07 Haziran 2014

Avrupa Merkez Bankası da sıfırladı

Avrupa Merkez Bankası (AMB) 5 Haziran’da bankalara kullandırdığı faiz oranını %0,15’e indirdi

Avrupa Merkez Bankası (AMB) 5 Haziran’da bankalara kullandırdığı faiz oranını %0,15’e indirdi ve aynı zamanda bankaların kendisine yatırdığı paraları da %0,10 faizle cezalandırmaya başladı

Yıllardan beri zaten uygulanmakta olan bu politikanın son halkasında hala bankaların ellerindeki kaynakları reel ekonomiye kullandıracağı umudu taşınmakta.

Faiz dibe vurduruldu, fakat reel ekonomik piyasalarda umulan çıkış ve genişleme bir türlü gerçekleşmiyor, bu yüzden de Avrupa krizden hala çıkamıyor. Yeni pazarlar eski politikaları kaldırmıyor. Bu arada pazarlar öyle bir yapısal dönüşüm yaşadı ki, uygulanan para politikasının umulan hedefleri gerçekleştirebileceği maddi zemin ortadan kalktı.

Şimdi parasal büyüklüklerle oynayarak reel ekonomi politikası yaratma döneminin Avrupa’da sonuna gelinmiş gibi görünüyor.

Faiz teorik olarak sıfırlandığında, kapitalizmin ana dayanaklarından biri olan kredi sistemi ya çökmüş ya da çöküşüne çok az kalmış demektir. Kredi sisteminin çöküşü kıyamet alameti değildir elbette. Olsa olsa bir krize işaret eder. Kapitalizmin elinde bu tür krizlere karşı henüz kullanmadığı kartlar vardır herhalde, tahmin edebileceğimiz gibi.

Gelinen son aşamada Avrupa Merkez Bankası’nın mutluluk çemberini ayakta tutmak için faiz oranını rekor seviyede düşürdüğü para arzını genleştirici politikasının tek bir anlamı kaldı: Sermaye piyasalarının yere çakılmasını önlemek, çünkü menkul değerlerin düşmesi sistemin korkulu rüyası ve fiktif servetlerin erimesidir.

Mario Draghi ve bu politikanın destekçisi olan, örneğin sermaye piyasalarında servetleri olanlar, gerekçe olarak deflasyon tehlikesini savuşturmak ya da ekonomiyi canlandırmak gibi nedenler ileri sürseler de, Avrupa Ekonomisi öyle bir halde ki, yaratılan bu paranın ürün piyasalarında yatırımlara dönüşmesi olanaksız görünüyor. Çünkü ekonomileri krizden kurtaracak yatırımları rasyonel kılacak bir ekonomik talep neoliberal yeniden paylaşım döneminde sürekli tırpanlandı.

Sanayi üretiminde şu anda Avrupa ortalaması %70 olan kapasite kullanım oranları özellikle Güney Avrupa’da oldukça düşük seviyede ve AMB politikaları zaten çoktan uygulanmaya başlandığı tarihlerden bu yana, örneğin piyasalara yaklaşık 1 trilyon EURO üzerinde kaynak sürdüğü 2011/2012’den beri istisnasız bütün Avrupa ülkelerinde düşmüş durumda. Kapasite kullanımını bile arttıramayan bu para bolluğu politikası yatırımları tetikleyecek gücü bugüne kadar bulamadı bundan sonra da bulamamaya devam edecek yalnızca.

“Para arzını istediğiniz kadar arttırın, reel bir faydası olmuyor” anlamına gelen likidite tuzağı olarak adlandırmaya alıştığımız bu durum, bu tarihsel gerçek, bunun da ötesinde yapısal bir bozukluğa işaret ediyor.

Üretime yönelik yatırımın Avrupa’da rasyonel temelleri artık yavaş yavaş ortadan kalkmakta. Avrupa ekonomisi para politikasının dikiş tutmadığı bir ekonomi aşamasına geçmiş gibi. Kar beklentisi kalmamış ürün piyasaları yatırıma yanaşmıyor. Bu yüzden AMB’nin attığı bu son merminin hedefine ulaşması  çok zor görünüyor.

Eldeki kapasiteler bile doğru dürüst kullanılamazken yeni yatırımlar anlamsızlaşıyor, bu yüzden bankacılık sektöründe biriken servetler menkul ve gayrimenkul piyasalarına akıyor. Biz buna bir zamanlar spekülatif yatırım derdik. Şimdi makro ekonomik hayatın tam göbeğinde yer alıyor.

Menkul değer piyasaları rekordan rekora koşuyor. Varlık değerleri tırmanmaya devam ediyor. Servet sahiplerinin egemenliği ve zenginliği artıyor. Bu da gelir dağılımında zaten alışık olduğumuz bozulmaya devam etmek demek.

İnandırıcılığını kaybetmiş Merkez Bankası para politikasından bu sefer de başka türlü olmasını beklemek için bir neden yok.  Gelir dağılımı bozukluğu kıskacındaki ekonomik talep yetersizliği buna izin vermeyecek.

Bu aşamaya gelene kadar uygulanmış, ama ekonomiyi krizden kurtaramamış bir politikanın bundan sonra da başarı şansı ancak bir mucizeye bağlı. Bir sonraki adımda nasıl bir karar alınacağını merakla bekliyoruz.

AMB ve Başkanı Draghi bu denli gevşetilmiş bir para politikasının yapısı bozulmuş dengesizliklerin egemen olduğu bir ekonomide talep yaratamıyacağını, tam tersine varlık değerlerinin biraz daha şişmesine gideceğini bilmiyor ya da düşünemiyor olamaz. Bu en iyimser yorumla, bile bile ladestir. Ya da onun tek derdi sistemin çöküşünü biraz daha erteleyerek zaman kazanmak, bu arada da mucize duasına çıkmak.

Yazarın Diğer Yazıları

Petrol fiyatları ve ekonomik kriz

Politik güç savaşları ve devletlerin çıkar çatışmaları bizi krizin kıyılarına atıyor

Troyka’ya başkaldırmak

Şişirilen servet ve para piyasaları üzerinden bir ülkenin nasıl iflasın eşiğine getirildiğini gözlemliyoruz

Syriza’nın tanrılarla savaşı

Parayı yönetenler ekonomik ve toplumsal hayatı, işçi haklarından şehirlerde ve köylerde nasıl yaşanacağına kadar herşeyi belirlemeye başladı