30 Eylül 2011

Kırmızı Ekim

İki arada bir derede bazen, yüzümü güneşe mi, yağmura mı dönsem ikileminde...


Ne eylül gibi yüzü yaza dönük, ne kasım gibi kış telaşında. 
Teşrin-i evvel, ilk teşrin, ekim. Tam sonbahar tadında. 
İki arada bir derede bazen, yüzümü güneşe mi, yağmura mı dönsem ikileminde. Ama kızıla çalan, kararlı, görkemli ve karakterli aynı zamanda. Hem sağının, hem solunun, hem doğunun, hem batının aynasında. Doğaya tohum ekmenin, sabırlı beklemelerin kıyısında. Belki de bu yüzden, tüm aylar içinde en çok ekim yakışıyor bizim coğrafyaya. 
Yaz geçti. Efil efil elbiselerin, alacalı akşamüstlerinin ve ılık denizin mevsimi bitti. Dolap köşelerinde bekleyen naftalin kokulu kazaklar, kış habercisi kestaneler, çiçeklerin alçakgönüllü kraliçesi nergis ve sümbüller kapıda şimdi. 
Okullar cıvıl cıvıl. Pastanelerle sinemalar tam mevsiminde, bereketli, parlak ve afili. 
Ödül ve festival mevsimine ertelenen dolu ve iyi filmler gelecek sinemalara. Bu yıl 10. doğum gününü kutlayacak olan Filmekimi ile İstanbul rengârenk olacak önce. Bir haftaya tam 39 özel film sığacak. 
Havalar üşümeyi anımsatacak inceden. Çay, kahve ve salep sohbetlerini çağrıştıracak. İki damla yağmur indi mi ne hikmetse anında karmakarışık olan şehir trafiği bunaltacak biraz. Yaz sonrasına ertelenmiş tüm koşturmalar hızlanacak. 
Ayın ilk günüyle birlikte, Meclis de yeni umutlarla açılmak üzere. BDP’li milletvekillerinin de Meclis’e gitme kararı almış olması, umudumuzu artırıyor kuşkusuz. Yeni bir anayasa hazırlığında olan “seçilmişlerimizin”, sözünde değil, özünde demokratik icraatlarını bekliyoruz. Canımızı çok ama çok acıtan bu anlamsız savaşı kabul edilir çözümlerle taçlandırarak sonlandırmak üzere, somut adımlar bekliyoruz. Vekil seçilmelerine karşın, seçildikleri kitleleri temsil edemeyen tutuklu vekiller için acilen gerekenin yapılmasını diliyoruz. 
Milletçe kaderimizi belirlemekle yükümlü kıldığımız vekillerimizin, ideolojik farklardan önce toplumsal çıkarlarımızı korumaya odaklanarak, görevlerini layıkıyla yapmasını umuyoruz. Yapmalılar, çünkü yıkıcı savaşların tarihi, hataları affetmiyor. Yapmalılar, aksi halde bizi çok uzun ve çetin bir kış bekliyor.
“Eylül toparlandı gitti işte
Ekim falan da gider bu gidişle
Tarihe gömülen koca koca atlar
Tarihe gömülür, o kadar…”
Turgut Uyar


Yazarın Diğer Yazıları

Haydi vur kendini şaraba, kedere ve aşka vur

Bugünlerde ölümün tekinsiz nefesi kulaklarımızda bir tokat gibi üst üste patlıyor

Kral Çıplak!

Bir varmış, bir yokmuş. Dört mevsimin birden yaşandığı cennet bir diyarda çelişki her şeyden çokmuş...

Seks Köleliği ve Grinin Ellibirinci Tonu

Türkiye medyasının en libidosuna kuvvet kalemlerinin “ay bayıldım!” çektiği...