13 Ekim 2020

Korku "cumhuriyetleri"nden bir yaşam öyküsü

Kaç yetenekli insan, gece sabaha karşı evine yapılabilecek bir baskınla, kapı zilinin bile çalınmadan sokak kapısının kırılıp karşısında dört beş silahlı polis ile karşılaşabileceğini tahmin ettiği için gecelik/pijama yerine elbise veya pantolon gömlek ile yatar?

1937 mayıs ayıdır. Gece yarısına doğru Leningrad'da yaşadığı apartman blokundaki dairesinden, elindeki ufak bavulu, kolunda pardesüsü ile çıkan 30 yaşlarındaki genç adam, asansörün önünde beklemektedir. Çantasını dolduran bol miktarda sigara ve pijamasıdır. Bekleyişinden onu vazgeçirebilecek, geçmiş dönemde tanıdığı ünlülerden, hiçbirinin şu anda ona bir faydası olamaz; çünkü beklediği kişiler, gizli polis, onu, Büyük Ev'e, Stalin'in yanına götürecektir. Ve şu da herkesçe çok iyi bilinir: Büyük Ev'e götürülenlerden pek pek azı kendi evine geri döner. Adam asansör karşısında sabaha kadar bekler, kimse gelmez. Çıktığı kapıdan dairesine döner ve uyumaya çalışır.

Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreteri, Stalin döneminin (1922 - 1953) çok önemli bestecisi Saint Petersburg (Leningrad) doğumlu Dimitri Dimitriyeviç Shostakoviç (1906 - 1976) hakkında İngiliz Julian Barnes'ın yazdığı bir roman okumuştum (The Noise of Time, 2016) bir kaç yıl önce. (Bu tür kitaplara şimdilerde şaşılmaz olarak, fictional biography - kurgusal biyografi deniyormuş. Bu bilgi de 9 Mayıs 2016 tarihli New York Times'tan. Yazarlar bilir, ben yeni öğrendim maalesef.)

Korku cumhuriyetlerinden birinde, bir ünlü müzisyen nasıl varoldu konusunda derme - çatma bir fikir edindim. Üstelik sisteme tümden muhalif bile olmayan, sadece kendi işini çok iyi yapmayı sürdürmek ve siyasetten uzak durmak isteyen biri iseniz? Hatta yazar, gazeteci, felsefeci de değil, bir kompozitör, klasik müzik besteleri yapan biri insansanız mesela?

Her neyse, efendim, kitabı evde kütüphane raflarımda aradım, bulamayınca hafızama ve internetteki bazı yazılara başvurdum.

Romana bayılmamıştım ama Stalin dönemi SSCB ortamında bir 20. yüzyıl klasik müzik bestecisinin duruşu açısından verdiği bilgiler, Shostakoviç'in kimliği - kişiliği hakkında anlattıkları ilginç ve vurucu gelmişti. Üstelik, doğru hatırlıyorsam, Shostakovic ile, aşağı yukarı aynı dönemde yaşayıp ABD'ye göç eden bir başka Rus kompozitör, CIA'in görevlendirdiği (Alex Preston'a göre) Nicolas Nabokov, ABD seyahatinde Shostakoviç'i gezdirip, Stalin yönetimindeki duruşu nedeniyle kamuya yaptığı konuşmalarda onu ciddi aşağılamıştı.

"Zamanının Uğultusu" diye çevireceğim (The Noise of Time) romanın başlangıcı, devam etmemi elzem kılmıştı... Bu yazının başlangıcı ilk paragraf da kitabın başlangıcının benim dilimle ifadesidir (kitabın kendisini bulamadığım için).

Dünyaca ünlü kompozitör, yazı yazmaz, kitap yazmaz, felsefe yapmaz, gazeteci de değildir; özgürce kafasındaki nağmeleri, özgürce müziğini bestelemek istemektedir. Ama bazı müzikleri yeterince devrimci bulunmaz. Bunun için de dönem dönem cezalandırılacak (hapse atılmadan) dönem dönem de, örneğin, Leningrad Senfonisi'ni besteledikten sonra ödüllendirilecektir. 1970lerde artık Khrushchev'in görece özgür döneminde ise başına bir başka "felaket" gelir: Rus Federasyonu Kompozitörler Birliği Başkanı olarak Komünist Parti'ye üye olması istenir. Batı medyasının çok çok önemli bulduğu ve merakla beklediği, Shostakoviç'in ise yıllarca ertelediği bu karar, onun için ölümdür çünkü otoriteye "hayır" demeyi bilmez. Çünkü o bir kompozitördür ve ses çıkarmamak dışında siyaset ile ilişkisi olmamıştır; yoktur. Altmışlı yaşlarının sonundadır ve siyasi konumunu "fazlasıyla uzun yaşamış" olması ile açıklar. 

* * *

Başına gelebileceklerin bir kısmının, havsalasının dışında kalan, kimisini tahmin edemeyeceği, ama çok çeşitli olasılıklardan çekindiği için ülkesindeki çeşitli kapkaç ceza uygulamaları, rastgele/tesadüfi ve anlamsız kasıtlı yakalama ve hapisler, yasal hatalar, ve/ya hukukun hiçe sayılışı hakkında ağzını tek cümle ile bile açamayan, yazı yazamayan, söz etmeyen, arkadaşları - akrabaları ile bile konuşamayan kaç kişi vardır dünyada sizce?

Otoriter yönetimi olan ülkelerde mesela? Diyelim Rusya'da? Suudi Arabistanda veya Türkiye'de? Ya da Azerbeycan'da veya Çin Halk Cumhuriyeti'nde?..

Kendi insan haklarının çiğnendiğini; söz, yazı, eleştiri imkanlarının elinden, dilinden, kelimelerinin ağızlarından alındığını veya içeri boğazlarından aşağı doğru ittirildiği ülkelerdeki hükümetlere karşı, dünyada kaç kişi iktidar karşısında, kafasını ters yöne çevirmekten veya ellerini ovuşturmaktan öte gidemiyor ve bundan rahatsız oluyordur acaba? Kaç kişi ciddi muzdariptir?

İktidar karşısında hareketsiz kalan kaç kişi, bilgisayarının Open Office veya Microsoft Office programlarına girmeyi bırakmış, hatta, eline kalem - kağıt almamaya yemin etmiştir acaba?

Korku, kaç kişinin rüyalarının, gündüzlerinin, uyku dışındaki arka planının ve bilinçaltının sürekli ziyaretçisidir?

Kaç kişi saymış olduğum nedenlerle yasal veya kaçak olarak ülkesini terk etmiştir?

Kaç yetenekli insan, gece sabaha karşı evine yapılabilecek bir baskınla, kapı zilinin bile çalınmadan sokak kapısının kırılıp karşısında dört beş silahlı polis ile karşılaşabileceğini tahmin ettiği için gecelik/pijama yerine elbise veya pantolon gömlek ile yatar? Ya da belki, Shostakovic gibi yola çıkmaya hazır, pijama ve paketlerce sigarası ile kapısı önünde, belki bir asansör karşısında beklemektedir?

Yazarın Diğer Yazıları

Cezalandırmamak

Şu an benim için en acil, en dehşet, üzerinde durulması, asla peşinin bırakılmaması gereken, geçmiş ve bugünün pek az bilinen tarihi bağlamında yakın gelecek: Bir siyasi partinin yeniden kapatılacak, dokunulmaması gerekenlere yeniden dokunulacak olması

Evin için: Sevgili cin dostum, Gültan

O günlerden aklımda kalan: Hazırcevaplığı. Yüzünden eksik etmediği, her an kahkahaya dönüşebilecek gülümsemesi

Ahmet Altan, Can Dündar ve Osman Kavala'ya Özgürlük

Canlardan üç canımızdan ikisi içeride, birisi dışarıda "hapis", bizlerde başka türlü bir tür dışarıda, kavuşmayı bekliyoruz