14 Eylül 2021

Anadolu takımları 101

Vitor Pereira Anadolu takımları tuzağına bir güzel düştü. Telafi edilmeyecek bir puan kaybı değil, takım hala puan olarak zirveyle beraber ve hatta bu maç, “Anadolu takımları 101” dersinin tekrar alınması için oldukça değerli olacak.

Belli ki Vitor Pereira ilk döneminde çokça tanık olduğu Türk futbolunun Anadolu takımları gerçeğini unutmuş. Bu takımlardan ligde bu sene 16 tane var, 4 maç geçtiğine göre daha bu takımlarla 28 maç daha oynanacak. Türkiye’de bir derbiler var, hepsi birbirinden farklıdır ve tahmin edilemez. Bir de bu Anadolu takımlarıyla olan maçlar var ki hepsi birbiriyle aynıdır ve çok kolay tahmin edilebilir. Asıl bu maçlar şampiyonu belirler ve bu maçlar için de çözüm bulunması, planlar üretilmesi zorunludur.

Bu takımlar ezici bir çoğunlukla 4-2-3-1 oynarlar. Kalecileri zaman geçirir ve tribün ıslıklarından etkilenmezler. Beklerinin hücum katkıları sınırlıdır, hatta bir tanesi çoğunlukla stoperden dönmedir. Defans göbeğinde uzun ve sert iki stoperle oynarlar. Ön liberodaki iki isim defansiftir, arkadakilerle beraber güzel kapanırlar, kora kor mücadele ederler. Santrfor arkasındaki üçlünün kanatlarında ters ayaklı adamlar oynar, genelde hızlıdırlar ama yapacakları en fazla topla içe dönmektir ve doğru kademe ile yok edilebilirler. Kontratakta iyidirler ama temel bir hücum planları yoktur. Özellikle defansları ve ön liberoları sürekli itiraz ederler ve sürekli olarak sakatlık bahanesiyle yatarlar. Hele bir de buna imkan sağlayan bir hakem varsa özellikle ikinci devre uzatmalar dâhil 25 dakikadan fazla top oyunda kalmaz ve maça da asgari 6-7 dakika ilave olur. Maçlarının son yarım saati önemli ölçüde taktik disiplinden kopup kaosa döner, hele ki bu periyotta kontratak dışında da gol üretemezler. En iyileri ligde ilk beşi zorlar, Avrupa’da bir varlık gösteremezler ama Türkiye’de sağlam mücadele etmeyen büyüklerin de başına hep dert olurlar. Hocaları arada parlayıp çoğunlukla içlerinden çıktıkları büyük camialara “evlat” kontenjanından giderler ama sezonu tamamlayamadan gönderilirler. Sivas da bu anlayışın Türkiye’deki amiral gemisidir. Şu anlattığım tanımın içinde yer alan her bir unsur için istediğiniz bir sezon için onlarca örnek verebilirim.

Bütün maç tempo olarak bir hayli yüksek geçti ve tüm takım hareketli ve mücadele eder haldeydi. Güzel olan, hazırlık dönemini erken açan ve lige çok iyi başlamasa da fizik olarak gayet hazır olan ve yukarıda anlattığımız yapıyı makine gibi işleten Sivas’a tempo olarak hiç boyun eğilmedi. İlk yarı daha derli toplu bir maç vardı, Altay’ın gereksiz hatası olmasa işler de gayet yolunda gidiyordu. İkinci yarı ise özellikle son 35 dakika tam kaosa döndü, oyun çok durdu, hakem de buna çanak tuttu ve tempo tutturulamadı. Vitor Pereira ise yukarıda anlattığımız Anadolu takımları tuzağına bir güzel düştü. Bu maçların sonu kaos olacağı belliyken her ne kadar çok etkili olamasa da iyi bir bitirici olan Berisha’yı çıkarması doğru bir karar değildi. Hadi yerine giren Valencia olunca bu duruma yine tolerans gösterilebilirdi ve fakat İrfan da oyuna girdikten 10 dakika sonra sakatlanınca uzun zamandır forma giymeyen Meyer’e şans verdi ve Meyer sistemin gereği olan forvet arkası rolüne değil sanki sol iç rolüne büründü ve oyun planı alt üst oldu. Meyer de Gustavo ve Zacj ile birlikte yana oynamaya başladı ve üstüne Muhammed’in de etkisizliği eklenince orta saha tamamen üretim dışı kaldı. Şahsi görüşüm kaos periyoduna girerken Berisha değil, Serdar Aziz çıkmalıydı. Böylece Gustavo defansın göbeğine gelir, İrfan Can, Zajc ile beraber orta göbekte yer tutar ve oyunu yönlendirir, Valencia ise Rossi ile birlikte Berisha’yı desteklerdi. Daha sonra İrfan Can sakatlığında ise o bölgeye fizik olarak daha hazır olan Mert Hakan veya Crespo düşünülebilirdi.

Evet tempo vardı, istek vardı, abluka vardı ama son dönemeçte gol şutu dahi yoktu. Gol gelirse duran toptan ya da uzaktan şut (tıpkı Antalya ve Altay maçlarında olduğu gibi) ile gelecekti ve gelmeyince de iki puan kaybedildi. Kaos, taktik planları devre dışı bırakmaya yetti de arttı. Telafi edilmeyecek bir puan kaybı değil, takım hala puan olarak zirveyle beraber ve hatta bu maç, “Anadolu takımları 101” dersinin tekrar alınması için oldukça değerli olacak.

Biraz da bölgesel olarak da giderek oyuncu performanslarına bakalım. Altay, gereksiz risk alarak Adana deplasmanında aldığı iki puanı bu sefer Sivas’a verdi. Penaltıya gelince hakem dizlerin birbirine değmesini penaltı olarak değerlendirdi, ben penaltı vermezdim. Burada rakip oyuncunun o diz temasını sağlaması önemliydi; penaltı da olsa yapana değil alana yazmak lazım.

Savunmada Szalai en başta yorgunluk gerekçesiyle kenarda oturunca ilk 20 dakikada sol stoperde, sonra Tisserand sakatlanınca kalan toplam 80 dakikada sağ stoperde izlediğimiz Serdar önceki maçlarda Tisserand- Szalai ikilisinin mükemmel yaptığı orta sahaya yanaşıp üstünlüğü alma senaryosunun zayıf kalmasına neden oldu ama bir yandan da sağ stopere geçince işin savunma tarafına da çok çaba sarf eden Samuel ile birlikte rakibin Gradel çözümünü devre dışı bıraktı. Yine de önümüzdeki haftalarda sistemin sağlıklı çalışması, orta sahada baskının daha yılmaz bir şekilde kurulması için Kim-Tisserand- Szalai üçlüsünün bir arada olması önemli ve umarım Tisserand’ın sağlık durumu buna müsaade eder. Kim ise maçın tamamında mükemmel bir performans gösterdi. Daha önce de yazmıştım; Serdar bu takımda sadece Kim’in oynadığı yerde oynayabilir.

Sağ ve sol stoperden tam ve kesintisiz destek alamasalar da orta göbekte Zajc ve Gustavo, Sivas takımının alamet-i farikası olan orta sahasına yenilmedi ama ancak berabere kalabildi. Oyunun hâkimiyetini Sivas’a vermeseler de top kayıpları yaptılar ve üretkenlik anlamında da çok çözüm üretemediler. Gustavo’nun da artık her maç 2-3 kez gerçekleşen uzaktan cılız şut atma fikrinden vazgeçmesi gerekiyor. Bu sistemde şut çok ama çok önemli ve gerçek bir çilingir ancak bu şutun da atabilecek adamlardan gelmesi gerekiyor. Belli ki Perreira, Gustavo’nun yanında oyunu yönlendirecek oyuncu olarak bizim diziliş egzersizlerimizin aksine İrfan Can’ı düşünmüyor.

Son iki maçta çıkışta olan Samuel bu maçta bir hayli öz güven içindeydi. “Çizgi bağımlısı” diye eleştirdiğimiz adam altı pas içinde altı kişinin arasından gol atacak kadar yararlıydı ve maç boyu kanadını ileri-geri gayet güzel kullandı. Kadro içinde Valencia önde yer bulamaz ve orta dörtlünün sağına geçerse bilemem ama şu haliyle Samuel bu takım için ciddi bir çözüm olmaya doğru gidiyor ve beni yanıltıyor. Sol tarafta ise Muhammed çok top ezdi, çok pas hatası yaptı, defansif anlamda da etkisizdi. Öz güvenine saygı duymamak mümkün değil; coşkuyu da almış ve oynamak, kendini göstermek istiyor ama ilk yarıda çok daha etkiliyken ikinci yarıda sürekli zoru deneyip top kaptırması ve zaten yüksek tempodan dolayı yorulan takımı sürekli geri koşturması iyi olmadı. Açıkçası Ferdi’yi eleştirirken daha aşağıda bir performans izledik ve sola transfer yapılmamış olması beni halen endişelendiriyor. Umarım “bir bildiği vardır” deyip güvendiğimiz Perreira’nın sol tarafta bildiği Ferdi ve Muhammed değildir.

Hücum üçlüsünü ise ilk 60 dakika ve sonrası diye değerlendirmek daha uygun olur. Başlayan üçlü hareketliydi, takım savunmasına da Mesut dahil katkı verdiler ve rakip savunma tarafından da ezildikleri söylenemez ama çözüm üretmede etkisizlerdi. Özellikle savunmasını oturtan, orta sahasında rakiple kafa kafaya savaşabilen bir takımın artık buradaki üçlüyü sabitlemesi ve üretime başlatması gerekiyor. Lig başlayalı dört maç geçti ve bu maçta da heyecanlandıran en fazla 1-2 pozisyon vardı. Rossi maç içinde zaman zaman iyi işler yaptı. İki ayağını birden kullanabildiği için kendisinden çok daha kuvvetli ve iri defans oyuncularından kurtulabildi ve hatta golde de asist yaptı. Ligi tanıdıkça daha iyi hale gelebilecektir. Berisha oyun stili olarak yararlı olabilecek bir oyuncu ama bu maç için çok olumlu bir görünümü yoktu. Mesut’un biraz daha kıpırdadığını gördük ama bu kıpırdanmalarla ne kadar daha idare edebileceğiz onu bilemiyorum. Bu takımın benim kanaatime göre en yararlı ismi olan Valencia ise çok belli ki gerçekten yol yorgunuydu.

Maçı ve oyuncuları analiz ettiğimize göre sonraki maçlar için önümüze bakmadan evvel iki konuya daha değinmeden geçmeyelim. Her hafta gerek antrenmanda gerek maçlarda 3-4 kişi adale sakatlığı yaşıyorsa Pereira’nın gerçekten antrenman sistemini bir daha gözden geçirmesi gerekiyor. Bir de bu her yatana oyun durdurma, her feryat edene sedye çağırma, yerde yatanı kenara aldırmayıp saha içinde operasyon yapılmasına izin verme, kenara gidenin rol yaptığı ortaya çıksa da hemen oyuna girmesine göz yumma ve bir uyarıda bulunmama yani kısaca yatmanın genel olarak taktik plana dönüşmesine çanak tutma işlerine bir çare bulunmazsa bu futbolun bu ülkedeki tek kurtuluşu sadece basketboldaki gibi süre durdurmak olacak. Şu takımları çok sevmesek hakikaten şu maçları izlemek çekilecek ıstırap değil.

Yazarın Diğer Yazıları

B planıyla gelen üç puan

Hatayspor deplasmanında Pereira’nın B planını izledik ve bu plan 2016-2017 sezonunun ilk yarısındaki Advocaat anlayışını andırıyordu.

Rotasyon ve çilingir sorunu

Fenerbahçe açısından Avrupa’da olmak çok değerli, genç oyuncuları rekabete ve rotasyona dâhil etmek çok ama çok değerli fakat Fenerbahçe açısından kaçınılmaz olan tek gerçek bu sene şampiyon olma zorunluluğudur. Rotasyon yapılırken de bu gerçeğin unutulmaması gerekiyor.

Uzun top ısrarının sonuçları

Kötü değil ama kaçırılan fırsata hayıflanmamak da mümkün değil.