Geçtiğimiz günlerde Çin’in temmuz ayı dış ticaret verileri açıklandı. Buna göre ülkenin geçen ayki ihracatı 2009’a göre %38.1 artarak 145.5 milyar dolara, ithalatı %23.2 artarak 116.8 milyar dolara yükseldi.

Bu verilerin iki önemli özelliği var. Birincisi, aylık ihracatın rekor kırmış olması; ikincisi ise dış ticaret fazlasının son 18 ayın en yüksek düzeyine çıkmış olması.
Gelişmelere uzak olanların aklında
“Yahu adamlar dolara sabitlenmiş yuan politikasını da bıraktılar, paraları değer kazandı ama ihracatları artmaya devam ediyor” gibi bir düşünce belirmesi ihtimaline kaşlılık şunları söyleyeyim: Doğru, Çin 19 Haziran günü, yuanı dolara sabitleme politikasından vazgeçti ama o tarihten bu yana yuan, dolara karşı neredeyse hiç değer kazanmadı. Bu açıdan Çin üç ay önce neyse bugün de o.
Karşı taraftan Çin hükümetinin enflasyonu dizginlemek için ekonomiyi bir miktar yavaşlatma konusunda inisiyatif kullandığını biliyoruz. Hükümetinin ekonomiyi soğutmak için aldığı önlemler nedeniyle ithalatın artış hızında kesilme oldu ve dış ticaret fazlası artmaya devam ediyor.

Görünüşe göre Çin, 19 Haziran’da yaptığı açıklama ile üzerindekiyi baskıyı hafifletti ama her şey eskisi gibi devam ediyor. Geçen hafta ABD Hazine Bakanı Geithner’in “Çin’in Yuan politikasını yakından izlemeye devam ediyoruz” demesinin nedeni de buydu.
Çin tarafında bunlar olurken dün açıklanan verilere göre, ABD’nin dış ticaret açığının haziran ayında 49.9 milyar dolara yükseldiğini gördük. Bu neredeyse son iki yıldaki en büyük açık.
Dünya ekonomisinin kalıcı olarak krizden çıkması için bundan sonra amerikalıların daha az, Çinliler'in ise daha fazla tüketmesi gerekiyor. Basitleştirdiğimin farkındayım ama bundan sonra küresel ekonominin dengeye kavuşması için görmemiz gereken değişimlerden birinin bu olduğunu düşünüyorum.
Bu bakımdan Çin’in ihracat rekoru kırması, kısa vadede onlar için bir övünç olabilir ama dünya için bir tehlike işareti.