31 Ocak 2017

İnanç böler, şüphe birleştirir

İslam’da din her zaman devleti politikacıların elinden alacak veya almaya gayret edecektir

Dindar olmak, siyasi ihtirasla beraber gelmezse, insana huzur verir. 

Siyasi ihtirasla beraber gelirse insanı götüreceği yer terör, Fethullahçılık veya şimdi Erdoğan ile AKP’nin bulunduğu yerdir.

Türkiye’de din ne zaman  siyasete karıştıysa sonuç kötü oldu.

Yavuz Sultan Selim’in Araplar üzerinde hakimiyet kurmak için mezhep değiştirerek Sünniliğe geçmesi, Alevileri kılıçtan geçirmeye başlaması, Türk toplumuna bugüne kadar süren ve hiç bitmeyeceğe benzeyen bir ayrılık ve acı soktu.

Osmanlı’nın ikinci dönemi, büyük ölçüde, katı Sünnilik nedeniyle  yıkıma sürüklenen bir imparatorluğun öyküsüdür.

Din ile devletin ayrılmasının 1923’te kurulan cumhuriyetin temel direklerinden biri haline getirilmesinin nedeni budur.

Ama laiklik üzerine kurulan o sistem de çalışmadı. O güne kadar azınlık Aleviler eziliyordu. Onların yanında Sünniler de ezilmeye başladı.

Atatürk sonrası Türkiye tarihini belirleyen Sünnilerin (ve Kürtlerin, ve Alevilerin) bu ezilmişlikten kurtulma mücadelesidir.

Atatürk’ün ölümünden ve özellikle Bayar-Menderes ikilisinin 1950’de iktidara gelmesinden sonra laiklik yavaş yavaş sökülmeye başladı.

AKP’nin iktidara geldiği 2002’den itibaren de pratikte tamamen ortadan kaldırıldı.

AKP dine, tarikatlara ve din adamlarına Osmanlı’daki yerlerini iade etmeye koyuldu.

Fethullahçıların neredeyse devlet içinde devlet, ordu içinde ordu haline gelmesi bu politikanın ürünüdür.

AKP, kendinden önceki sağ veya dinci partiler gibi – ama daha sistemli ve kararlı bir şekilde – devletle din arasındaki sınırı kaldırmaya koyuldu. Parti tarikatlara yardım edecek, tarikatlar da halkı uyutmakta ve seçimlerde AKP adaylarına yönlendirmekte partiye yardım edecekti.

Fethullahçılar bu anlaşmayı bozdu.

“Erdoğan’a yardım edeceğimize kendimize yardım edelim,” havasına girdi.

İslam’da din her zaman devleti politikacıların elinden alacak veya almaya gayret edecektir

Sonuç, darbe girişimi ve Tarikatçı İslam ile Siyasi İslam’ın birbirine girmesi oldu.

Sağ el ile sol el kavgasına benzeyen bu çekişmenin kazananı olmaz.

Kaybeden her zaman olduğu gibi Türkiye olacak.

Darbe girişimi başarılı olsaydı Türkiye bugün olduğu durumdan da kötü durumda olacaktı - çünkü az gelişmiş ve geri kalmış Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla din değildir. Daha fazla akıl, dürüstlük ve beceridir.

Bunlar, ne AKP’nin ne Fethullahçıların bol miktarda sahip olduğu şeylerdir.

Her ikisinin de entelektüel çuvalı boştur.

Her ikisi de Türkiye’yi ihtiyacı olan kalkınma ve ilerleme hızına kavuşturacak çapta değildir.

Dinle devlet ayrılmadan ilerleme olmaz.

Çünkü İslam’da din her zaman devleti politikacıların elinden alacak (İran,  Suudi Arabistan) veya almaya gayret edecektir (Mısır, Türkiye).

Doğru yol laik demokraside, yani Erdoğan’ın tuttuğu yolun aksi istikametindedir.

*

Peter Ustinov’un sözleri hatırlanmaya değer:

“İnanç böler. Şüphe birleştirir.”

Yazarın Diğer Yazıları

Dünyaya geldikten sonra

Yaşam düşüncelerle kontrol edilebilecek bir enerjidir. Bu öğrenilebilir

Batık tekneler

İnsanı kendisinden başka kimse kurtaramaz

Kamış Bülbülü

Ben bu bahçeyi kendimin sanıyorum, ama bahçe aslında burada yaşayan bütün canlılara aittir