22 Ağustos 2022

İktisattan anlamam

İktisat bilimi hakkında bilgilerim kısıtlı ama “nass”ın bir iktisat terimi olmadığını biliyorum. Bu bir dini kavram ve anlaşılıyor ki Erdoğan bir “ekonomist” olarak ekonomiye din kurallarına göre yön vermekte sakınca görmüyor

Sık sık ağzımdan çıkan bir cümle vardır: “Ben iktisattan hiç anlamam.” Evet, maalesef böyle, hani bazan kendimiz de inanmadan söylediğimiz “tevazu” sözleri olur; bu onlardan değil: “Anlamam!”

Şu son birkaç gün içinde bir olay oldu; faizde—az da olsa—bir indirime daha gidildi. Niye böyle oldu?  Anlamadım. Ben anlamadım ya, iktisattan anlayan, hem de adamakıllı anlayan birçok insan var; bazıları arkadaşım. Onlar da anlamadılar. Halen de anlamış değiller.

İnsanoğlunun bilme, anlama yetileri sınırlı. Bildiğimiz şeylerin büyük çoğunluğu kendi gözümüzle görüp de öğrendiğimiz bir şey değil; biri söylemiş ya da kitapta okumuşuz, öyle biliyoruz. Paraguay diye bir yere gitmedim, görmedim. Ama öyle bir yer olduğunu biliyorum, yemin de ederim, bahse de girerim vb. Neyin “güvenilir bilgi” olduğunu ayırt etmeyi de biliyorum. Bu çerçevede, ben kendim iktisattan anlamasam da, iktisattan anladığını bildiğim insanların bu faiz indirimine akıl erdiremediğini, buna bir anlam veremediğini görüyorum. Niye oluyor böyle bir şey o halde?  Bir kere, böyle şeylerin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatları, “emir”leri çerçevesinde olduğunu biliyoruz. Bu da belli ki o “talimat”lardan biri. Fakat Recep Tayyip Erdoğan “Ben ekonomistim” diyor! Demek ki o anlıyor iktisadın dilinden. “Bu durumda böyle yapmak gerek” diyor ve dediğini yapıyor. Ekonomiden anlamayan ben ise sağdan soldan işittiklerimin etkisinde, “Yahu, galiba böyle yapmamak gerekiyordu” diyorum...

Gelgelelim, soyut düzeyde yürüttüğümüz bir tartışma değil bu. Söylediğin söz yerine getireceğin işi haber veriyor. Daha bir yıl bile olmadı; Tayyip Erdoğan “faiz inecek” dedi ve faiz indi. Ama Tayyip Erdoğan çevresine bakıp bunun “iyi” olduğunu görmedi. Tersine, ortalık birbirine girdi, enflasyon ciddi bir hızla görülmemiş düzeylere yükseldi. “Kur koruma” vb. Bu faiz indirimiyle başımıza gelenlerden başımızı kurtarmaya çalışıyoruz ama görünen o ki pek başarılı da olamıyoruz.

Birinci faiz indirimi sıralarında işin tartışması da başlamıştı ve ben bugünlerden Tayyip Erdoğan’ın bir konuşmasını hatırlıyorum. Konu “nass”tı. Erdoğan, faizle ilgili bir nass olduğunu söylüyor ve “Öyleyse sana, bana ne oluyor?” diye soruyordu.  İktisat bilimi hakkında bilgilerim kısıtlı ama “nass”ın bir iktisat terimi olmadığını biliyorum. Bu bir dini kavram ve anlaşılıyor ki Erdoğan bir “ekonomist” olarak ekonomiye din kurallarına göre yön vermekte sakınca görmüyor. 

Bankacılık modern dünyaya girerken gelişti ve modern dünyanın gelişmesinde çok önemli bir rol oynadı.  Bunlar olmazdan önce “faiz”, emek verilmeden edinilen servet, bura bura dinlerinin gözünde bir günahtı.  Ama bu önemli kurum da başka türlü olmuyordu. Önce Hıristiyan dünya, zamanı gelince Müslüman dünya, iki farklı dünya Görüşünü uzlaştırmanın yollarını buldular. Çare, yapıyı değil, yapının bazı Parçalarının adını değiştirmekti. Bir yığın çok başarılı Müslüman banka var. “Faiz” demiyorlar, başka bir deyim bulmuşlar. Onu kullanarak işlerini yapıyor ve kazanıyorlar.

Tayyip Erdoğan uzunca süren “yöneticilik” kariyerinin başlarında “bilenlerden” soran bir üslup tutturmuştu. Sanırım yerine ısındıkça kendine güveni de arttı ve kimseye sormadan “buyurmaya” başladı. Bu konuda da iddiası olduğunu sanıyorum. “Faiz sebeptir” diye çıkış yaparken ekonominin herkese kendini göstermeyen mekanizmalarını çözdüğüne inanıyor ve bu politikada sebat gösterirse bunu bir “başarı hikâyesine”, daha doğrusu “destanına” dönüştüreceğini düşünüyor. Bu şüphesiz bir “İslami ekonominin” de ilk adımı olacaktır.

Tayyip Erdoğan, kendi ifadesiyle, bir “ekonomist”; ben, kendi ifademle, “iktisattan hiç anlamayan” biriyim. “Ekonomist” olmak Tayyip Erdoğan’ın ekonomik gidişe yaptıklarını yapmak anlamına geliyorsa, doğal olarak, “iktisattan hiç anlamamak” tercih edilecek konum. İngiliz şair Alexander Pope bir şiirinde “Where ignorance is bliss” demişti; yani, “cehaletin mutluluk olduğu yer”. Şu koşullarda bulunmanın daha doğru göründüğü yer orası, benim de bulunmayı tercih etiğim yer orası. Tek sorun, nerede bulunursan bulun, “bilgi”nin böylesine egemen olduğu ve dediğini yaptırdığı yerde olanların sonuçlarından kaçıp kurtulma imkânının olmaması.

Murat Belge kimdir?

Prof. Dr. Murat Belge, 16 Mart 1943'te Ankara'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi.

12 Mart 1971 muhtırasıyla başlayan darbe döneminde iki yıl cezaevinde kaldıktan sonra 1974'te üniversiteye döndü. 1981'de doçentken istifa etti.

Halkın Dostları, Birikim, Yeni Dergi, Yeni Gündem, Milliyet Sanat, Papirüs dergilerinde ve Cumhuriyet, Demokrat, Milliyet, Radikal, Taraf gazetelerinde yazdı.

1983'te İletişim Yayınları'nı kurdu. 1997'de profesör olan Murat Belge, başkanlığını da üstlendiği Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü'nde devam ettiği akademik çalışmalarını sürdürüyor.

Türkiye'nin en üretken yazarları arasında ön sıralarda yer alan Murat Belge, çok sayıda kitapta yer alan makalelerinin yanı sıra 23 kitap yazdı; William Faulkner, James Joyce ve John Berger'den eserler de dâhil olmak üzere 15 çeviri kitabı yayımladı.

1957 seçimlerinde Demokrat Parti Muğla Milletvekili olarak parlamentoya giren gazeteci-yazar Burhan Asaf Belge'nin oğlu olan Murat Belge, aktris Hale Soygazi ile evli.

Kitapları

- Tarihten Güncelliğe (Alan, 1983; İletişim, 1997)

- Sosyalizm, Türkiye ve Gelecek (Birikim, 1989)

- Marksist Estetik (BFS, 1989; Birikim, 1997)

- The Blue Cruise (Boyut, 1991)

- Türkiye Dünyanın Neresinde (Birikim, 1992)

- 12 Yıl Sonra 12 Eylül (Birikim, 1992)

- İstanbul Gezi Rehberi (Tarih Vakfı, 1993; İletişim, 2007)

- Türkler ve Kürtler: Nereden Nereye? (Birikim, 1995)

- Boğaziçi'nde Yalılar ve İnsanlar (İletişim, 1997)

- Edebiyat Üstüne Yazılar (YKY, 1994; İletişim, 1998)

- Tarih Boyunca Yemek Kültürü (İletişim, 2001),

- Başka Kentler, Başka Denizler 1 (İletişim, 2002)

- Yaklaştıkça Uzaklaşıyor mu: Türkiye ve Avrupa Birliği (Birikim, 2003)

- Osmanlı: Kurumlar ve Kültür (Bilgi Üniversitesi, 2006)

- Başka Kentler Başka Denizler 2 (İletişim, 2007)

- Genesis: "Büyük Ulusal Anlatı" ve Türklerin Kökeni (İletişim, 2008)

- Sanat ve Edebiyat Yazıları (İletişim, 2009)

- Başka Kentler, Başka Denizler 3 (İletişim, 2011)

- Edebiyatta Ermeniler (İletişim, 2013)

- Başka Kentler, Başka Denizler 4 (İletişim, 2014)

- Militarist Modernleşme-Almanya, Japonya ve Türkiye (İletişim, 2014)

- Linç Kültürünün Tarihsel Kökeni: Milliyetçilik (Agora, 2006; Berat Günçıkan ile söyleşi)

- Şairaneden Şiirsele / Türkiye'de Modern Şiir (İletişim, 2018)

Çevirileri

- Hegel Üstüne: W.T. Stace

- Martin Chuzlewitt: Charles Dickens

- Döşeğimde Ölürken, Ağustos Işığı, Ayı: William Faulkner

- Dublinliler, Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi: James Joyce

- 1844 Elyazmaları: Karl Marx

- Bir Zamanlar Europa'da, Leylak ve Bayrak: John Berger

- Feodal Toplumdan Yirminci Yüzyıla: Leo Huberman

- Yazıcı Bartleby: Herman Melville

- Kayıp Kız: David Herbert Lawrence

- Yurtsuzların Ülkesi: Dugmore Boetıe

- Lenin ve Felsefe: Louis Althusser (Bülent Aksoy ve Erol Tulpar ile birlikte)

Yazarın Diğer Yazıları

İsrail: Sonu nereye varacak?

Savaşa varmadan durulmasıyla daha iyi bir dünyaya adım atmış olur muyuz?

Değişim beklenir mi?

Birinci gelen parti AKP'nin ikinci parti olma sürecini izleyeceğiz, gözlemleyeceğiz. Kim ne diyecek, nasıl tavır alacak?

Sevinçle, ama sükunetle

Bu toplum elbette farklı düşünceler, inançlar, idealler üretecek. Ama bu "farklılık" nedeniyle boğazlaşmak değil tartışmak kültürü geliştirmek gerektiğini bilecek. Son seçimde alınan sonuç bu anlayış ortamının oluşmasında da olumlu rol oynayabilir ve bu potansiyel boşa harcanmamalı