13 Ocak 2022

Aysel Tuğluk derhal serbest bırakılmalı, bu utanca son verilmelidir!

Aysel Tuğluk, sadece adalet, barış ve eşitlik istedi. O sağduyunun sesi oldu. Her zaman adildi. Türk ya da Kürt olduğuna bakmaksızın milliyetçiliğe karşı çıktı. Kadın haklarının ısrarlı takipçisi oldu. Koşullar ne olursa olsun barışı savundu

“Gücüm yettiği kadar barış için çalışacağım. Bu ülke, hepimizin ülkesi. Ne olursa olsun ölümleri durdurmanın yolunu hep beraber aramamız gerekiyor. Barışı yeniden kurma çabası içinde olmalıyız.”

Aysel Tuğluk (Karar duruşması)

Çok sevdiği yakınını kaybetmiş bir arkadaşıma söyleyecek söz bulmakta zorlanırım. Aysel Tuğluk annesini kaybettiğinde taziyeye giderken, yine ne diyeceğimi bilmiyordum. Onu görür görmez öfke ve keder yükseldi içimden. Masaları devirmek, kapıları çarpmak, duvarları yumruklamak, avaz avaz bağırmak istedim. Kararlı, coşkulu, inandığına seni de ikna eden, gözleri yıldız yıldız çakan o güzelim arkadaşım yoktu. Yine sustum. Uzun süre el ele oturduk. Birbirimize güç vermek istercesine bazen o bazen ben birbirimizin ellerini sıktık konuşmadan. Neden sonra ‘Çok acı gördüm, yaşadım ama bunu kaldırabilir miyim bilmiyorum.’ dedi. ‘Ben kaldıramazdım.’ diye düşündüm içimden. O da kaldıramadı, unutmayı seçti.

Onu kahreden, çok sevdiği annesinin kaybı, hunharca saldırı ya da olayları önleme sorumluluğu olan İç İşleri Bakanı Soylu’nun o gece faillerden biriyle karakolda fotoğraf çektirmesi değildi sadece. İki halkın birlikte yaşayabileceğine olan derin inancı da darbe almıştı.

Sağlık gerekçesiyle ceza infazının ertelenmesini haklı olarak beklediğimiz pek çok hasta hükümlü olması gerçekten utanç verici. Aysel Tuğluk hakkında üstelik Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Bölümü tarafından, ‘Hastalığının kronik seyirli olduğu ve ilerleyici vasıf arz ettiği, ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyeceğine ve dolayısıyla cezasının infazının ertelenmesi’ gerektiğine dair kurul raporu da var. Bu tespite rağmen bir üst kurulca verilen ‘Aysel Tuğluk cezaevinde kalabilir’ kararının hukuki ya da tıbbi bir dayanağı yoktur. Anayasa ve Uluslararası Sözleşmelerle güvence altına alınan yaşama hakkına ve hekimlerin ‘hastanın sağlığına ve esenliğine öncelik vereceği’ yeminine aykırı olan bu kararın tek nedeni politik husumet olabilir. Bu karar, adaletsizliğin kanıtıdır. Hepimiz biliyoruz ki bir hekimin görevi aldığı talimata uymak ya da hastanın ırk, din, dil, siyasi düşüncesine göre karar vermek olmamalı. Bizim gördüğümüzü ‘cezaevinde kalabilir’ diyen hekimler görmüyor mu? Bizim hatırımıza gelen hekimlik yeminini, insanlıklarını unuttular mı?

Hepimizin yapabileceği bir şey vardır:

Sevgi ve empati konusunda beni çok etkilemiş, kalbimi genişletmiş bir ölçü vardır. Bir kişiye, bir olaya karşı içimden bir öfke, kötücül bir yargı yükselirken hatırlayabilsem ne iyi olur: O insanın yaşadıklarının aynısını ben yaşamış olsaydım, onun inandıklarının tümüne inanıyor olsaydım ben de onun yaptığını yapabilirdim. Bu bakış açısı haksızlığa göz yummayı, haksızlıkların cezasız kalmasını getirmez; adalet ararken nefreti ortadan kaldırır, sağduyulu olabilmeyi kolaylaştırır, gözü kapalı taraftarlıktan adil olabilmeye taşır insanı, uzlaşmayı kolaylaştırır. İşte Aysel Tuğluk nefret etmeden adalet arayabilen bilge bir insandı.

Aysel Tuğluk, sadece adalet, barış ve eşitlik istedi. O sağduyunun sesi oldu. Her zaman adildi. Türk ya da Kürt olduğuna bakmaksızın milliyetçiliğe karşı çıktı. Kadın haklarının ısrarlı takipçisi oldu. Koşullar ne olursa olsun barışı savundu. Türk halkının korku ve kaygılarının da gerçek olduğuna, anlaşılması gerektiğine işaret etti. Bu ülkenin Kürt-Türk diye bölünmesinin maddi, psikolojik altyapısının oluşmadığını, bu nedenle birlikte yaşamanın mümkün olduğunu yazdı. Annesini Ankara’da son yolculuğuna uğurlarken uğradıkları saldırı ve tehdit nedeniyle cenazeyi gömüldüğü yerden alıp memleketine götürmek zorunda kaldı. O gün bile kamplaşmanın tehlikelerine dikkat çekip ‘Her şeye rağmen toplumsal uzlaşmadan, barıştan başka çıkış yolumuz yok.’ diyebildi. Yaşadığı acının bedelini halklara çıkartmaktansa kendisi ödemeyi tercih etti.

Kararlı, coşkulu, gözlerinde yıldızlar çakan arkadaşım Aysel’i hatırlamanızı, yazılarını okumanızı, köşenizde, yayınınızda yer vermenizi, serbest bırakılması için verilen mücadeleye ses olmanızı istemek için yazdım. Bizim için, iki halkın birlikte yaşayabilmesi için çok şey yaptı. Şimdi sıra bizde. Adalet duygumuzu yerle bir eden, barış içinde birlikte yaşama isteğine darbe indiren, utanç duyduğumuz bu karar bozulup, Aysel Tuğluk’un ve hasta tutukluların serbest bırakılması ve bu utanca son verilmesi için hepimizin yapabileceği bir şey var.  

Yazarın Diğer Yazıları

Artık mızrak çuvala sığmıyor ve biz yurttaşlar göreceğimizi gördük…

Çetelerden arındırılmış bir hukuk devleti ve karanlığa karşı aydınlığı istemeyi sürdürüyoruz. Yirmi beş yıl önceki ışıklar aklımızda, kalbimizde yanıp sönüyor, bu sefer gerçekten aydınlık bir ülkeyi el ele kurmak için…

"Pinpon topu olduk iki kıyı arasında…"

"Hiç arkadaşım yok. Üç senede arkadaşı olmaz mı insanın? Sürekli aşağılıyorlar, ne işiniz var burada, gidin kendi ülkenize bizim hakkımızı yiyorsunuz, diyorlar. Kimse sormuyor, buraya neden geldin diye"

İmamoğlu kayağa gitmekle ne yapmış oldu?

Bu yazıyı İmamoğlu’na oy vermiş, güvenmiş ama şimdi kayağa gittiği için hayal kırıklığına uğrayan, ona kızan, küsen insanlar ve elbette oy vermese de "yapmamalıydı" diye düşünen mütedeyyin ya da milliyetçi, görüşü ne olursa olsun duruşlarında samimi oldukları için saygı duyduğum insanlar okusun istiyorum