24 Ekim 2023

Evladını kaybeden babanın adalet arayışına ses olmak ve TCK 301'den soruşturulmak!

Evladının ölümünün izini süren bir babaya yasal mevzut içinde yardım etmesi, varsa süreçte ihmali bulunan personelini ortaya çıkartıp yüreklere su serpmesi gereken Jandarma Genel Komutanlığı, eksikleri ve ihmali gündeme getiren Büyükışık'a ses olunmasından neden rahatsız oluyor?

Biz gazetecilerin bir ayağı adliye koridorlarında olur hep.

Bu kimi zaman haber takibi, kimi zaman da yazılanlardan dolayı ya soruşturma ya da kovuşturmada ifade vermek içindir.

Hayatın doğal akışıdır, bir gazeteci için adliye koridorlarında nefes almak.

İfade vermek için savcı odalarının ya da mahkeme salonlarının kapısında beklemek, mübaşirin isim / isimleri bağırmasıyla salona girildikten sonra çoğunlukla sanık sandalyesine geçip, yargı heyetinin önünde SEGBİS kameralarına bakıp suçlamaları yanıtlamak.

Hele ki bu satırların yazarı gibi kriminal işleri takip edip, kimilerinin düzgün giden tekerlere çomak sokup, düzenini bozunca adliye koridorlarını ziyaret sayısı normalin üzerine çıkıyor haliyle.

Neyse ki, yargı camiasını sarsan iddiaların odağında yer almayan, sayıları az da olsa bir grup hakim ve savcının bulunduğunu görmek mutlu olmaya yetiyor sanırım.

Yapılan gazeteciliğe karşılık gelen kişisel adli soruşturma ve kovuşturma konularını okura yansıtmamaya çalışırım meslek prensibi olarak.

Zira okurun her zaman bilgiye ihtiyacı olduğu, kişisel meselelerin okuru ilgilendirmediği, mesleğe ilk başladığım yıllarda ustalarım tarafından öğretilen bir mottuydu:

"Sen haber olma; haberi bul, getir..."

Büyüteç'in takipçilerine de bu motto çerçevesinde yaklaştım her zaman.

Ancak geçen hafta yaşadığım bir olay "artık bu kadarı da olmaz" dedirtti.

Bunu anlatmam lazım; ki olayın tarafı olan kamu kurumunun halinin ortaya çıkması gerekiyor maalesef.

Hakkımda devam eden yargı süreçlerini takip etmek amacıyla ayda bir Ankara Adliyesi'nden soruşturma kayıtlarını alıp incelerim.

Adli tatil sonrasında son durumu görmek için yeni kayıtları alıp incelediğimde, 11 Ekim'de taze bir soruşturma başlatıldığını fark ettim.

Evrakın izini sürdüğümde, adres Basın Suçları Bürosu'na çıktı. Savcıyla görüşüp savunma yapmak için hakkımdaki suç duyurusu dosyasından bir örnek aldım.

Şikayetin sahibi Jandarma Genel Komutanlığı çıktı!

Daha eve gelmeden adliye koridorunda dosyayı inceledim hemen.

Suç duyurusunda bulunan kamu kurumu Jandarma Genel Komutanlığı'ydı. Şikayetin konusu ise; T24'te 8 Eylül'de yazdığım "Dorukhan Büyükışık dosyasında yaşanan gelişmeler: Emekli edilen polis müfettişi, iki aydır işlem görmeyen savcılık talimatı ve jandarmaya açılan dava" başlıklı yazıydı.

Büyüteç'in takipçileri; Emekli Tümgeneral Ethem Büyükışık'ın, 2018'de oğlu Dorukhan Büyükışık'ın ölümünü tek başına nasıl araştırdığını konu alan 29 Ağustos ve 8 Eylül'de kaleme aldığım yazıları hatırlayacaktır.

Okuyamayanlar için; 29 Ağustos'taki ve 8 Eylül'deki yazıların linklerini bıraktım.

Her iki yazıda, Türk Silahlı Kuvvetleri'nde şerefiyle görev yapan Büyükışık'ın, oğlunun ölümünü aydınlatmak amacıyla nasıl gayret sarf ettiğine ses olmaya çalıştım. Yaşanan gelişmeleri, Büyükışık'In anlatımlarından ve eldeki belgelerden aktardım.

Zaten süreç içinde farklı medya mecralarında derdini anlatan Büyükışık, kısmen de olsa yol katetmeyi başardı.

TCK'nın 301. maddesi hükmü

İşte Jandarma Genel Komutanlığı, 8 Eylül'deki yazıdan rahatsız olmuş, TCK'nın 301. maddesi hükmü gereğince 9 Ekim 2023 tarihli dilekçeyle hakkımda soruşturma ve kovuşturma yapılması talebinde bulunmuş savcılıktan.

Yürürlükteki TCK'nın 301. maddesi şöyle:

1) Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

2) Devletin askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi 1. fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

3) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.

4) Bu suçtan dolayı soruşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır.

Jandarma'nın şikâyet gerekçesi

Jandarma Genel Komutanlığı'nın iki sayfalık suç duyurusundaki gerekçe ise şöyle:

Jandarma Genel Komutanlığı ve personeli hakkında doğru olmayan açıklamalarda bulunarak kamuoyunda yanlış ve Jandarma Genel Komutanlığına karşı yanıltıcı algı yaratmaya çalışılmış, Jandarma Genel Komutanlığı'nın kurumsal kimliğini ve toplum nezdinde itibarını sarsıcı nitelikte ifadeler kullanılmıştır. Jandarma Genel Komutanlığı yürütmüş olduğu tüm iş ve işlemleri kanundan almış olduğu cevazla hukuki usul ve esaslar dahilinde titizlikle yürütüyor olmasına rağmen, hiç bir maddi vaka ve somut olguya dayanmadan hukuka aykırı bir fiil isnadında bulunulmuştur. Bu nedenle 5237 sayılı TCK'nın 301. maddesinde düzenlenen "Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama", 271/a maddesinde "halkı yanıltıcı bilgiyi alenan yayma" ve 267. maddesinde düzenlenen "iftira" suçlarını işlediğinden bahisle, Sayın Savcılığınızca tespit edilecek sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunma zarureti hasıl olmuştur.

Evlat acısını yaşayan babaya ses olmanın karşılığı TCK 301'le soruşturulmak

Bu aşamada, 8 Eylül tarihli yazının içeriğini tekrarlamak istemiyorum.

Bireyler ve özel kurumların yanı sıra kamu kurumlarının da haklarını korumak amacıyla yasal haklarını kullanma hakları vardır elbette. Buna saygı duyulur.

Fakat sadece şunu belirteyim; yazıda Jandarma Genel Komutanlığı'nı ilgilendiren bölümü kaleme alırken tamamen devletin resmi belgelerine dayandırdım.

Jandarma Genel Komutanlığı'nın evlat acısı yaşamış bir babaya - emekli TSK personeli olmasından bağımsız tutarak - resmi yazılarla verdiği yanıtları ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nca iki jandarma personeli hakkında açılan davanın detaylarına yer verdim.

Kaldı ki; yaşananların ve ortaya çıkan resmi belgelerin Jandarma Genel Komutanlığı aleyhine algı oluşturması nasıl oluyor acaba? Jandarma, algı olduğunu iddia ettiği olumsuzlukları kendi personelince ya da uygulamalarıyla bizzat kendilerince yaratıldığının farkında mı?

Kurumun kendi çalışmalarıyla ortaya çıkan durum, "Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılama" eylemiyle nasıl örtüşüyor? Bu tablonun sorumlusu ne acılı baba Ethem Büyükışık ne de bu satırların yazarı.

Ayrıca, evladının ölümünün izini süren bir babaya yasal mevzut içinde yardım etmesi, varsa süreçte ihmali bulunan personelini ortaya çıkartıp yüreklere su serpmesi gereken Jandarma Genel Komutanlığı, eksikleri ve ihmali gündeme getiren Büyükışık'a ses olunmasından neden rahatsız oluyor?

Fakat teşkilatıyla ilgili kamuoyunda oluşan olumsuz algıyı ortadan kaldırmayı hedefleyen Jandarma Genel Komutanlığı yönetiminin atacağı bir adım daha var.

Genel Komutan Orgeneral Arif Çetin, geçtiğimiz günlerde hakkındaki bazı sosyal medya paylaşımlarına mahkeme kararıyla erişim yasağı getirilmesini sağladı, hatırlarsınız.

Neydi bu paylaşımlar?

15 Temmuz'daki başarısız darbe girişimde hasbelkader aldığı rolün halen ekmeğini yemeğe çalışan Çetin'in, suç örgütü liderleri, firariler ve benzeri bağlantılarını kamuoyuna duyuran sosyal medya paylaşımlarıydı bunlar.

Paylaşımlara erişim yasağı getirmek gerçeklerin üzerinin kapatılmasına olanak sağlamıyor ne yazık ki.

Ortaya çıkan garip bağlantılarıyla normal bir ülkede görevden alınması gereken Genel Komutan görevinin başında! Hem de suç örgütleriyle mücadeleyi ana öncelik alan İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya'nın yanında.

Sosyal medya paylaşımlarını esas alan soruşturmaların başlatılması ve sonuçlandırılması teşkilat üzerindeki olumsuz algıları sona erdirir bilakis.

Jandarma neden rahatsız?

Bir ekleme daha yapıp yazıyı sonlandırayım.

Jandarma Genel Komutanlığı'nın hakkımda yaptığı suç duyurusu, başka konuların hesaplaşması kanımca.

Büyüteç'in takipçileri yeri geldiğinde Jandarma Genel Komutanlığı bünyesindeki dini gruplar, cemaatler ve tarikatları konu ettiğimi hatırlar.

Gözlerden uzak yapılmak istenilen bu yapılanmanın kamuoyuna duyurulmasından son derece rahatsız olan bir yönetim olduğunu İçişleri Bakanlığı bünyesindeki kaynaklarımdan zaman zaman duyuyorum.

İstedikleri kadar rahatsız olabilirler, benim için sakıncası yok. TCK'nın 301. maddesi hükmü gereğince başlatılan söz konusu soruşturmaya esas olan suç duyurusunun da "hesaplaşma" olduğu kanatindeyim.

Bu satırların yazarı için açılan soruşturmanın ötekilerden farkı yok. Ha bir eksik, ha bir fazla adli soruşturma başlatılmış, problem değil. Adalet yerini bulur, önünde sonunda.

Tolga Şardan kimdir?

Tolga Şardan, 1988'de yerel yayımlanan Ankara Ulus gazetesinde mesleğe başladı. 1989'dan 2018'e kadar Milliyet gazetesinde polis muhabirliği, Ankara Temsilci Yardımcılığı ve köşe yazarlığı yaptı. 

Haber ve yazılarıyla, 1992'den itibaren Çetin Emeç, Muammer Yaşar Bostancı, Abdi İpekçi'nin adını taşıyan gazetecilik ödüllerini aldı. Yanı sıra, haberleri Çağdaş Gazeteciler Derneği ve Türkiye Spor Yazarları Derneği'nce ödüle layık bulundu. 

Ayrıca, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nce verilen 2021 Yılı Basın Özgürlüğü Ödülü'nün sahibi oldu. 

Şardan, 2019'da Doğan Kitap'tan yayımlanan "Komonist Masası'nda Nazım Hikmet" adlı araştırma dalındaki kitabını kaleme aldı. 

2019'dan bu yana T24'te çoğunlukla güvenlik konularını ele aldığı Büyüteç adlı köşeyi yazıyor.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Askeri soruşturma heyeti, kursiyerler ve okul yönetimi için hangi görüşlere ulaştı?

İktidarın FETÖ'yle mücadelede milat olduğunu ifade ettiği 17 - 25 Aralık 2013'ten bu yana askeriye ve emniyet gibi üniformalı, silahlı kamu kurumlardan başlayan tasfiyelerde boşalan kadrolara yapılan görevlendirmelerdeki tercihlerin yarın ne şekilde sonuçlanabileceği daha bugünden belli

Tuzla Piyade Okulu’ndaki 10 Kasım süreciyle ilgili komutanlar ne anlattı?

"Atatürk’ün ezanı Türkçe okutması ile başlayan ve 1923 sonrasındaki yaptıklarını tasvip etmediği gibi söylemlerde bulunurken, ben de kendisinin bu tip söylemlerine daha fazla devam etmesine müsaade etmeden susturdum. Yaşanan arbede olayı ile ilgili şikayetini aldığımı, gerekli işlemleri başlatacağımı, başka tartışma ve münakaşalara girmemesini tembihleyerek gönderdim"

13 Kasım günü Tuzla Piyade Okulu'nun 405 numaralı yatakhanesinde neler yaşandı?

"Atatürk'ün 1923 öncesi asker kişiliğini kabul ediyorum, sonrasında her şeyini kabul etmiyorum"