29 Ocak 2022

Japon sinemasından bir başyapıt

Şehvetle şiirin, Japon kültürüyle Rus kültürünün, gerçek yaşanmışlıklarla hayat derslerinin iç içe geçtiği, son derece zengin ve doyurucu bir film

DRİVE MY CAR

X X X X

Yönetmen: Ryûsuke Hamaguchi 
Senaryo: Ryusuke Hamaguchi, Hariku Murakami, Takamase Oe
Görüntü: Hidetoshi Shinomiya
Müzik: Eiko İshibashi
Oyuncular: Hidetoshi Nishijima, Toko Miura, Reika Kirishima, Yoo-Rim Park, Masaki Okada

Japon filmi, 2021

Ünü hayli yayılmış bu Japon filmi sonunda sinemalarımıza geldi. Tam üç saatlik uzunluğuyla belki illa da herkese tavsiye edilecek bir film olmayabilir. Ama öylesine yenilikleri, öyle farklı ve cesur yanları var ki, hayran kalmamak da kolay gözükmüyor.

Ünlü Japon yazar Hariku Murakami'nin de kalemiyle dokunduğu hikâye, önce 40 dakika kadar süren bir 'prolog' içeriyor. Jeneriklerin bu bölümün bitmesiyle akmaya başlaması, bunun asıl hikâye için bir giriş olduğunun kesin göstergesi.

Bu bölümde Samuel Beckett'in Godot'yu Beklerken adlı eserini sahnelerken, değişik dillerde de altyazıyı perdenin tepesine yansıtmayı seçen bir tiyatro ekibini ve başlarındaki Kafuku'yu tanıyoruz. Kafuku evlidir, ama çocukları dört yaşındayken ölmüştür, yenisine ise cesaret edememişlerdir. Kendini tiyatroya adayan adam, eşi Oto'nun büyük bir bunalımdan sonra yeniden hayata dönmesi ve kendisine icabında oyuna veya hikâyeye dönüştürülebilecek öykücükler anlatmasıyla teselli bulur.

Ama bunun bir koşulu vardır. Oto ancak 'yüksek dozda' seks aldıktan sonra böyle yaratıcı olabilmektedir. Öncelikle eşiyle... Ama giderek başkalarıyla... En çok da oyunlarında rol alan aktörlerle... Bunlardan özellikle Koji adlı bir melek yüzlü genç, onu kendisine aşık edecektir. Ve onları seks yaparken bastıran Kafuku, bunu görmezden gelecektir.

Ama Oto kısa zamanda yok olur, filmde göreceğiniz gibi... Biz de iki yıl sonrasına gideriz. O andan itibaren asıl hikâye akmaya başlar. Kafuku, ülkenin tanınmış Hiroshima kentine taşınarak orada yepyeni bir tiyatro deneyimine başlar: Rus yazarı Çehov'un klasik oyunu Vanya Dayı'yı sahneleyerek.

Bu kolay iş değildir. Seçilen kalabalık kadro, uzun 'okuma seansları' yaparak oyunu kurmaya çalışırlar. Üstelik bu oyunu da yine farklı dilerde altyazıyla sunarak; hatta -filmde gerçek mi, fantezi mi kesin anlaşılmayan biçimde- ancak işaretlerle konuşan bir 'dilsiz' kadın oyuncuyu da işin içine katarak...

Ama öte yandan bambaşka bir kişilik de hikâyeye dalar. Seyahatleri sırasında artık kendi arabasını kullanmaması istenen (biraz da yaptığı bir kaza yüzünden) Kafaku'ya bir şoför verilir: Misaki adlı sempatik bir kadın şoför... Hikâyenin geri kalan kısmında ve yoğun bir tiyatro etkinliği fonu üzerinde, bu iki kişiliğin geçmişleriyle ilgili vicdan muhasebeleri yapmaları, kişiliklerinin gerçek yapısını kavramaları ve filmde bize de en güzel biçimde sunulan hayat deneyimleri kazanmaları izlenecektir.

Bu kendine özgü film, doğrusu, bize biraz yabancı bir kültürden geliyor:, öncelikle konuşmalara dayanıyor ve de çok uzun sürüyor. Ama bu olumsuz gözüken ögelere karşın karşımızda çok yürekli ve araştırıcı bir film var. Anlatmaya çalışalım.

Belleklerde atom bombası felaketiyle özdeşleşen Hiroshima kenti, filme genelde modern, ama yemyeşil bir fon oluşturuyor: Atomik Kubbe ve Barış Anıtı arasında... Tümüyle bir ritüeller kültürü olan Japon kültürü de filmin yapısına ustalıkla sindirilmiş. Yoğun bir cinsellik içermesi elbette yine önemli bir öge. Ama bunu öylesine şiirsel biçimde, öylesine estetik olarak veriyor ki... Bu bağlamda böyle bir cinselliğin de Japon kültürünün bir parçası olduğu düşünülebilir. Zaten bir diğer adı da "Geyşa kültürü" değil miydi bunun?

Öte yandan, Oto'nun varlığı sadece o girizgah bölümünde kalmıyor. O hep anılıyor; o büyük aşkın anıları Kafaku'nun peşini hiç bırakmıyor. Hele onunla seks yaparken yakaladığı Masaki'yi Vanya Dayı'da baş role seçtikten sonra... Bu gencecik yakışıklı, gerçekten de belli bir yaşta olan Vanya Dayı'ya uyar mı? Bekleyin de görün...

En önemli şeylerden biri filmin gerçek anlamda tiyatro kültürüne ve Vanya Dayı aracılığıyla Çehov'a şapka çıkarması. O oyundan o kadar çok diyalog var ki filmde: sahnede, provalarda, okumalarda, trende veya arabada... Bu oyunu bunca yıl sonra yeniden görme isteği veriyor insana...

Özetle şehvetle şiirin, Japon kültürüyle Rus kültürünün, gerçek yaşanmışlıklarla hayat derslerinin iç içe geçtiği, son derece zengin ve doyurucu bir film. Ki bunlardan biri şöyle: "Ne olursa olsun, hayat bir şekilde devam eder." Basit, ama ne kadar doğru!..

Oyunculara hayranlığımı da belirteyim. Kafuku'da Hidetoshi Nishijima, Misaki'de Toko Muira, Koji'de Masaki Okada... Hele bu genç oyuncunun tek başına bir monolog yaptığı ve beş dakika kadar süren bir sahne var. Tek bir çekimle kaydedilmiş... Ancak bravo denebilir.

Yazarın Diğer Yazıları

Domuzuna aşık bir adamın tuhaf öyküsü

Bu belki öncelikle bir gastronomi filmidir. Üç bölümde anlatılır: her biri seçkin yemek adını taşıyan... Ama o bilinen yemekli filmler genelde hoş komediler olurken, burada iç acıtan bir dram karşınıza gelir

Yıllar sonra bir Stephen King uyarlaması izlemek

Onun eski bir romanını yenileyen bir yaklaşım ve ondan yapılan yeni bir filmle karşı karşıyayız

Yaşlılık ve ölüm üzerine hüzünlü bir film

Film, tüm Gaspar Noe filmleri gibi, seyirciden belli bir sabır talep eder. Ama bunun karşılığını da verir