01 Mayıs 2021

Ağız sulandıran yeni kitaplar…

En uzun sürecek kapanmaya girerken zaman bolluğunda keyifle okunabilecek, damak tadını zenginleştirebilecek yeni gastronomi kitapları…

Lezzet Fetihleri - Michael Krondl

Yemek yazarı ve şef Michael Krondl'ın İletişim Yayınları'nın Ruhun Gıdası Kitaplar serisinden çıkan hacimli araştırması, "Üç Büyük Baharat Kentinin Yükselişi ve Çöküşü" altbaşlığıyla Venedik, Lizbon ve Amsterdam'ın 15. ve 16. yüzyıllardaki baharat kokulu serüvenlerini anlatıyor. Okuru karabiberin neredeyse altınla ölçüldüğü yıllara götürüyor, baharata tarihte hiç olmadığı kadar değer verilen dönemlerin mutfaklarında gezintiye çıkarıyor. "Küreselleşmenin kökeni baharat ticaretine dayandırılabilir" diyen yazar, sömürgeciliğin ve ticari rekabetin entrikalarına da yer veriyor, böylece tarih ve gastronomi meraklılarının ötesinde ekonomiye ilgi duyanlara da sesleniyor.

Biçim, Renk, Koku, Doku - Gönül Paksoy

Sanatçı, modacı, stilist, yemek yazarı ve şef gibi pek çok sıfatın sahibi olan Gönül Paksoy, adeta bir kült haline gelen ve her birinin çıkışı merakla beklenen kitaplarına iki yenisini ekledi. "Benim için yemek bir tasarımdır" diyen Paksoy, bu kitabında minimalizmin doruğuna çıkmış. Karamelize kayısı dolması, lakerdalı ızgara greyfurt, bezelye kabuklu zeytinyağlı üzüm gibi yemekler Reyhan Ekşi'nin olağanüstü fotoğrafları ve Lalehan Uysal, Şahin Paksoy ve Mesrur Şahin Paksoy'dan oluşan editör-tasarım ekibinin katkılarıyla hem gastronomik, hem de artistik bir şölen yaratmış.

Yenilebilir Heykeller - Gönül Paksoy

Gönül Paksoy adlarını yukarıda verdiğimiz ekibiyle birlikte hazırladığı bu ikinci yeni kitabında, meyve, sebze, bitki, ot ve köklere birer heykel gözüyle yaklaşmış ve onları başka bir gözle yeniden görmemizi sağlamış. Abartılı kentleşme ile doğaya duyulan özlemin had safhaya çıktığı bir dönemde, damaklarımıza lezzet ve bedenlerimize de sağlık taşıyan bu "yenebilir heykeller"e bir saygı duruşunda bulunmuş. Her iki kitap da, yazarın kendi yayını.

Levrek Buğulama da İstemeyin Ama... - Reha Tanör

İş dünyasının tanınmış isimlerinden Reha Tanör, ince bir mizah duygusuna sahip renkli bir insan. Aynı zamanda sıkı bir damak tadı tutkunu, iyi bir gözlemci, çok da kıvrak bir kalemi var. Tüm bunlara olgun bir yaşın bilgeliği ve hayat tecrübeleri de eklenince, şurup gibi okunan yazıların ortaya çıkması da sürpriz olmuyor.

Reha bey dünyanın dört yanından ilginç restoran anılarını Yazardan Direkt yayınlarından çıkan Levrek Buğulama da İstemeyin Ama... kitabında toplamış. Gastronomi meraklılarının ellerinden bırakamayacakları kitabın alt başlığı da "İçinde Lokantası Olan Sohbetler". Bu arada Tanör'ün "Restoran masalları" başlıklı blogu rehatanor.com da kitabı kadar renkli.

Kitâb-ı Me'kûlât - Günay Kut

"Bilinmeyen Bir Osmanlı Yemek Kitabı" altbaşlıklı eser, çevrimyazıyı üstlenen Hüsniye Gülsev Koç, tarifleri uyarlayan Musa Dağdeviren ve yayına hazırlayan Günay Kut'un ortak emeklerinin ürünü.  İletişim Yayınları'ndan çıkan kitap Manisa İl Halk Kütüphanesi yazmaları arasında bulunan bir derginin arasında bulunmuş, bu sayede gün yüzüne çıkabilmiş. Ayva şarabından nar pekmezine, sığırdili otu suyundan bugünkü çoban kavurmayı andıran "Çobâniyye" yemeğine, ıspanak pidesinden fıstık keşkeğine pek çok ilginç tarif içeriyor, yemeklerin lezzetleri kadar şifalı özelliklerini de anlatıyor. 150 sayfalık kitap, günümüz aşçılarının tüyolar alabilecekleri, uyarlayarak menülerini zenginleştirebilecekleri ufak çaplı bir hazine…

Tarladan Pazara - Ümit Ekin

Sakarya Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ümit Ekin Çizgi Kitabevi'nden çıkan "Osmanlı Taşrasında Tüketilen Gıda Maddeleri, 1550-1840) altbaşlıklı kitabında Tekirdağ- Rodosçuk, Manisa, Konya ve Antep şehirlerinin Osmanlı dönemine ait yazılı belgelerini inceleyerek günlük hayatta hangi gıda maddelerinin ne oranda kullanıldığını ortaya koyuyor. Araştırmanın en önemli sonucu, Tekirdağ'ın Balkan, Antep'in de Arap kültürüne yakın beslenmesine rağmen tüm illerde ekmek, et ve sadeyağ üçlüsünün beslenmenin temelini oluşturduğu gerçeği. Et elbette büyük ağırlıkla koyun ve kuzu eti, böylece "Buğdayla koyun, gerisi oyun" diyen Anadolu atasözü bir kez daha doğrulanıyor. Osmanlı mutfağının en güzel yemeklerinin çeşnisini veren, İmparatorluk mutfağını dünyanın en üstün mutfakları arasına sokan sadeyağın (ısıl işlemle eritilip arıtılmış tereyağının) günümüz mutfağında hemen hemen hiç kullanılmıyor olması da, üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir konu…

Yazarın Diğer Yazıları

Restorana kavuşma

Uzun bir ayrılıktan sonra restoranlara yeniden kavuşurken, modern hayatın bu uygarlık kalelerine, damaklarımız kadar ruhlarımızı da doyuran bu mekânlara bir övgü yazısı…

Yeni tatlar, yeni renkler…

Uzayan salgın insanları evlere hapsettikçe, dışarıdan ısmarlanabilecek hazır lezzetlerde de yeni arayışlar artıyor, yeni tatlar hayatımıza giriyor. İşte birkaçı…

İlk Meclis de içkiyi yasaklamıştı

Salgın bahanesiyle konulan 17 günlük içki yasağı, bundan tam bir asır önce yaşanan içki yasağı günlerini hatırlattı. İki yıl sürebilen yasak, her bakımdan başarısız olmuştu…