08 Şubat 2024

Anomi temelinde yaşamak

Anominin rutinleşmesinden mi söz etmeliyiz? Kılık değiştirmesi denebilir belki. Ya da dozunun adım adım artırılmasından

AKP iktidarı döneminde toplumsal anomi duygusuna ilk kez 2012 yılı sonlarında, "Başbakan'ın makam odasında böcek yakalandı" haberleriyle kapılmıştım. Başbakan, Erdoğan'dı. Durum alabildiğine tuhaftı.

Olağan koşullarda böyle bir olay gerçekleşse, başbakanın makam odasında "böcek", yani gizli dinleme aygıtı yakalansa, kamuya asla duyurulmaz, kaza eseri duyulsa bile meczup birinin marifeti kategorisine sokulup ânında örtbas edilirdi, çünkü devletin gücüne ve gizliliğine yönelmiş bu dolaysız saldırı sırf yapılabilmiş olmasıyla bile devletin şanına, daha önemlisi verdiği bütünlük izlenimine halel getirebilecek / zeval verecek bir durum sayılırdı. Başka bir deyişle meselenin olağandışılığı, olayın kendisi kadar, hatta daha çok, manşetlik haber olarak duyurulmasında yatıyordu.

Gerçi devlete yönelik bütünlük algısı ilk kez sarsılıyor değildi, halk olarak 27 Mayıs 1960'la başlayan askerî darbeler ve darbe teşebbüsleriyle arada bir başımıza gelmiş olan bir şeydi ama o darbelerin kitapta yeri olduğu da (askerlerin cumhuriyeti korumak ve kollamakla görevli olduğu) açıkça anlatılmıştı. Daha önemlisi o darbelerden "başarı" anında, radyodan bir subayın okuduğu bildiriyle haberdar oluyorduk. Yüksek makam odalarında dinleme âleti filan akla gelecek şeyler değildi, en azından biz yurttaşlar için.

Acaba tam da bu amaçla mı duyurulmuştu böcek işi diye aklıma takılmıyor değil şimdi. Bakın işte darbeciler bize karşı harekete geçiyor, haberiniz olsun demek isteyen bir mağduriyet rolünün ilk replikleriydi belki de o manşetler. İşte her ne ise çekirdek olay, yani böcek olayı çarşaf çarşaf duyurulmuş, buna karşılık perdenin arkasına dair herhangi bir açıklama gelmemişti. Açılan soruşturma ve dava haberleri aylarca devam etti, bir türlü "olağanlığa" kavuşmaksızın...

AKP döneminde hatırladığım ikinci toplumsal anomi olayı yukarıdakinden bir yıl sonra, 17-25 Aralık 2013'te yaşanan olaylardır. O zaman da beklenmedik yerlerde beklenmedik nesneler bulunmuştu, bu kez cumhuriyet savcıları tarafından, Başbakan'ın oğlunun evinde, ayakkabı kutularına ve bir kasaya istiflenmiş olağanüstü miktarlarda kayıt dışı paralar şeklinde.

Ve olayın haber olmasının ardından yine açıklama beklendi, bir gün, iki gün, üç gün, bir hafta... ve aslına bakılırsa bugüne kadar, herhangi bir açıklama yapılmaması gibi bir tuhaflık daha yaşanmış oldu. Olayın kendisi görünmez bir rafa kaldırıldı, hiçbir zaman açıklanmadı, ama onun dışında ve etrafında darbe teşebbüsü imaları sürüp gitti. Olayda "temiz eller savcısı" sanılan kişinin FETÖ komplocularından olduğu ve benzeri bilgiler 15 Temmuz 2016'da bizim gibi bir ülkeye yakışmayacak acemilikteki askerî darbeyle birlikte ayyuka çıkacaktı. Darbe gecesi üst üste, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bombalanmasına kadar giden artçı şoklar geldi, direnenler oldu, üç yüzden fazla yurttaşımızı kaybettiğimiz, bin beş yüz kadarının yaralandığı açıklandı...

15 Temmuz'un ardından gelen günler devletin "olağan" tepkilerine benzemiyor sayılmazdı aslında: İktidar değişmemiş gibiydi ama, tıpkı askerî darbe dönemlerindeki gibi tutuklamalar olayların faillerinden ibaret kalmayıp fırsat bu fırsat "olağan şüpheli" yerine konulabilecek ve konulamayacak pek çok kişi en ağır suçlamalarla derdest edildi, ayırt edilmeksizin. Kim ayırt edecekti zaten, hangi bağımsız yargı? Siyasi davalarda esas olan yargının bağımlılığı değil midir, organik olmasa bile, iradi bir bağlılık kaçınılmaz... Yalnızca, inandırıcılık yokluğunun mutlak olmasından kaçınmak için arada bir birkaç mahpus seçilip adalet yerini buluyormuş gibilerden serbest bırakılır, diğerleri "ibret-i âlem" kontenjanından alıkonulur.

Bu koşullarda anominin rutinleşmesinden mi söz etmeliyiz? Kılık değiştirmesi denebilir belki. Ya da dozunun adım adım artırılmasından. Dikkatinizi çekerim sevgili Durkheim, bireysel değil, toplumsal anomiden söz ediyorum. Kavramlaştırmanıza bizim burada gayet özgül örnekler eklemekle meşgulüz.

Şunu belirtmeliyim: Bütün sürecin zihnimde "anomi" adıyla bir anda netleşmesi ancak sonuncu olayla mümkün oldu: "Bütünsel devlet" algımıza en son darbe, Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin Anayasa Mahkemesi'ne meydan okumasıyla vuruldu.

Bu son şokta da tıpkı daha öncekilerde olduğu gibi anomiye kaynaklık eden bir açıklamasızlık -donmuşluk- hâlini yaşıyoruz. Gerçi arada bir Anayasa'ya ve AYM'ye yönelik yeni salvolar işitmedik diyemeyiz, anomi etkisi de o salvolarla güçlendi zaten. Bir yanda şoku yaratan edim(sizlik)ler, bir yanda "hayatın olağan akışı" devam ediyormuş gibi yapan iktidar ile muhalefet! Her şey dondurulmuş, hatta derin dondurucuya kaldırılmış durumdayken alabildiğine normalmiş gibi yürüyen "siyasi" faaliyetler... Az bekleyin denmiş gibi 3CD'ye; seçimleri ve AYM'ye atanacak yeni üyeleri bekleyin.

Seçimler - 31 Mart! Tanrım! Zamanlamalar nasıl da manidar!

Necmiye Alpay kimdir?

Çalışmaları dil üzerinde yoğunlaşan Necmiye Alpay 1946 yılında doğdu. 1969 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni (Mülkiye) bitirdi.

1978'de Paris-Nanterre Üniversitesi'nden uluslararası iktisat alanında doktora derecesi aldı. Mülkiye'deki öğretim üyeliği 12 Eylül 1980 darbesi ile başlayan süreçte sona erdi. İzleyen yıllarda akademide 'Türkçe' ve 'Yaratıcı Yazarlık' alanlarında dersler verdi.

2011 yılından itibaren uzun süre Radikal gazetesinde Dil Meseleleri üzerine yazdı. 2016 yılında İsviçre'nin Almanca PEN Merkezi tarafından onur üyeliğine seçildi. 

Kitapları

Türkçe Sorunları Kılavuzu (Metis Yayınları)

- Dilimiz, Dillerimiz / Uygulama Üzerine Yazılar (Metis Yayınları)

Dil Meseleleri / Uygulama Üzerine Yazılar II (Metis Yayınları)

Yaklaşma Çabası (Kanat Yayınları)

- Beklediler Gitmedik (Edebi Şeyler Yayıncılık)

Çevirileri

Freud ve Felsefe (Paul Ricoeur), Metis Yay.

- Kültür ve Emperyalizm (Edward Said, Hil Yayınları)

- Tarihsel Kapitalizm (I. Wallerstein, Metis Yayınları)


- Aydın Kesimi Üstüne (Vladimir İ. Lenin, Başak Yayınları)


- Modernleşmenin Eşiğinde Osmanlı Kadınları (Madeline C. Zilfi, Tarih Vakfı Yurt Yayınları)


- Şiddet ve Kutsal (Rene Girard, (Kanat Yayınları)
- Freud ve Felsefe (Paul Ricoeur, Metis Yayınları)


- Bilge Sokrates'in Ölümü (Jean Paul Mongin, Metis Yayınları / Küçük Filozoflar Dizisi)


- Martin Heidegger'in Böceği (Jan Marchand, Metis Yayınları Küçük Filozoflar Dizisi)


- Diyojen Köpek Adam (Jan Marchand, Metis Yayınları Küçük Filozoflar Dizisi)

 

Yazarın Diğer Yazıları

Gezi’nin neresindeyiz?

Gezi’nin “biz”i kim? Ve bu biz gerçekten “Gezi'yi... Bir başarı hikâyesi olarak okumakta” ısrar mı ediyor? Yazara böyle genel bir ısrar izlenimini veren ne olabilir?

Asap bozucu bilgiler

HDP yöneticilerine toplam kırk küsur yıl hapis cezaları verilmesinin kökeninde IŞİD’e karşı Kobani’yi yalnız bırakmama duygusunun yattığı şeklindeki haklı bilinç hayli yaygın ve zaman içinde basınç yaratacak ölçüde de baskı altında

Terör yaftası yetmeyince

Bir yanda evrensel hukuk, bir yanda yukarıdan gelen kindar salvolar, iktidar bloğunu yeni suç türleri tanımlamaya itmiş gibi görünüyor. Terör yaftası yetmez olunca aslında hiç yeni olmayan yaftalar aramaya girişiyorlar