02 Haziran 2021

Masum değilsiniz hiçbiriniz; Kanada'da okul altından 215 yerli çocuğun cesedi çıktı

150 yılda tam 7 jenerasyon yerli çocuk, zorla ailelerinden ve kültürlerinden kopartılarak yatılı okullara yerleştirildi. Kimi ırkçılığa, kimi tacize uğradı. Çoğu evlerine geri dönemedi. Bu hafta Kuzey Amerika kıtasının kayıp çocuklarını yazdım

Dünyanın en göçmen dostu bilinen, çeşitliliğe saygı duyulan, farklılıkların kutlanması gerektiğini savunan ülkesi Kanada geçtiğimiz cuma sabahı korkunç bir habere uyandı.

1978 yılında kapatılan ve yerli çocukların öğrenim gördüğü Kamloops Yatılı Okulu'nun altından 215 yerli çocuğun cesedi çıktı.

Tk'emlúps te Secwépemc Kukpi7 Kabilesi'nin Şefi Rosanne Casimir, toplu mezarın okul çevresinde yapılan inceleme sırasında yeraltı tarama radarlarıyla tespit edildiğini, ölen çocukların kaydının bulunmadığını ve yaşlarının üçe kadar indiğini belirtti.

Beyaz ırkın kolunun uzandığı her yere zulüm götürmesine şaşırmıyoruz elbette. 15'inci yüzyılın sonlarında bu topraklara gelen Avrupalılar maceraperest gezginler, balıkçılık ve kürk ticareti yapan tüccarlardı. 

Yerliler o yıllarda, beyazları tehdit olarak görmediler. Kürklerin derilerini yüzmek için beyazların getirdiği bıçaklar, silahlar, demir aletlerden faydalandılar, likörün keyfine vardılar. Zamanla beyaz nüfus kıyılarda artmaya başlayınca, yerliler iç taraflara çekildiler. Kabileler arası anlaşmazlıklar ve güçlerini birleştirmede başarısız olmaları nedeniyle, gitgide çoğalan beyaz ırka karşı etkin bir savaş veremediler ve topraklarını kaybettiler. Yerli nüfusun bir kısmı beyazların getirdiği grip, suçiçeği, çiçek hastalığı, kızamık ve veba gibi hiçbir bağışıklıklarının olmadığı bulaşıcı hastalıklara yakalanarak öldüler.

Kamloops Yatılı Okulu

Çocuğun içindeki yerliyi öldür

1830'lardan itibaren yerli halk bilinçli bir şekilde asimile edilmeye başlandı.Yatılı okullar bu eylemin önemli bir parçasıydı. 1880'lerde resmi olarak federal hükümetin desteğiyle, yerli çocuklar ailelerinden zorla ayrılarak beyazların kültürlerine adapte olmaları, kendi dillerini, spiritüel öğretilerini, kültürlerini unutmaları, hristiyanlaşmaları ve medenileşmeleri (!) amacıyla katolik ve protestan kiliseleri tarafından yönetilen yatılı okullara yerleştirildi. Bu okulların ilkinin Brantford, Ontario'da açıldığı 1830'dan, sonuncusunun Saskatchewan'da kapandığı 1996 yılına kadar 150 bin çocuk, "Çocuğun içindeki yerliyi öldür." sloganıyla açıkça kültürel soykırıma uğradı

Fakat bununla yetinmediler; sadece çocukların içindeki yerliyi değil, kendilerini de öldürdüler. 150 yıldan fazla bir süredir, tam 7 jenerasyon yerli çocuk, ırkçılığa, cinsel tacize uğradı, fiziksel, duygusal şiddet gördü. Kimisi besin yetersizliğinden, kimisi salgın hastalıklardan öldü. Birçoğu evlerine hiç geri dönemedi ve "Kayıp Çocuklar" olarak adlandırıldı. Geri dönenlerin arasında, yaşadıkları travmaları atlatamayarak intihar edenler ya da madde bağımlısı olanlar oldu.

Ne yerli, ne Kanadalı

Bu okulları başına hiçbir şey gelmeden bitirebilen az sayıdaki yerli çocuk ise, döndükleri evdeki kültüre artık yabancıydı. Aileleri ile aynı dili konuşmadıkları için anlaşamıyorlardı, daha da kötüsü bir aile ortamında büyümenin nasıl bir şey olduğunu bilmiyorlardı. Kanada ekonomisine katkıda bulunacak, iyi bir üniversite kazanabilecek bir eğitim almamışlardı. Yani ne oralı, ne buralıydılar. Başına hiçbir şey gelmeyen çocuklar bile "Kayıp Çocuklar"dı. (Kaynak: Truth and Reconciliation Commission of Canada 2015 Raporu) 

Raporda hayatta kalan çocukların hatıralarına de yer veriliyor. Birçoğu okul öncesi hayatlarına dair benzer şeyler hatırlıyor. Çalılar arasında bir tentede dünyaya geldikleri, yıldızlara bakarak uyudukları, annelerinin kendilerine şarkı söyledikleri, babalarının yatmadan önce masal okuduğu, daha da önemlisi anne ve babaları tarafından sevildikleri bir hayatı hatırlıyorlar.

Kamloops Yatılı Okulu

Ya okul, ya hapis

Birçok yerli çocuğun yatılı okula gitme hikâyesi, evlerine ulaşan resmi bir mektupla başlıyor. Josephine Eshkibok 8 yaşındayken tentelerine bir rahibin geldiğini, bu mektubu elden verdiğini, annesinin mektubu alınca ağladığını ve "Seni göndermek zorundayım" dediğini hatırlıyor.

Isaac Davis, 1945 yılında yerli bir yetkilinin Saskatchewan'deki tek odalı kulübelerine gelerek mektubu babasına verdiğini, babasının çok sinirlendiğini, kendisinin hiçbir şey anlamadığını çünkü o günlerde sadece Cree dilini konuştuğunu, fakat kötü bir şey olduğunu hissettiği için gece uyuma taklidi yaparak anne ve babasının Cree dilindeki konuşmalarını dinlediğini, babasının "Ya çocuğumu yatılı okula yollayacağım, ya da hapise gireceğim" dediğini ve sabah uyandığında babası hapse gitmesin diye gönüllü olarak yatılı okulun yolunu tuttuğunu anlatıyor.

Bazı aileler ise yoksulluktan, işsizlikten, çok sayıdaki çocuklarına bakamadıklarından, çocuklarının iyi bir eğitim alacağını inancıyla, isteyerek çocuklarını bu okullara yolluyor.

Roma Katolik okulundaki öğrenciler, Fort George, 1939  

Kamloops Yatılı Okulu, bu okulların en büyüklerinden biriydi 

Bugüne kadar yatılı okullarda ölen 4100 çocuğun kimliği tespit edildi. Kalıntıları yeni bulunan 215 çocuk kayıtları tutulmadığı için bu rakama dahil değil ve akıbetlerinin ne olduğu bilinmeyen daha birçok kayıp çocuk var.

1890'da açılan ve katolik kilisesi tarafından yönetilen Kamloops Yatılı Okulu, bu okulların en büyüklerinden biriydi. 1950'lerde yatak kapasitesi 500'e ulaşmıştı. 1910 yılında okulun müdürü, hükümetin çocukların beslenmesi için yeterli parayı ayırmadığını belirtmişti. 1969'da federal hükümet okulun yönetimini kiliseden devraldı ve 1978'e kadar çevre okullara giden çocuklar için yatakhane olarak kullanıldı.

Şimdilik bu 215 yavrucağın hangi yıllarda, hangi nedenlerle öldüğü ve kimlikleri bilinmiyor. Ama okul çevresindeki araştırmalar son sürat devam ediyor. Kesin bir şey varsa o da bu çocukların katillerinin Katolik Kilisesi ve Kanada hükümeti olduğu.

Harper ve Trudeau "tarihin karanlık sayfası" diyor 

11 Haziran 2008'de dönemin Kanada Başbakanı Stephen Harper, ailelerinden ayrılarak yatılı okullara gönderilen yerli çocuklardan özür dileyerek, dönemi "Tarihimizin üzücü sayfası" olarak adlandırmıştı. Kanada Başbakanı Justin Trudeau'da haberi alır almaz benzer bir açıklama yaptı: "Kamploops Yatılı Okulu'nun altından çocuk cesetleri çıktığına dair haberler beni derinden üzdü, tarihimizin karanlık ve utanç dolu sayfasını acı bir şekilde hatırlattı. Kalbim bu üzücü haberden etkilenenlerin yanında. Sizin için buradayız."

Elbette, Trudeu'nun 1996'da kapanan bir sistemden "Tarihimizin karanlık ve utanç dolu sayfası" diye bahseden açıklaması, hem nüfusu yüzde 5'lere düşen yerli halk, hem de duyarlı tüm vatandaşlar tarafından tepkiyle karşılandı. Kanada'nın hâlâ o karanlık ve utanç dolu sayfada olduğuna vurgu yapıldı. Bu okulların en son mezunları şu anda 46 yaşlarında insanlar ve travmatize bir şekilde aramızda yaşıyorlar.

Okulda mutfakta çalışan öğrenciler ve personel, Edmonton, Alberta

Tepkiler sonucu ulusal yas 

Trudeau gelen tepkiler nedeniyle haberi aldıktan iki gün sonra ulusal yas ilan etti ve ülkede bayraklar yarıya indi. İşin acı yanı bu çocuklar beyaz olsaydı değil 215, 20 çocuk cesedinde bile anında ulusal yas ilan edilirdi. Halen Kanada'nın genelinde konuyla ilgili protesto gösterileri gerçekleşiyor. Bunların en büyüklerinden biri iki gün önce Vancouver Art Gallery'nin önünde gerçekleşti. Müzenin önüne 215 çocuk ayakkabısı bırakıldı ve kurbanlar anıldı.

Böyle zamanlarda düşünmeden edemiyorum. Çocuklarımız için daha iyi yaşam kurmak için geldiğimiz toprakların altından çocuk cesetleri çıkıyorsa insanoğlunun eziyetten, zulümden kaçacağı bir yer yok. Göreceli olarak daha iyi yaşam şartları var ama o da rengine, kültürüne, adapte olma isteği ve becerine bağlı. Kimse masum değil.

Yazarın Diğer Yazıları

Haydi şimdi bütün eller havaya

Türkiye'nin tatil yörelerinde Covid-19 bitmiş gibi bir hava var. Euro 2020 finalinde statta 60 bin kişi vardı. Olması gereken ne, gerçekte neler oluyor?

Ya içindesindir çemberin, ya da dışında yer alacaksın

İstanbul seyahatime son anda Kanadalı arkadaşım eklenince, yıllardır yaşadığım küçük çemberin içinden çıktım ve kendi şehrimde turist oldum. İstanbul’un bir çember içinde yaşanmayacak kadar güzel ve egzotik, bir o kadar yorucu olduğunu tekrar hatırladım.

Memlekette inecek var

İki sene sonra ilk kez havaalanına gittik, uçağa bindik ve memlekette indik. Bu hafta uçuş öncesi ve sonrası yaşadıklarımı yazdım