19 Şubat 2024
Galatasaray bu sezon ligin 11'inci maç gününde Kasımpaşa'yı 2-1 yenerek liderliğe yükselmişti. Ancak 12'inci maç gününde, Bayern München'la Münih'te oynanan zorlu maç sonrasında deplasmandaki Hatayspor maçında yenilerek emaneti zorlu rakibi Fenerbahçe'ye teslim etmişti.
Galatasaray bu sezon ikinci kez liderliğe geçen haftaki Başakşehir maçı sonrasında yerleşti. Perşembe günü oynanan AC Sparta Praha maçı sonrasında çıkılan Ankara deplasmanında elde edilecek sonuç bu açıdan merak ediliyordu. Sadece bu değil, Galatasaray'ın Ankara'da puan kaybı yaparak liderliği yeniden Fenerbahçe'ye teslim etmesi de bekleniyordu. Zira hem de üç gün önce oldukça zorlu ve kırıcı maçtan çıkılarak ve neredeyse hiç dinlenilmeden gidilmişti Ankara'ya. Hem de önemli eksikleri vardı takımda, Abdülkerim Bardakcı, Kaan Ayhan ve Lucas Torreira gibi. Ancak beklenen olmadı.
Samsunspor, Başakşehir karşılaşmalarında gördüğümüz şey Ankaragücü karşısında da tekrarlandı ve Galatasaray'ın ilk yarının erken dakikalarında aniden 2-0 öne fırladı. Ancak önceki iki maça oranla dünkü Ankaragücü karşısında 2-0 ileri fırlarken farklı şeyler de gördük.
İlk olarak Galatasaray Ankaragücü karşısında 2-0'ı bireysel çabalar üzerinden (Samsunspor ve Başakşehir maçlarında 2-0 öne geçilmesinde Barış Alper Yılmaz'ın ciddi bir rolü vardı) değil, takım oyunu üzerinden yakaladı. İkinci olarak da bu kez 2-0'ı elde ettikten sonra frene basmadı Galatasaray. İlk yarı boyunca oldukça yoğun ön alan baskısı yaparak 3-0'ı yakaladı. Böylece maçı kopardığı gibi Ankaragücü'ne neredeyse hiç oynama şansı da vermedi.
Kısaca şunu diyebilirim. Ligin 0-0'ı en iyi oynayan takımı olarak gördüğüm Galatasaray Ankaragücü karşısında 2-0'ı da oldukça iyi oynayarak skoru 3-0'a getirdi ve maçı ilk yarıda bitirdi.
Maç analizimde bunun nedenlerini tartışmaya çalışacağım.
Bıktırdım biliyorum; iki sezondur sürekli ön alan baskısı deyip duruyorum. İzninizle bu yazıda da birkaç kez daha diyeceğim.
Neredeyse UEFA Şampiyonlar Ligi maçlarından beri Galatasaray'ın rakibini bıktıracak denli etkili ön alan baskısı yapmadığını görüyorduk. Bunun birkaç nedeni vardı.
Bu sezon iç sahadaki Bayern München karşılaşmasında şahikasına ulaşan ön alan baskısının dün yeniden zirveye çıktığına şahit olduk. Hem de ön alan baskısının vazgeçilmez ismi Torreira'nın eksikliğine rağmen. Ön alan baskısının yeniden zirveye çıkmasını mümkün kılan nedenleri ben iki farklı kategoride ele almaya çalışacağım.
İlk kategoride yapısal nedenler yer alıyor. Bunları sıralayacak olursam şöyle bir tablo ortaya çıkıyor:
Sanırım kolayca anlaşılıyor. Etkili ön alan baskısı yapmanın yolu takımın boyunu oldukça kısaltmaktan ve rakibi bire bir karşılarken her futbolcunun takım ahengini ve kusursuzluğunu sağlayacak biçimde bir kuş sürüsü gibi hareket etmesinden geçiyor.
Burada Galatasaray'ın 2-0 önde olmasına rağmen bir kuş sürüsü gibi hareket ederek nasıl ön alan baskısı yaptığını çarpıcı biçimde ortaya koyan dokuz saniyelik bir sekansı beş görsel eşliğinde aktarmaya çalışacağım.
Dünkü maçta ön alan baskısının zirveye çıkmasına neden olan en önemli formasyon, Galatasaray'ın topu kaptırdığı her pozisyonda topa en yakın minimum iki-üç oyuncuyla birlikte hemen karşı prese başlamasıydı. Bu sayede Galatasaray maçın ilk yarısında neredeyse 6-7 saniye gibi kısa zaman diliminde topları yeniden kazanabildi. Bana bu tablo Galatasaray'ın şok pres konusunda zirvesinde yer alan 1996-2000 takımını anımsattı.
Ancak ön alan baskısı aynı zamanda ciddi bir risk içeren bir futbol anlayışı. Çünkü rakipler etkili biçimde ayağa oynayarak veya ilerideki top tutmasını bildiği için takımını atağa kaldırabilen arkadaşlarına uzun oynayarak bu baskıyı kırabilirler. Bu suretle de savunma hattının arkasındaki geniş boşluklara saldırarak Galatasaray'ın savunmasını felç edebilirler.
Bu risk özellikle Ankaragücü karşısında daha belirgindi. Zira Ankaragücü maç başı 9,7 driblingle Süper Lig'in en çok dribling yapan üçüncü takımı konumundaydı Galatasaray karşısına çıkmadan önce.[1] Ankaragücü'nün Süper Lig ortalamasının üzerindeki dribling gücünü hızlarıyla fark yaratabilen Renaldo Cephas, Ali Sowe, Garry Rodrigues, Anastasios Chatzigiovanis ile hızlı olmasa da kolayca adam eksiltebilen Olimpiu Morutan gibi futbolcularına borçlu.
Nitekim ligin ilk yarısındaki Ankaragücü karşılaşmasında Galatasaray, savunma hattının arkasındaki boşluğu kolayca kat eden Cephas'ın 48'inci dakikada attığı golle geriye düşmüştü.
Görüldüğü gibi Galatasaray'ın savunma çizgisini öne çıkararak yapacağı ön alan baskısı önemli bir risk içeriyordu. Ancak Galatasaray bu riskle kolayca savaşabildi. Ki bunu da ikinci kategorideki nedenlere borçlu. Bu nedenler şunlardı:
Birkaç yazıdır vurgulamaya çalıştığım doğru olanı oynama, geçen sezonun başlangıç sürecinde olduğu gibi bu sezon da Galatasaray'ın en önemli sorunlar arasında yer alıyordu. İlk olarak AC Sparta Praha ile oynanan UEFA Avrupa Ligi karşılaşmasında doğru olanı oynama konusunda mesafe kat eden Galatasaray dün bu mesafeyi oldukça ilerletti.
Galatasaray'da dün futbolcular özellikle ilk yarıda doğru biçimde hücum ettiler. Sürekli olarak en uygun durumdaki takım arkadaşlarına oynayarak Ankaragücü savunmasını sürekli hareket ettirdiler ve onları hata yapmaya zorladılar.
Burada en önemli katkıyı sağlayan iki futbolcu vardı: Kerem Aktürkoğlu ve Tetê. İlk yarıda özellikle çoğu pozisyonda Aktürkoğlu doğru futbolu oynayarak oyunu çok hızlandırdı. Aktürkoğlu'nun doğru futbolu oynamak konusundaki en önemli katkısı her pozisyonda Icardi'yi aramak yerine en uygun durumdaki takım arkadaşını araması ve bulması oldu. Bunda sol bekte oynayan Derrick Köhn'ün de payı vardı. (Bu konuya geri döneceğim.)
Tetê ise dün ilk kez yakınındaki bütün karşı pres aksiyonlarının içinde yer alırken sürekli içe kat ederek ve paslı oyunu tercih ederek Okan Buruk futboluna adapte olabileceğinin sinyalini verdi.
Buraya doğru futbolla ilgili olarak, elbette ön alan baskısının da parlak bir örneğini içeren ve golle sonuçlanan bir sekans alıyorum.
Dakika 13,27. Galatasaray'ın hücum fazı Mujakiç'in kalecisi Bahadır Güngördü'ye geri pas vermesiyle başlıyor. Galatasaraylı futbolcular burada etkili ön alan baskısı yaptıkları için
Ankaragücü kalecisi sol çizgideki Kâzımcan Karataş'a uzun vurmak zorunda kalıyor.
Karataş bu yüksek topu kontrol edemiyor, böylece top Tetê üzerinden Galatasaray'a geçiyor. Birden sağ iç koridorda hızlanan Tetê içeri girdikten sonra topu merkeze doğru koşan Aktürkoğlu'na çıkarıyor. Ancak bu topu Stelios Kitsiou yatarak önlüyor. Mujakiç de kendi ceza sahasındaki Pedrinho'ya oynuyor. Burada Berkan Kutlu tarafından baskı yapılan Pedrinho ayağındaki topu ileriye göndermeye çalışıyor.
Bu sekansta Ankaragücü'ne yoğun bir ön alan baskısı yapmak amacıyla Galatasaray savunma çizgisini çok ileriye, üçüncü bölgeye çıkarmış durumda. Bu nedenle Sánchez de tam orada; Pedrinho'nun uzaklaştırmak istediği topu kolayca kazanıp hemen Demirbay'a oynuyor. Top Berkan Kutlu üzerinden Mertens'e geliyor (aşağıdaki fotoğraf).
Top Mertens'e gelirken iki koşu dikkat çekiyor. İlki Ankaragücü ceza sahasına hareketlenen Sánchez'in koşusu. İkincisi de en sağdan Barış Alper Yılmaz'ın yaptığı bindirme. Mertens hemen Yılmaz'ın bu koşusunu ödüllendiriyor. O da çizgiye inip iki Ankaragüçlü futbolcu arasından altı pasa hareketlenen Sánchez'i görüyor. Sánchez'e sadece, topu bir santrfor vuruşuyla kaleye yuvarlamak kalıyor (aşağıdaki fotoğraf).
Bu hücumda dikkat çeken noktalar şunlar:
Galatasaray'ın bir dribling takımı olan Ankaragücü'nü yaptığı ön alan baskısıyla kendi yarı sahasına kapatmasının ikinci nedeni geçiş savunmasının bu sezon ilk kez zirveye çıkmasıydı. Bunu sağlayan iki oyuncu oldu; Köhn ve Aktürkoğlu.
Galatasaray'ın Boey'nin gidişi sonrasında kadrosuna kattığı Köhn aslında maçtan sonra da Okan Buruk'un bahsettiği gibi bir hücum beki. Denilebilir ki Köhn'ün gelmesiyle birlikte Galatasaray ilk kez sol kanadını bu kadar etkili kullandı. Köhn Galatasaray'ı topla öne taşıma konusunda Barış Alper Yılmaz'ın omuzlarına düşen yük oldukça aldı.
Bunu göstermek için Köhn'ün ve Barış Alper Yılmaz'ın maç içindeki ısı haritalarını buraya ekliyorum.
Ancak Köhn sadece hücum performansıyla değil, hızlı geçiş savunmasında kaptığı toplarla da Ankaragücü'nün driblinge dayalı oyununun sınırlanmasına yol açarak Galatasaray'ın hücumlarını tazelemesinde etkin bir rol oynadı. Etkili ön alan baskısı yapmanın riskinin azalmasına katkı verdi.
Buraya tek örnek alıyorum. Uzun yazmayacağım; maçın başlarında skor henüz 0-0 iken 4'e 4 gelişen hızlı Ankaragücü atağında top sağ koridordaki Cephas'a oynanmak istedi. Ancak aşağıda görüldüğü gibi Köhn hızı sayesinde Cephas'ı kapatarak bu kritik topu kazanmayı bildi.
Kanımca Aktürkoğlu sadece Galatasaray hücumlarında doğru ve hızlı oynayarak değil, Ankaragücü'nün tehditvari hücumları sırasında hızı ve takipçiliği sayesinde top da kazanarak takımına önemli bir hizmet verdi.
Buraya önemli olduğunu düşündüğüm tek örneği koyuyorum.
İlk örnek. Dakika 31,11'de Icardi üçüncü bölgede Köhn'ün pasıyla buluşuyor, ancak iki Ankaragüçlü oyuncu bastırınca top kaybı yapıyor. Bu sırada pası atan Köhn hücumu desteklemek için ileri çıkmış durumda. Topu kazanan Radakoviç hemen Cephas'ı kaçırıyor. Böylece Ankaragücü'nün geçiş hücumu başlarken iki Kerem, Aktürkoğlu ve Demirbay hızla geriye koşmaya başlıyorlar (aşağıdaki fotoğraf).
Aktürkoğlu Cephas'ı sağından rahatsız ediyor, bu nedenle vakit kaybeden Cephas'ın önüne Demirbay çıkıyor. Cephas Demirbay'dan kurtulmak için sola yönelince onu takip etmeye devam eden Aktürkoğlu topu kazanarak hemen takım arkadaşı Nelsson'a oynuyor ve Ankaragücü tehlikesini söndürmüş oluyor (aşağıdaki fotoğraf).
Maçtan önce Torreira yerine Berkan Kutlu'nun kadroda yer aldığını görenlerde bir şaşkınlık oldu. Okan Buruk maç öncesi söyleşide Torreira'nın biraz ağrısı bulunduğundan söz etti.
Kanımca dünkü etkili oyunda Berkan Kutlu çok fark edilmeyen ve görülmeyen bir tutkal vazifesi gördü; her maç 12-13 kilometre mesafe kat eden Berkan Kutlu tempolu oyunu sayesinde defansla hücum arasındaki bağlantının kolayca ve hızlı biçimde kurulmasını sağlayan katalizör görevindeydi ve takımını neredeyse her hücumda bir kişi fazla oynattı.
Bunun daha iyi görülebilmesi için Kutlu'nun ısı haritasını, Demirbay'ınkiyle beraber ekliyorum.
Burada Berkan Kutlu'nun iki ceza sahası arasında mekik dokuduğu açık biçimde görülüyor. Galatasaray savunmasına aktif biçimde katılan Berkan Kutlu'nun hücumda takımını bir kişi fazla oynattığını ortaya koyan bir örneği buraya alıyorum.
Dakika 37,17. Ankaragücü hücumunda Pedrinho'nun sağ çizgideki Kitsiou'ya vermek istediği topu Aktürkoğlu kapıyor (aşağıdaki fotoğraf).
Hızla rakip kaleye akan Aktürkoğlu ceza yayı içindeki Icardi'yi görüyor. Icardi alamet-i farikalarından birisi olan topuk pasıyla topu, arkadan bindiren Tetê'yle buluşturmak istiyor. Ancak bu topuk pasının yönü yanlış. Tam orada Aktürkoğlu'nun topu kazanmasından itibaren hücuma katılan Berkan Kutlu var. Icardi'nin bu topuk pasını alıp sağından bindiren Mertens'e oynuyor (aşağıdaki fotoğraf).
Bu pozisyonun sonu malum. Topla buluşan Mertens Ankaragücü ceza sahasında Kâzımcan Karataş tarafından düşürülecek, böylece Galatasaray penaltı kazanacak.
Bu geçiş hücumunda gördüklerim şöyle:
Galatasaray'da Okan Buruk'un planlarını çizdiği oyun giderek gelişiyor. Buna örnek olarak Aktürkoğlu, Tetê, Berkan Kutlu'nun oyuna katkılarının yanı sıra Barış Alper Yılmaz'ın bek performansındaki yükselişi de verebilirim. Dün Barış Alper Yılmaz savunma aksiyonları sırasında bazı kritik hamleler yaparak Ankaragücü tehlikelerini tek başına yok etti.
Bu bireysel performanslar dışında Galatasaray'da gelişen bir şey daha gördük dün: Duran top kullanımı sonrasında rakibe hızlı geçiş hücumu fırsatlarının verilmemesi.
Galatasaray'da ileriye gitmeyen tek konu kaldı; ikinci yarının ilk 15 dakikalık bölümünü iyi oynamamak.
Kısaca dün Galatasaray sadece bir maçı değil, sezonun sonraki bölümlerinde giderek geliştirebileceği bazı oyun formasyonlarını da kazandı; 2-0'ı iyi oynamak, toplu halde savunma yapıp toplu halde hücuma çıkmak, hücumda sürekli olarak en doğru hareketi ve futbolcuyu arayıp bulmak gibi. Kanımca en büyük kazanç bu.
[1] Birinci ve ikinci maç başına 10,1 driblingle Beşiktaş ile Adana Demirspor. Bu verileri Hikmet Pınarbaş ile Alpaslan Yiğit Ayık'ın video programına borçluyum. Daha fazla bilgi için, https://www.youtube.com/watch?v=vnbZFVxBKD0.
Melih Şabanoğlu kimdir?Melih Şabanoğlu, Galatasaray Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu. Okur, yazar, merak eder. Çocukluktan itibaren her yaş döneminde ve değişik sektörlerde çalışırken spor ve futbol, amatör tutkusu oldu hep. Futbolun matematiğini anlamaya çalıştı. Sabahtan akşama dek muhtelif maçlar izleyerek geçireceği günlerin hayalini kurdu. Ana ilgi ve uğraş alanı ise Osmanlı modernleşmesi ve geç Osmanlı döneminde spor tarihi. Bu konuda Kuruluş: Mekteb-i Sultani'den Galatasaray Spor Kulübü'ne Türkiye'de Futbolun Erken Çağı (1904-1907) başlıklı bir kitabı var. Önümüzdeki dönemlerde bu çalışmanın diğer ciltlerini çıkarmayı umuyor. |
Dünkü Beşiktaş hezimetine de ben aynı kapsamda, modern futbol zihniyetiyle oynayan bir takıma karşı elde edilen yenilgi gözüyle bakıyorum
Türkiye ilk yarısında oldukça etkili olduğu maçta Hollanda’ya 2-1 yenilerek Avrupa Futbol Şampiyonası’na çeyrek finalde veda etti. Bu sonuçla birlikte Montella yeniden eleştirilmeye başlandı. Ancak sağlıklı bir karar için süreci, oyunu ve oyuncuları doğru analiz etmek gerekiyor
11. Kariyer maçını oynayan sadece Demiral, Kadıoğlu ve savunma anlamında Barış Alper Yılmaz değildi. Kanımca Mert Günok da kariyer maçını oynadı. Uzatmanın son saniyesinde yaptığı kurtarış Türkiye milli takım tarihindeki en ikonik anlardan birisi olarak çok uzun süre hatırlanacak, Galatasaraylıların 2000’deki UEFA finalinde Claudio Taffarel’in yaptığı kurtarışı yıllar boyunca unutmamaları gibi
© Tüm hakları saklıdır.