28 Temmuz 2019

İsveç çayırlarında bir dehşet tarikatının öyküsü

Teknik açıdan da film beni doyurmadı. Çekimler öylesine çok ışık almış ki... Doğayı illa da ön plana çıkarmak için mi bu?  Özellikle ışığa boğulmuş bir bölüm var, bunu anladım.

                                          RİTÜEL      X  X

                                          (Midsommar)

                      Yönetim ve senaryo: Ari Aster
                     Görüntü: Pawel Pogorzelski
                     Müzik: The Haxan Cloak
                     Oyuncular: Florence Pugh, Jack Reynor, Vilhelm Blomgren, William Jackson Harper, Will Poulter, Archie Madewke, Gunnel Feld, İsabelle Grill, Matts Blomgren

                                       Amerikan filmi


2018’de Hereditary- Ayin filmiyle çıkış yapan genç yazar-yönetmen Ari Aster’in ikinci uzun filmi. İlki gibi bir korku-gerilim filmi. Ama daha çok, sinemada neredeyse ayrı bir tür oluşturan ‘tarikat filmleri’nin son ve iddialı bir halkası olduğu da söylenebilir.

Sinemanın yaklaşımı sayesinde özellikle ABD’de var gözüken ve o toplumun refah ve eğitim düzeyiyle kolay bağdaşmaz gibi duran tarikatler olayı, gerçekten de hayli filme konu oldu. Tek Tanrı’lı dinlerden sonra, ya bu dinlerin öncesine geri dönen, ya da o dinlerin en tutucu, en akıl dışı, en fanatik ögelerini abartıyla kullanan bu özel kurumlaşma, elbette siyasetin de meşgul olduğu konulardan biri. Günümüz Türkiye’sinde olduğu gibi...Ama işin Amerikan soslusu doğrusu hep daha gizemli, ürkütücü, giderek korkutucu gözüktü.


Bu kez bu sosa yeni bir çeşni eklenmiş: kuzey Avrupa, özellikle de İsveç sosu. ABD’de açılan hikaye bize ana-babasını en acı biçimde yitiren bir genç kızı tanıtıyor.  Kahramanımız Dani öylesine yoğun bir depresyon içinde ki... Tek sığınağı olarak kalan erkek arkadaşı Christian ve onun iki kankasıyla birlikte, İsveç’te yapılan yıllık Midsomar  festivaline katılmayı kabul ediyor. Önce Stockholm, sonra alabildiğine yeşil ve çekici bir taşra ortamı.

Ve de festival. Her yaz ortasında yapılan... Burada yerleşmiş bir tarikat, her yaştan genç- yaşlı insanın birlikte yaşadığı, birçok ritüele sahip bir özel yaşam sunuyor. Yerel adı Harga olan bu görünürde folklorik olayda herkes sürekli dans ediyor, şarkılar söyleniyor.


Ama arada giderek ürkünçleşen törenler de var. Hele her 90 yılda bir (!) yapılan törene denk gelirseniz!...En yaşlı iki  insanın feci intiharına da tanık oluyorsunuz..

Ama bununla kalmıyor. Bu toplulukta sayısız birbirinden tuhaf, ürkünç ve zalim uygulamalar, kural ve adetler var.  Öylesine garip, giderek ölümcül işler yapılıyor ki... Bunların bir bölümü kendi üzerlerinde uygulanıyor; ama bulunca, misafirleri de kaçırmıyorlar!...

Son derece ağır, uzun, tempo duygusundan tümüyle yoksun gibi duran bir film. Doğrusu, beni pek sarmadı. İsveç gibi aklın, zekanın ve insan haklarının hayli gelişmiş olduğu bir ülkeyi nasıl böylesine çağdışı bir toplum olarak  gösteriyor....Eminim ki en azından ülke aydınları filme hiç de hoş bakmayacaklardır!


Teknik açıdan da film beni doyurmadı. Çekimler öylesine çok ışık almış ki... Doğayı illa da ön plana çıkarmak için mi bu?  Özellikle ışığa boğulmuş bir bölüm var, bunu anladım.  Ama olay film boyunca sürüyor. Fazlasıyla çiğ bir ışık hep orada, hakim duruyor. Ritm eksikliğiyle birleşen bu olay filme sempati kazandırmıyor. Ayrıca oyunculuklar da tartışmalı.

Gerçi çok ilginç bölümler yok değil. Örneğin ilk ABD bölümünün tümü. İsveç’teki ilk tören sahnesi (ki tam bir şok yaratan cinsten). Kimi başka tören bölümleri.


Ve de her ‘pagan’ topluluk gibi cinselliği rahatça sömüren bu ortamda, gayet cüretkar, erotizmle porno arasında gidip gelen bir seks sahnesi. Bunlara itirazımız yok!....

Ama sonuç olarak filmin 147 dakikasının çoğuna katılamadım, hep saatime bakmadan duramadım...Biliyorum, seveni-öveni çok.

Ama hep olduğu gibi, bu sonunda kişisel birşey. Benim notum bu kadar, takdirim böyle. Siz bilirsiniz!...

Yazarın Diğer Yazıları

Gidenler gitti; Sadi bey bize kalsın!..

Umarım ki Allah bize Sadi’yi bağışlar; tüm sinemaseverlere, ama öncelikle başta Elif hanım tüm ailesine...

Kalabalık, sorunlu ailenin ‘happy end’ şansı var mı?

Guillaume Canet, 010’da çektiği Küçük Beyaz Yalanlar’dan tam dokuz yıl sonra bu kez de devam filmiyle karşımızda

Ünlü bir TV sunucusu olmanın zevki ve kederi

Gece Kuşu, birçok şeyin karşıtlığını ve önlenemez çatışmasını yeniden düşündürüyor: Kadın-erkek, İngiliz-Amerikan, eski-yeni kuşaklar...