06 Haziran 2021

Uyuşturucu ağına düşen beyinler

Artan uyuşturucu trafiğine paralel olarak topraklarımızda kullanım da yaygınlaşıyor. Bunun en belirgin göstergesi de ölümlerdeki artışlar

Küresel uyuşturucu ticaretinde Türkiye'nin payının arttığını 2019 yılında rekor miktarda eroin yakalandığında öğrenmiştik. O günlerden beri uyuşturucu konusu sık sık gündeme geliyor. Aslında uzun süredir tarihi İpek Yolu Eroin Yolu'na dönüşmüştü. Orta Asya'dan gelen eroin Balkanlar üzerinden Avrupa'ya gidiyordu.

Son yirmi yıllık dönemde Türkiye'de gençler arasında görülen uyuşturucu kullanımındaki artış ciddi bir tehlike ile karşı karşıya olduğumuzu işaret ediyordu. Madde bağımlı gençler toplum ve aileler için ağır bir yüke dönüşüyordu. Bu tehlikeli yükseliş ne yazık ki devam ediyor.

Uyuşturucuların neden olduğu suçlar, ölümler, sağlık sorunları ve pahalı tedaviler bu konunun artık bir salgın olarak ele alınmasını gerektiriyor. Bu yazıda gençler ve özellikle de üniversite öğrencileri için çözüm önerilerinden bahsedeceğim. 

Uyuşturucuya kaybedilen beyinler 

Çocukluğumda kenarda köşede, kalın esrar sigaraları sarıp içen tiryakileri görürdüm. Onlar esrarkeş veya kısaca keş olarak isimlendirilen, toplumun dışladığı işsiz güçsüz kişilerdi. Yolda karşılaştığımız zaman onları görmezden gelirdik. O dönemde meslek sahibi ve eğitimli insanlar arasında uyuşturucu kullanımına pek rastlanmazdı. Türkiye, büyük miktarda afyon üreten bir ülke olmasına rağmen uyuşturucu sorunu yaygın değildi. Üniversite öğrenimim sırasında da hiçbir öğrencinin uyuşturucu kullandığını duymamıştım.

Batı'da ve özellikle de Amerika'da ise toplumun ve üniversite öğrencilerinin uyuşturucuya yaklaşımı çok farklıydı. Hollywood filmlerinde sıklıkla uyuşturucular sergileniyordu. Onlar renkli ve eğlenceli bir yaşamın göstergesi olarak gösteriliyordu. Üniversite öğrencileri arasında da esrar (Marijuana) kullanımı yaygındı.

Amerika'da çalıştığım ilaç şirketinde, çok ciddi nörolojik sorunlar yaşamakta olan birini tanımıştım. Genç yaşlarda kullandığı bazı uyuşturucuların sonradan ortaya çıkan semptomları için tedavi görüyordu. Onun mesleki performansının ve yaşam kalitesinin giderek bozulduğuna bizzat şahit olmuştum. 

Türkiye'de son yıllarda uyuşturucu kullanımının arttığını basından ve çevremizdeki insanlardan duyuyorduk. Sokaklarda da tinerci olarak isimlendirilen gençlere rastlamaya başlamıştık. Onları da görmezden geliyorduk.

Tanıdığım çok yetenekli bir sanatçı da uyuşturucu nedeniyle tedavi gördüğünü söylemişti. Ne yazık ki onu oldukça genç bir yaşta kaybettik. İnsan bu tip sorunları tanıdığı kişiler yaşadığı zaman daha iyi algılıyor.

Son yıllarda yapılan araştırmalara göre gençler arasında uyuşturucu bir virüs gibi sessiz ve derinden yayılıyor. Artık bir salgına dönüşmekte olan uyuşturucu bağımlılığından haberimiz yokmuş gibi davranamayız. Geleceğimizi emanet edeceğimiz gençleri keş veya tinerci olarak tanımlamak yerine bu sorunla yüzleşmemizin zamanı geldi.

Türkiye'de uyuşturucu salgını

Bir ülkedeki uyuşturucu trafiğini tahmin etmek için yakalanan uyuşturucu miktarı ölçü olarak kullanılır. Bence en önemli gösterge gençler arasındaki uyuşturucu kullanımının yaygınlaşmasıdır. Uzmanlara göre Türkiye'de kullanım tehlikeli bir şekilde artarken gençler uyuşturucu kullanımını normal bir davranış olarak görmeye başlıyorlar. Uyuşturucuların tehlikeli olduğunu kabul etmiyorlar. Kullanmayanlar da uyuşturucu maddelerin kullanıldığı ortamlarda bulunmaktan rahatsız olmuyorlar. Ne yazık ki, gençlere bu konunun önemini yeterince öğretemediğimiz anlaşılıyor.

Şimdi bu konuda yapılan bilimsel araştırmalara bakarak Türkiye'deki durumu irdeleyelim. Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) tarafından 2019 yılında yayınlanan Türkiye Uyuşturucu Raporu'na göre 2016 ile 2018 yılları arasında kokain, eroin ve "ecstasy" gibi maddelerle ilgili vakalar yaklaşık iki katına çıkmış. Bu tabloyu tamamlayacak şekilde 2013 ile 2018 arasında uyuşturucu nedeniyle ölümler de dört katına ulaşmış.

EGM raporunda, uyuşturucu kullananların yarısının bu maddeleri 19 yaşından önce denemiş oldukları bildiriliyor. 24 yaşından önce kullanmaya başlayanlar, bağımlıların yüzde 75 kadarını teşkil ediyor. Bu rakamlar gösteriyor ki, uyuşturucu satanlar özellikle çocukları ve gençleri ağlarına düşürüyor ve onları yaşam boyu tüketiciye dönüştürüyor. Raporlara göre uyuşturucu bağımlı gençlerin büyük çoğunluğu erkek.

Türkiye'de uyuşturucu tedavisi görenlerin yüzde 95'i 12 yıldan az eğitim almış kişiler. Onlar muhtemelen uyuşturucuya başladıktan sonra okulu da bırakıyorlar. Tedavi görenlerin yüzde 62'si ya işsiz ya da düzenli iş bulamayanlar. Yeterince eğitim alamayanların ve işsizlerin uyuşturucu kullanıyor olması onların yaşamını iyice zorlaştırıyor.

Yapılan araştırmalar uyuşturucu maddelerin özellikle beynin gelişim sürecinde, yani yirmili yaşların sonuna kadar, kalıcı sorunlar yarattığını gösteriyor. Bu nedenle okul önlerindeki uyuşturucu satışları büyük bir tehlike yaratıyor. Orta öğrenim döneminde başlayan ve üniversitede devam eden madde kullanımı genç beyinlerde kalıcı hasarlar yaratıyor.

Bağımlıları yaşatabilmek ve topluma kazandırabilmek için Avrupa'da sosyal ve profesyonel destek sistemleri kullanılıyor. Avrupa ülkeleri ile kıyaslandığı zaman Türkiye'de uyuşturucu ile bağlantılı ölümler 10 yıl kadar daha erken gerçekleşiyor. Avrupa ortalamaları göz önüne alındığında, Türkiye'deki uyuşturucu bağımlılarının ölüm oranları da çok yüksek. Hollanda gibi ülkeler bağımlıların tedavisi ve rehabilitasyonu konusunda uzmanlaşmış durumda. Türkiye'nin bu alanda Hollanda ile iş birliği yapmaya başlamış olması önemli bir gelişme.

Avrupa ülkelerine kıyasla Türkiye'de bağımlılık seviyesi henüz düşük olduğu için önceliğimiz uyuşturucu ile tanışmayı engellemek olmalı. Gençlerin okullardaki sosyal etkinliklere katılmaları, spor yapmaları ve hobilerle uğraşmaları onların güvende olmalarını sağlıyor. Uzmanlar, sigara ve alkol alışkanlıklarının da uyuşturucuya geçiş basamağına dönüşebildiğine işaret ediyorlar. Bağımlı gençleri de dışlamak yerine onlara eğitim vermek ve meslek sahibi olmalarını sağlamak suretiyle onları topluma kazandırmak gerekiyor.  

Son dönemde Batı'da, pandeminin yarattığı psikolojik sorunlar nedeniyle uyuşturucu kullanımında ve ona bağlı ölümlerde artış olduğu görülüyor. Pandemi döneminde Türkiye'de eğitimden uzaklaşan öğrencilerin ve işsiz kalan gençlerin yaşadığı psikolojik sorunlara, uyuşturucu kullanımı perspektifinden de bakılmasında yarar var.

Üniversitelerde uyuşturucu ağına düşenler

Son dönemde yapılan bilimsel çalışmalardan yararlanarak üniversitelerdeki uyuşturucu sorununu irdelemek istiyorum. 1997'de Dr. İbrahim Yıldırım tarafından yapılan çalışmada, üniversite öğrencilerinin sadece yüzde 2'sinin uyuşturucu kullandığı belirlenmişti. Daha sonra çeşitli üniversitelerde yapılan çalışmalar, Dr. Ebru Turhan ve arkadaşları tarafından özetlenmişti. 2005 yılında iki ayrı üniversitede öğrencilerin yüzde 2,3 ve yüzde 3'ünün uyuşturucu kullandığı bulunmuştu. 2007 yılında yapılan bir çalışmada ise yüzde 2,5 kullanım bulgusu var. 2009 yılında yapılan bir çalışmada ise uyuşturucu kullanımın yüzde 6,6'ya çıktığı belirtiliyor. Dr. Turhan ve arkadaşlarının 2011'de yaptıkları çalışmada da yüzde 5,6 uyuşturucu kullanımı belirtiliyor. 2019'da Dr. Berrin Güner tarafından yapılan araştırmanın sonuçları en yüksek seviyeyi gösteriyor. Bu raporda üniversite öğrencilerinin yüzde 7,5 kadarının esrar, "ecstacy", kokain gibi maddeleri kullandıkları belirtiliyor. Yukarıda bahsedilen bütün çalışmalardan yararlanarak çizilen grafik bu tehlikeli yükselişi net bir şekilde gösteriyor.

Bu grafiğe göre son 20 yıllık dönemde üniversitelerde uyuşturucu kullanımı artarak dört katına çıkmış bulunuyor. Bu bulgulara dayanarak, yükselme eğiliminde olan ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz. Bu konuda üniversiteler arasında farklılıklar olmasına rağmen akademisyenler genel olarak artış olduğunu gözlemliyorlar. Bazı psikologlar, birçok öğrencinin uyuşturucu kullandığını gizlemesi nedeniyle gerçek yüzdenin araştırmalarda bulunan rakamlardan daha yüksek olduğuna inanıyorlar. Bu durumun netleşmesi için daha fazla çalışma yapılmasında yarar olabilir. Her halükarda, bu grafiğin yeterince ciddi bir uyarı olduğunu düşünüyorum. Eğer acil önlem alınmazsa bir uyuşturucu fırtınası ile karşılaşabiliriz.

Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi'nin (TUBİM) raporunda tıp öğrencilerinin madde bağımlılığı ile ilgili çalışmalardan bahsediliyor. Prof. Dr. Yıldız Akvardar ve arkadaşları tarafından 2002 ve 2003'te yapılan araştırmalara göre, birinci sınıflarda uyuşturucu kullananlar öğrencilerin sadece yüzde 3'ü civarındayken bu sayı son sınıflarda yüzde 6'ya kadar çıkıyor. Tıp öğrencilerinin madde kullanımındaki bu artışın neden gerçekleştiğinin incelenmesi gerekiyor.

Uyuşturucu ile etkin bir şekilde mücadele edebilmek için öncelikle öğrencilerin neden bağımlı hale geldiklerini anlamakta yarar var. Uzmanlar öğrencilerin uyuşturucu kullanmaya başlamalarında en önemli etkenin arkadaş çevreleri olduğunu söylüyor. Kişisel ve ailevi sorunlar da belirleyici etkenler arasında sayılıyor. Bu nedenle mücadele sürecinde profesyonellerin yanında bilinçli bir sosyal çevre de önemli rol oynuyor. Gençlerin sosyal etkinliklere katılması ve hobilerle uğraşması uyuşturucudan uzak durmaları için faydalı oluyor.

Üniversitelerde uyuşturucu kullanımının önlenmesi için, ilk defa ailelerinde ayrılarak tek başına yaşayan öğrencilere odaklanmak gerekiyor. Onları çeşitli olumsuz davranışların öğrenildiği ortamlardan uzak tutmakta yarar var. Her dönem başında öğrencilere uyuşturucunun beyne verdiği hasarlardan ve yaşam kalitesine yapacağı olumsuz etkilerden bahsedilmelidir. Uyuşturucu konusunda akla gelen sorulara kolayca cevap bulunabilecek internet siteleri ve çağrı merkezleri üzerinden destek verilmelidir. Bu konuda etkin çalışmalar yapan Narko, Amatem ve Yeşilay gibi kurum ve kuruluşlarla iş birliği yapılmalıdır.

Öğrencilerin derslerdeki başarısızlıkları ve sağlık sorunları takip edilerek gerekli ilgi gösterilmelidir. Bireysel veya ailevi sorunlar yaşadıklarında, üst sınıf öğrencilerinden oluşan Akran Danışmanları (Mentörler) destek verebilir. Sorunlar ciddileştiği takdirde profesyonel psikolojik ve tıbbi müdahale yapılmalıdır.

Sonuç olarak üniversitelerde yükselmekte olan uyuşturucu sorunu salgına dönüşmeden önlemler alınmaya başlanmalıdır. Bu konuda başarılı örnekler oluşturulmalı ve yaygınlaştırılmalıdır.

Son söz: Uyuşturucu ağındaki beyinleri kurtarmalıyız

Türkiye'nin gündemini uzun yıllardır meşgul eden uyuşturucu sorunu, her geçen gün daha fazla genç beyinleri ağına düşürüyor. Artan uyuşturucu trafiğine paralel olarak topraklarımızda kullanım da yaygınlaşıyor. Bunun en belirgin göstergesi de ölümlerdeki artışlar. Uyuşturucu nedeniyle tedavi gören gençlerin, özellikle az eğitim almış ve işsiz olmaları önemli sosyal sorunları işaret ediyor. Uyuşturucu salgını gençlerin yaşamlarını karartırken, aileler de en değerli varlıklarını yitiriyor. Anlaşılan, yeterince eğitemediğimiz ve iş veremediğimiz gençler uyuşturucu batağına daha kolay saplanıyor.

Orta öğrenimde ve üniversitede uyuşturucu kullanmaya başlanmasını engellemek için kamuoyunun, eğitmenlerin ve öğrencilerin bu tehlike konusunda bilinçlendirilmesi çok önemli. Öğrencilerin okulda başarılı olması için destek olmanın yanında, onları spor, görsel sanatlar, müzik ve diğer faydalı hobilerle uğraşmaya teşvik etmeliyiz. Bu şekilde bağımlı öğrencileri topluma kazandırma konusunda başarılı örnekler oluşturmalıyız. Geleceğimizi emanet edeceğimiz genç nesiller sağlığı için uyuşturucu salgınını kontrol altına almak zorundayız.

Yazarın Diğer Yazıları

Marmara'nın beka sorunu ve 21. yüzyılda İstanbul

Roma'nın tarihe ve San Francisco'nun bilime dayalı gelişimlerinde sentez yapmamız gerektiğine inanıyorum. İstanbul ve Marmara Havzası'nı sürdürülebilir şekle sokacak bu vizyon aynı zamanda bu bölgenin eğitim, teknoloji, spor, kültür ve sanat merkezi olmasını sağlayacaktır

İstanbul için Marmara'yı kurban etmek

Marmara Denizi'ndeki salya bize Fatih'ten miras kalmadığına göre hesabını da biz vermeliyiz. Çözümünü de biz bulmalıyız

Küresel satrancın veziri: Patent

Küresel rekabette yer alabilmek için, patent alabilen doktoralı uzmanlardan oluşan bir nesil yetiştirmeliyiz. Bu amaçla, üniversite mezunu olmalarına rağmen iş bulamayan genç beyinleri harekete geçirmeliyiz