonra "uyutulduğu" söylenmektedir. Bu tutuma karşı Kanun'un getirdiği net ve doğrudan bir yaptırım yoktur ve değişiklik de yapılmamıştır.

  1. Hayvan Taşıma: Canlı hayvanların uzun mesafelere ihracatı ve aktarımı yasaklamalı ve bunun yerine yalnızca et ticareti yapmalıdır. Bu bağlamda genellikle kabul edilen uzun mesafe ölçütü sekiz saat olarak öngörülmektedir.

Kanun bu konuyu, herhangi bir ayrıntıya yer vermeden soyut refah göndermeleriyle yönetmeliğe bırakmıştır. Avrupa Konseyinin ürettiği Hayvanların Uluslararası Nakliyat Sırasında Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi'nin tarafı olan Türkiye'nin bu bağlamdaki yükümlülüklerini Kanun'la düzenlemesi gerekirdi. Değişiklikte bunun gereği yapılmamıştır.

Bu sayılanların yanı sıra hayvan refahı konusundaki sorumluluğun tek bir bakanlığa bırakılması yerine, Çevre ve Orman Bakanlığı'nın yanı sıra Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı ve İç İşleri Bakanlığı gibi diğer bakanlıklara paylaştırılmasının da kimi durumlarda hesap verilebilirlik konusunda öznenin belirsizleşmesine ve yetki çatışmalarına neden olduğunu söyleyebiliriz.

Liste uzatılabilir. Uzatılmalı da. Ama yerimiz bitti.  

Görünen o ki Türkiye'de hayvan refahına doğru çok, hayvan özgürlüğüne doğru ise daha da çok gidilecek yolumuz var.

İnsanımızın ne refahı ne özgürlüğü var, biliyoruz. Hayvanlarımızın durumu da farklı değil.

Yazarın Diğer Yazıları

Türkiye’de ne laik ne de parasız eğitim var

AK Parti döneminde eğitim kılıfına uydurularak hiç olmadığı kadar dinselleştirilmiş bulunuyor. Bu, büyük olasılıkla “dindar ve kindar nesil” yetiştirme niyetinin bir uzantısı…

Milliyetçi Hareket Partisi’nin AYM çelişkisi ve On Dörtler

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Anayasa Mahkemesi'nin kaldırma talebini periyodik olarak dile getiriliyor. Bu durum, diğer pek çok şeyin yanı sıra tarihsel bir ironi.

Başkanlık rejiminde “seçim barajı” anlamsız: Yüzde 7 barajı Anayasa’ya aykırı

Başkanlık rejimlerinde çok nadir biçimde karşılık bulan barajların tek mantığı yasama etkinliklerine düzen vermek olabilir. Fakat bunun için de yüzde 7 gibi bir baraj aşırıdır. Hele ki “yönetimde istikrar”la kolaylıkla haklı çıkarılamaz. Yüzde 7’lik bir barajının kabul edilmesi durumunda, bu “engelin” Anayasa’ya aykırı bulunması ve iptal edilmesi gerektiği düşüncesindeyim.