22 Haziran 2021

HDP'siz demokrasi olur mu?

Kavramamız gereken bir gerçek var: Türkiye'de oyların yüzde onundan fazlasını almakta olan Halkların Demokratik Partisi'ne yönelik tepkilerle ilgili yanlışları düzeltmeden ülkece düze çıkamayacağız!

İktidarı oluşturanlar, bu partinin "bölücü, terörün sivil ayağı vb." olduğunu iddia edip kapatılması ve ön planda yer alan üyelerinin bir daha siyasal mevkilere aday olmamaları için yasalar hazırlamaktalar. Bu tür propagandanın halkın bir bölümünü etkilediğini, ardından cinayetlerin bile işlendiğini gören muhalefet de ileri sürüleni, verilmesi gereken akılcı cevaplarla yanıtlayacağına teröristlerle işbirliği yapıldığı söylenenle bir arada görünmemek için "HDP" den uzak durma yolunu seçiyor. 

Öyleyse durumu, bu konuda yazılmış binlerce önemli belgeden birkaçını hatırlayarak irdeleyelim:

AB Venedik Komisyonunca hazırlanmış olan Hukuk Yoluyla Demokrasi Raporu'nu irdeleyen A. Nussberger ile E. Özbudun'a göre, "Demokrasiler, otoriter sistemlerden muhalefetin siyasi rejim tarafından benimsenmesiyle ayrılırlar.

Demokrasilerde vatandaşlar, farklı inançlara, değerlere ve çıkarlara sahip olmak, bunları ifade etmek ve iktidara karşı tutumları yargılamak ve hatta yeni sosyal ve politik çoğunlukları inşa etmeye çalışmak konusunda özgürdürler. Ancak diktatörlükler ya da otoriter rejimler, bu fikirleri yasaklayarak, birtakım değerleri, çıkarları, inançları kabul ettirmeye çalışarak bu fikirlerle savaşanları ve bunlara karşı çıkanları kovuşturmaya çalışırlar."

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin 2008 tarihli, 1601 Sayılı Kararı'nda "Parlamento içindeki ve dışındaki siyasi muhalefet, iyi işleyen bir demokrasinin temel bir bileşenidir" denmekte, böylece bir rejimin demokrasi olarak kabul edilmesi için parlamentonun dışındaki muhalefetin de varlığının gerektiği belirtilmektedir.

Kanadalı ünlü politika bilimcisi Gerald Schmitz'e göre, "Gerçek siyasi muhalefet, demokrasiye, hoşgörüye ve vatandaşların farklılıkları barışçıl yollarla çözme yeteneğine güven gerektirir."

Ülkenin bölünmez bütünlüğünü ciddi olarak amaçlıyorsak ve bu topraklarda yaşamakta olan her insanın tüm imkanlarından eşit olarak yararlandığı için severek bir arada kalmayı istemesinden yana isek bu belgelerle yansıtılanları görmemezlikten gelemeyiz. Buhranı, muhalefet partilerinden birini yok etmeye çalışmakla ya da ondan uzaklaşmakla çözemeyiz.

Benzer sıkıntıları çekmiş ve üstesinden gelmiş olanların ne yaptığını öğrenmemiz gerekir: Kuzey İrlanda, uzun yıllar iç çatışmalarla kanamış ancak eninde sonunda düze çıkabilmiştir. Kuzey İrlanda'daki iç çatışmalarda tarafların birinin liderliğini yapmış olan Gerry Adams, 9 Ekim 2017 de the Guardian gazetesinde yayınlanmış olan bir yazısında o ülkede barışa nasıl vardıklarını anlatmış ve İspanya ile Katalonya arasındaki gerilimin daha olumsuz aşamalara varmadan önce çözümlenmesi için yapılması gerekenleri saymıştı. Adams'a göre taraflar zora başvurmadan oturup konuşmalıdırlar:  

"1990 başlangıcına kadar Britanya hükümetleri, uluslararası bir aracının gerektiğini kabul etmediklerinden bizim barışa varmamız gecikti. Britanya hükümetinin çözüm için ön şartlar ileri sürmesi de yaramadı. Sonunda güçlükleri hiç bir sorunu müzakere dışı bırakmayarak aştık." 

Bu sözler ve yansıttığı mantık doğru değil midir? 

Bize aykırı gelen görüşlere sahip olanları, kuruluşları yok mu etmeliyiz? Farklı görüş ve istekler sergileyen güçler, anlaşmazlıklarını çatışarak mı yoksa barışçıl görüşmeler ile mi çözmeli? 

Bu konularda çözüme varmak için açık sözlü olmanın ve doğruları konuşmanın sırası gelmiştir. Bunun için bazen kendimizi, kendimizden özgürleştirmemiz, aklımızın ambargolarını aşabilmemiz gerekiyor. Bu kadar koşullandırıldıktan sonra kolay değildir ama bu yolu tutmalıyız.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Politikada öcüler, umacılar

İktidar sizleri "Öcü gösteren öyküler" mi yazmış? Bunları mı anlatıyor? Siz de asıl Öcü'nün kim olduğunu daha iyi anlatan iyi öykülerle girişin. Bakın nasıl gümbürder ortalık, ne hızlı değişir reytingler...

Heyyoff, aklına cümle alem kurban olsun!

Öykü, bu topraklarda yüzyıllardır geçerli olmuş ilkel kuralları iyi yansıtmakla kalmaz, okuyana başka şeyler de öğretir

HADİ demenin sırasıdır!

bir ülkede bu hatalar gündemdeyse, işler raylarından çıkmaktaysa “Her şey nasılsa er geç kendiliğinden düzelecek” deyip susmalı ve geleceğin mutlu günlerini görebilmek için adaklar mı adamalı?