21 Şubat 2021

Tıpta sorumluluk ve yükümlülük

Türkiye'de hiçbir sağlık çalışanı Covid-19 hastalarını tedavi etmeyeceğiz demedi ve demesi de beklenmiyordu. Peki sağlık çalışanlarının, özellikle de hekimlerin, hizmet sunma yükümlülüğü hangi koşullarda tartışmalı hale gelir?

1981 yılında ABD'de HIV/AIDS yaygın olarak görülmeye başlandığında bu hastalık için ilaç tedavisi henüz ortada yoktu. Yarattığı korku ile başta LGBTİ+ bireyler, siyahi Amerikalılar ve ilaç bağımlıları olmak üzere toplumun kimi kesimlerine farklı davranılmaya başlandı.

Bazı doktorların bu hastaları diğer sorunları için de tedavi etmeyip geri çevirdikleri görüldü. Ölümcül ve tedavisi olmayan bir hastalık karşısında sağlık çalışanlarının korunmasız olduğu, hastalar kadar kendi ailelerine karşı sorumluluklarının olduğu da tartışılmaya başlandı.

Bu dönemin kazancı bu etik tartışmanın ortaya çıkması oldu, hekimlerin de polis ve itfaiyeciler gibi bazı riskleri alması gerektiği tezi ortaya atıldı. Sonuçta 1988'de Amerikan Tıp Birliği (AMA) etik olarak hekimlerin bu tür hastaları tedavi etmemesinin uygun olmadığına karar verdi ve 1990 yılında çıkan bir yasa ile bu tür ayrımcılığın bir suç olduğu noktasına gelindi.

Dünyanın yaşadığı her sağlık sorunu getirdiği olumsuzluklar yanında bazı gelişmelere de yol açtı. Hastanelerde, özellikle de ameliyathanelerde, eldiven ve maskenin yaygın kullanılması yirminci yüzyıl başlarında yaşanan İspanyol gribi sonrasına denk gelir.

2003 yılında yaşadığımız SARS virüs enfeksiyonlarında, ki o da bir Koronavirüs idi, göze çarpan özellik ilk hasta olanların yüzde 42'sinin sağlık çalışanları olduğuydu. Solunum yolu ile yayılan SARS-CoV enfeksiyonlarında ölüm oranı yüzde 10 civarındaydı. Yayılımın daha çok hastane ortamından olduğunun anlaşılması yeni tedbirlerin alınmasına yol açtı. Acil olmayan ameliyatlar durduruldu, koruyucu siperler, uzun koruyucu giysiler bu dönemde yaygın olarak kullanılmaya başlandı. Tek kullanımlık malzeme, dezenfeksiyon uygulaması bu dönemde yerleşti. Bugün hepimizin bildiği N95 maskeler standart hale getirildi.

2014 yılında Batı Afrika'nın bazı bölgelerinde yaşanan Ebola virüs salgını daha ciddi boyutlardaydı, zira ölüm oranları yüzde 40'a yaklaşıyordu. Aynı koruyucu tedbirlerin alınması gerekiyordu ama Afrika ülkelerinde bunu başarmak elbette ki çok zor. Zaten kıt olan sağlık personelinin ölümü ise verilecek sağlık hizmetini daha da olumsuz hale getirmekteydi.

Geçmişten edinilen bilgi ve deneyimler yaşadığımız salgında sağlık çalışanlarının kendilerini korumaları adına çok yardımcı oldu. Buna rağmen binlerce sağlık çalışanı hastalandı, yüzlercesi de hayatını kaybetti ve kaybetmeye devam ediyor.

 

Türkiye'de hiçbir sağlık çalışanı Covid-19 hastalarını tedavi etmeyeceğiz demedi ve demesi de beklenmiyordu. Peki sağlık çalışanlarının, özellikle de hekimlerin, hizmet sunma yükümlülüğü hangi koşullarda tartışmalı hale gelir?

TTB Hekimlik Meslek Etiği Kurallarının 25. maddesinde "Tedaviyi Üstlenmeme veya Yarıda Bırakma Hakkı" düzenlenmiştir. Buna göre; "Hekim, ancak tıbbi bilgisini gerektiği gibi uygulayamayacağına karar verdiğinde ve hastasının başvurabileceği başka bir hekim bulunduğu durumlarda, hastanın bakımını ve tedavisini üstlenmeyebilir veya tedaviyi yarım bırakabilir. Yukarıdaki koşullarda tedaviyi bırakacak hekim, bu durumu ve hastanın sağlığının tehlikeye düşmeyeceğini hastaya veya yakınlarına anlatır ve onları tıbbi yardımla ilgili başka olanaklar konusunda bilgilendirir. İkinci hekim bulunmadan hekim hastasını bırakamaz. Hekim, tedaviyi üstlenen meslektaşına hasta hakkındaki tüm bilgileri aktarmakla yükümlüdür".

Tıbbi Deontoloji Tüzüğünün 18. maddesi ise: "Tabip ve diş tabibi, âcil yardım, resmî veya insani vazifenin ifası halleri hariç olmak üzere, meslekî veya şahsi sebeplerle hastaya bakmayı reddedebilir" diyor.

Olayı özetlersek hekimlerin acil durumlarda hizmet sunma yükümlülüğünün zorunlu olduğu, diğer durumlarda ise hastayı, başka bir hekime yönlendirmek şartıyla, reddetme hakkının olduğu ortaya çıkıyor.

Yaşadığımız bulaşıcı hastalık salgınları için bir düzenleme yok (1). Ancak hiçbir sağlık çalışanı da bu hastaların tedavisinde yer almam demiyor. Tıbbi Deontoloji Tüzüğünde yer alan "insani vazifenin ifası" bölümü buna uygun gibi.

En çok tartışılan durum da hekimin hasta ve yakınları tarafından şiddete uğradığında tedaviyi üstlenmeme hakkının olup olmadığı. İstanbul Tabip Odası 2012'de yayınladığı bildiride; "Hekimin kendisine güven duymayan hastayı reddetme hakkı, hekimlik/meslek onurunun korunmasının da olmazsa olmaz koşuludur. Aksine bir kabul, kendisine hakaret etmiş, darp etmiş, tacizde bulunmuş, yani hasta-hekim ilişkisinde güven unsuru zedelenmiş bir hastaya tedavi sunması anlamına gelecektir ki, bunun sonuçta hem hekim, hem hasta, hem de sağlık hizmeti ve sağlık hakkı yönünden kabul edilebilir olamayacağı açıktır" açıklaması yapmıştı.

Sağlık Bakanlığının 2012'de yayınladığı Çalışan Güvenliği Genelgesi'nde sağlık çalışanları, sağlık hizmeti sunumu esnasında şiddete uğraması halinde, acil verilmesi gereken hizmetler hariç olmak üzere hizmetten çekilme talebinde bulunabilir cümlesi de yer alıyor.

Geçmişteki ve şimdiki salgın koşulları hasta olan her bireyi saptamanın imkansız olduğunu da öğretti. Hastaneye her gelen hastaya test yapmak pratik bir çözüm getirmiyor, acil hastalarda ise kimi zaman imkansız. Bu nedenle de sağlık hizmetinde her hastanın hasta/taşıyıcı olduğunu varsayıp ona göre koruyucu ekipman kullanılması gerekiyor. Elbette sağlık kurumlarının da bunları sağlaması gerekiyor.


Civaner M., Hekimin Bulaşıcı Hastalık Taşıyan Hastaya Sağlık Hizmeti Sunma Ödevi: Nereye Kadar?,Turkiye Klinikleri J Med Ethics 2007, 15:166-175


Prof. Dr. Özdemir Aktan, Tarsus Amerikan Koleji'ndeki orta öğreniminin ardından Hacettepe Tıp Fakültesi'nde eğitim gördü. Genel cerrahi uzmanlık eğitimini de Hacettepe Tıp Fakültesi'nde tamamlayan Aktan, 1988 yılında Marmara Üniversitesi'nde Genel Cerrahi Doçenti oldu. Aynı üniversitede 1993 yılında profesör olan Aktan, 2006-2010 yılları arasında İstanbul Tabip Odası Başkanlığı görevini üstlendi. 2010-2012 yıllarında TTB 2. Başkanı olan Aktan, 2012-2014 yıllarında TTB Merkez Konseyi Başkanlığı görevini sürdürdü.

Aktan, Barış İçin Akademisyenler'in "Bu suça ortak olmayacağız" bildirisini imzaladığı için 686 sayılı KHK ile Marmara Üniversitesi'nden ihraç edildi. Evli ve 2 çocuğu vardır.

Yazarın Diğer Yazıları

Evrimin bir bedeli de doğum sancısı

İki ayağımızın üzerine dikilip yürümek bize birçok avantaj sağlamış ama oldukça fazla sorunu da beraberinde getirmiş

Tıpta birkaç gereksiz ayrıntı

Bazen insanın aklı gereksiz şeylere takılabiliyor ama bu ayrıntılara zaman ayırdıkça gündelik yaşamın da daha düzgün, daha mantıklı ve daha verimli olacağını beklemek yanlış olmaz

Başkalarını hasta edip kendi sağlam kalanlar

Bazılarımız hasta olmadan virüsü başkalarına bulaştırabiliyoruz. Eğitim düzeyi tartışmalı olan toplum kesimine bunu anlatmak biraz zor olduğundan da salgını durdurmakta zorlanıyoruz