03 Eylül 2021

Uzak bir kültürden gelen şahane bir masal

Filmi böylesine ilginç yapan elbette büyük ölçüde anlatımı ve görselliği. Öylesine bir görsellik ki bu... Özellikle tüm o kalabalık veya ikili dövüş sahneleri birer bale gibi düzenlenmiş ve baş döndürücü bir koreografiyle sunulmuş.

       

  SHANG-CHİ VE ON HALKA EFSANESİ     X  X  X  ½

 

 (Shang Chi and the Legend of Ten Rings)/ Yönetmen: Destin Daniel Cretton/ Senaryo: Dave Callaham, D. D. Cretton, Andrew Lanham/ Görüntü: Bill Pope/ Müzik: Joel P. West/ Oyuncular: Simu Liu, Tony Leung, Awkwafina, Michelle Yeoh, Fala Chen, Florian Muntenau, Ben Kingsley, Florian Munteanu, Tim Roth, Dallas Liu, Ronny Chieng, Benedict Wong/ Marvel Comics ve Disney yapımı/ 2021

Evet, işte yeni sinema sezonu benim için de başladı. Ve genelde Kanyon AVM’de yapılan basın galalarının ilkine gittim. Uzun aylar sonunda gelen ve benim/ bizim aslında eski olan yeni hayatımızla –yeniden- buluşmamızın temel işaretlerinden biri. Hayırlısı olsun!

Böylece onca özlediğimiz birçok sinema yazarı dostumuzu görüp kucaklaşabildik. Kimileriyse yoktu; ama yakında eminim onlarla da buluşuruz.

Filmden önce uzun bir Marvel yapımları geçidi izledik, beyaz perdede üst üste gelen fragmanlarla... Önümüzdeki aylarda ve yeni yılda artar da gelecek filmler... Anlaşılan sezon yoğun geçecek: özellikle bilim-kurgusal masallar açısından... Ama kuşkusuz daha ‘ciddi’ filmler de olacaktır.

Ama bu açılış bence hiç de fena değildi. Hatta çok iyiydi. Naçizane açıklamaya çalışacağım açılardan...

Marvel Comics’ten bir armağan

 Marvel Comics’in  (ya da İngilizce’de MCU- Marvel Cinematic Universe diye adlandırılan şirketin) Uzak Doğu kültürüyle buluşan sayılı çizgi-romanlarından birinden yapılan bu uyarlama, doğrusu birçok açıdan süperdi. Birazcık uzun gözükse de...(140 dakika).

1996 yılında açılan film, aslında bin yıl geriye giden bir kültürü anan görkemli bir serüven olarak karşımıza geliyor. Ana kahramanı Chi Wai (ya da Wenvu veya Mandarin –başka adları da var!) olan hikâyede, onu iki ayrı döneminde tanıyoruz: gençliği ve yıllar sonra gelen yaşlılığı. Ama deneyimli Çin oyuncu Tony Leung, ikisini de canlandırmada zorlanmıyor.

İlk sahnelerden birinde onun bir rüya ormanında, bir kadın savaşçı ile karşılaşmasını izliyoruz. İkisi de birbirlerine öyle bir saldırıyorlar ki... Ama sonunda yenişemiyorlar. Daha doğrusu kadın üste çıkıyor. Ve erkeğin kalbini çalmayı başarıyor. O artık Wenvu için hayatının tek gerçek sevgilisi olacaktır. Ona iki çocuk da armağan ederek: Shang Chi ve kız kardeşi Leiko Wu.

Ama güzellikler kadar vahşetin de egemen olduğu bu tuhaf dünyada, eşinin ölmesi gecikmeyecektir. En gizemli biçimde....Ondan sonrası, onca yüzyıldan süzülüp gelen bu savaş lideri için ancak bir acı, hüzün, ızdırap ve intikam çağıdır. Çocuklarını da birer acımasız savaşçı olarak yetiştirirken onun, yani ölen eşinin eninde sonunda geri döneceğine hep inanmayı da sürdürecektir.

Tam bir masal

Filme birçok sıfat yakıştırılabilir. Bilim-kurgusal, distopik, ya da bir zamanların en çok Bruce Lee’li filmlerini anarak Kung Fu filmi gibi... Ama en doğrusu bence Masal olurdu. Evet, bu görkemli bir Çin masalıdır. Bir özel ve büyük kültürü de çok iyi simgeleyen...

Hepsi birer ‘ejderha yüreği’ taşıyan insanların o ‘yüce koruyucu’ emrinde yaşadıkları serüven, bir ara ABD’ye, San Fransisco’ya da geçiyor. Oğul Shang-Chi’nin oradaki eğitimi sırasında....Ama o 16 yaşında terk etmek zorunda kaldığı zalim babasından çok kızkardeşi Leiko’yu özlemiştir. Ve ondan gelen bir kart-postala güvenerek yeniden ülkesine, Macao’ya döner. Yanında güzel sevgilisi Katy olduğu halde... Orada babasının “ABD seni yumuşattı mı?” sorusuyla karşılaşacak, ailenin yeni üyeleri biraya gelecek ve o inanılmaz baba-oğul ilişkisi de yeni biçimler alacaktır.

Son derece parlak bir görsellik

Filmi böylesine ilginç yapan elbette büyük ölçüde anlatımı ve görselliği. Öylesine bir görsellik ki bu... Özellikle tüm o kalabalık veya ikili dövüş sahneleri birer bale gibi düzenlenmiş ve baş döndürücü bir koreografiyle sunulmuş. Dağlarda, tepelerde, bir inşaatın madeni iskelesinde vs. yapılan dövüşler nefes kesiyor. Ve o andığımız bir dönemin karate filmlerini solda sıfır yapıyor.

Kahramanlar asıl köyleri olan TA LO’ya geldiklerinde, işin yerel kültür yanı gelişiyor. Her şeye rağmen babasının izinden giden Shang-Chi, bu arada ölmüş annesinin kardeşi, yani teyzesi Jiang Yan’la tanışıyor. Ve bu çok etkileyici kadında (Michelle Yeoh) müthiş bir enerji keşfediyor. Tıpkı sevgilisi Katy’deki gibi: kadınlar da bu kültürde önemlidir ve erkekler kadar güçlüdür!..

Shang-Chi’nin babası, kolunda büyülü 10 halka taşıyor: gücün simgesi olan... Ama 10 ayni zamanda bir kötüler çetesini simgeler: o da 10 kişiden oluşmaktadır... Bakalım galibiyet hangi 10’un olacaktır!..

Garip yaratıklar... Ve Hotel California...

 Filmin bir başka ilginç yanı o garip yaratıklara, birkaç türün karışımı olan havyanlara biçtiği rol. Öylesine ürkünç yaratıklar ortalıkta dolaşıp duruyor ki... Ama kimilerini sevimli bulmak da mümkün! Belki en ilginci bir domuzla tavuk karışımı olan Morris. Ki o elbette ‘ehli’ bir yaratık. Görmelere seza...

Filmde bolca Çin müziği kullanılmış. Bir parçanın dışında: Hotel California... Eagles grubunun ünlü parçası. Ve filmde ona bir fonksiyon da verilmiş, göreceksiniz...

Benzersiz bir baba-oğul ilişkisi

Ama belki en önemlisi, tüm o görselliğin ardındaki temel duygu ve asıl öge. O en klasik tema, yani baba-oğul ilişkisi. Ama böylesi hiç görülmemişti. Özellikle babanın geçirdiği büyük bunalım içinde gitgide keskinleşen, hatta sonlarda ölümcül bir düelloya dönüşen bir ilişki. Bence filmin yoğun duygusal yükü içinde en etkileyici olan öge olan... Ve o ünlü 10 bileziğin de el değiştirdiği...

    

Ve de oyuncular. Gençler de çok iyi; ama aslan payını yaşlılar almış. Çin sinemasının temel taşlarından Tony Leung’un iki yaş dönemini ustaca verdiği oyunu... Teyze Jiang Yeoh’da Ava Gardner’e benzeyen yüzüyle bir dönemin ünlü doğulu starı Michelle Yeoh... Küçük bir rol olsa da, İngiliz oyuncu-hokkabaz Trevor Slattery rolünde büyük usta Ben Kingsley... Ve de yine bir büyük isim: Tim Roth. Ama filmin ‘iğrenç yaratığı’ olduğu için, tanıma şansınız pek yok!

Yazarın Diğer Yazıları

Da Vinci filmi ve Belmondo’yla ben

Geçmişin bir büyük dahisini anmak

Bir dostumun kitapları ve ardındaki hikâyeler

Yıllar sonra birden önüme çıkan iki kitap: Bi Heves Ben De Yazdım: Anılar Canlanır Gözlerimde... Ve de Nazım, Vera, İstanbul ve Ben... İkisi de Yay Yayınlarından... Ve ben doğrusu şaşıp kalıyorum; bu yaşa dek bu yazar nerelerdeydi; niye bu kadar gecikti diye!

Yüreğe dokunan bir yaşlı adam öyküsü ve bir oyunculuk zirvesi

Belki filmin biraz aşırı hüznünü sevmeyenler olacaktır. Ama ben çok etkileyici buldum