07 Mart 2020

Dağda düşen çığ 'ideal aile'yi nasıl etkiledi?

Doğayla ilgili tüm dış sahnelerin ve tüm kayak bölümlerinin başarısı da gözden kaçmıyor. Ve sonuç olarak bunlar filmin rahatça, hatta keyifle izlenmesini sağlamaya yetiyor

YOKUŞ AŞAĞI

X X X

(Downhill)

Yönetmen: Nat Faxon, Jim Rash/ Senaryo: Jesse Armstrong, N. Faxon, J. Rash
Görüntü: Danny Cohen
Müzik: Volker Bertelmann
Oyuncular: Julia Louis-Dreyfuss, Will Ferrell, Miranda Otto, Zoe Chao, Zack Woods, Julian Grey, Kristofer Hivju, Guilo Berruti

Amerikan filmi.

İsveçli yönetmen Ruben Östlund, 1990'ların sonlarında kısa filmlerle başladığı kariyerinde, özellikle 2010'larda yaptığı Play, Force Majeure-Turist ve The Square-Kare filmleriyle büyük ilgi görmüştü. Şimdi, yaklaşık altı yıl sonra, Turist'in bir Amerikan uyarlaması karşımıza geliyor. Ve özellikle asıl filmin koşulsuz hayranları tarafından hiç de iyi karşılanmıyor!..

Olay Avusturya'nın Alp dağlarındaki lüks kayak merkezlerinden birinde geçiyor. İki erkek çocuk sahibi Amerikalı Billie ve Pete çifti, bir kış tatili için buraya geliyorlar. Özellikle bir süre önce babasını kaybeden Pete'i o kederli halinden çıkarmak için...

Onları son derece sempatik, yaşı geçmiş olsa da ruhu genç kadın müdür Charlotte karşılıyor; burasının çocuklu ailelerden çok büyükler için bir yer olduğunu, özellikle geceleri eğlencenin doruğa çıktığını ve isteyip özledikleri her şeyi yapabileceklerini belirterek...

Çiftin tam aradıkları bu olmasa da, başlarda her şey iyi gidiyor. Ta ki bir gün otelin terasında yemek yemeye hazırlanırken, uzaklardan düşmeye başlayan karlar bir çığ halini alıp üzerlerine gelinceye dek... O kargaşada insanlar kaçışırken, Pete en ilkel içgüdülerine uyarak, sadece telefonunu alıp kaçıyor. İki oğlanın üzerine kapanıp onları korumak tümüyle Billie'ye kalıyor.

Gerçi bu kaza tehlikesi, sonunda kayıp vermeden atlatılmıştır. Ama aynı şey ailenin ilişkileri için söylenemez. Pete bir savunma içgüdüsü içinde olayı küçümsemeye çabalarken, Billie derinden yaralanmıştır. Eşinin zor bir anda ailesine kol kanat germek şöyle dursun kaçıp gitmesi, ona tam bir şok yaşatmıştır.

Artık çok şeyi anlayacak yaştaki oğlanlar için de durum aynıdır. Ve ailenin bu bunalımı atlatması, çığdan sıyrılmak kadar kolay olmayacaktır.

İlk filmden benim de iyi anılarım var. Ama doğrusu bu 'remake'i (yeniden çevrim) de sevdim; yabancı eleştirmen ve sinefillerin önemli bir bölümü gibi... Elbette o 'ezeli ve ebedi' tartışma hep var ve var olacak; "remake'ler gerekli midir?" diyen...

Niçin olmasın? Kimi ünlü romanlar, konular, kahramanlar sürekli filme alınıyor. Bu ilginç hikâye niye olmasın?

Benim en çok sevdiğim şeylere gelince... Öncelikle bu 'Amerikanlaştırma' olayının özgünlüğü... İlk filmin adları Johannes Bah Kuhnke ve Lisa Loven Kongsli olan oyuncularına karşın, bu filmin son derece popüler iki oyuncusu var: Will Ferrell ve Julia Louis-Dreyfuss. İlki 1995'lerden itibaren 120'yi aşkın rol yüklenmiş; film, kısa film, TV filmi, TV dizisi, baş rol yan rol diyerek... Ve özellikle ülkesinde çok sevilmiş. Ki büründüğü kimlikler arasında 1997'deki Austin Powers: International Man of Mystery-Ajanlar Kralı filmindeki Mustafa rolü de var!..

Diğeriyse Julia Louis-Dreyfuss. O daha çok bir TV starı. Seinfeld'den Veep'e komedi ağırlıklı birçok dizide oynamış, ödüller kazanmış. Dolayısıyla seyirci de filmin daha çok komediye kaymasını bekler oluyor.

Ama hem öyle oluyor, hem de olmuyor. Kimi sahneler gerçekten güldürü zirvelerine çıkıyor. En azından birkaçı ikilimiz sayesinde. Ama başkalarının da büyük katkısıyla... Örneğin Charlotte'da Miranda Otto, çiftin genç dostları Zack ve Rosie ikilisinde Zack Woods ve Zoe Chao, kayak merkezinin baş güvenlik sorumlusu Michel'de Kristofer Hivju gibi. Dayanılmaz karakterler bunlar...

Asıl önemlisi şu ki, Ferrell ve Louis-Dreyfuss ikilisi de gerektiğinde son derece inandırıcı olabiliyor, en dramatik sahnelerde bizi etkileyebiliyorlar. Ki bu en çok Louis-Dreyfuss için söylenebilir. Bize bu aile dramını tüm nüanslarıyla geçirebiliyor. Hatta iki küçük oğlan bile fena değil...

Doğayla ilgili tüm dış sahnelerin ve tüm kayak bölümlerinin başarısı da gözden kaçmıyor. Ve sonuç olarak bunlar filmin rahatça, hatta keyifle izlenmesini sağlamaya yetiyor.


Salı günü MEF Bahçeşehir'deyim

Sevgili okurlarım, 10 Mart Salı günü MEF Okulları’nın Bahçeşehir kampüsünde açılan kitap fuarında olacağım. Saat 15.00’ten itibaren gençlerle söyleşi yapacak ve sonra kitaplarımı imzalayacağım.

Bu ayki Yeşilçam söyleşim

Sevgili okurlarım, Beyoğlu Belediyesi girişimiyle başladığım Yeşilçam Söyleşileri, bu ay yeni yerinde: İstiklal Caddesi, İmam Adnan sokağı üzerindeki Akademi Beyoğlu salonunda.

Bu ayın konusu: 1950'li yıllar.

11 Mart Çarşamba günü saat 19.00-20.00 arasında bekleriz...

Yazarın Diğer Yazıları

Bitmeyen bir fantastik serinin şimdilik son çıkışı

Bu son filmi belli bir ilgiyle seyrettimse de, öyle ayılıp bayılmadım

İmamoğlu'na karşı Kurum... Hiç şansı olabilir mi?

Ekrem İmamoğlu Haziran 2019'dan beri İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak çalışıyor. Ama ne çalışma... Kenti öylesine seviyor, biliyor ve anlıyor ki...

Yakın zamanda kaybettiğimiz dostlar için...

Üst üste ne kayıplar geldi... Elbette insan ömrü ebedi değil; eninde sonunda hepimiz öbür yana göçeceğiz. Sırası gelen gidecek... Yine de kimi kayıplar kolay kabul edilemiyor; üzüntünüz hemen geçmiyor. İşte bu son kayıplar üzerine naçizane birkaç sözüm...