19 Ocak 2020

Modern dönemin karizmatik lideri: Haluk Levent

Şöhret başka karizma başkadır. Ve karizma Haluk Levent’e çok yakışır

Hastası olanın, parasız kalanın, evinden atılanın, şiddet görenin bugünlerde büyük bir derman kapısı var: Ahbap.

Haluk Levent’in girişimiyle birkaç sene içerisinde hızla büyüyen Ahbap platformu üzerine biraz konuşulmayı hak ediyor. Son dönemde yardımlaşma platformlarının sivil insiyatifle ortaya çıkmasına ve büyümesine çokça şahit oluyoruz. Bu çok sevindirici olan gelişmeye Ahbap’ın da doğrudan ve dolaylı katkısı da büyük zannımca. Birçok münferit girişim hatta bazen organize çaba bu platforma ulaşarak yardım çağrısını çok insana ulaştırabilir, ayrıca güçlü bir oluşum arkanızı yaslayabileceğiniz bir dağ demektir, hem de sivil dağ yani kaymaklı ekmek kadayıfı. Sonuçta güçler birleşiyor, eller kenetleniyor.

Sosyal medya bazı ünsüzleri ünlü bazı ünlüleri ünsüz yaptı. Ne şekilde düşündüğünü, espri yeteneğini, fikirleri ortaya koyabilme biçimini gördükçe kimi ünlü adeta bir ünlü harf gibi kendi başına okunabilir hale geldi. Oysa kimisi keşke hiç sosyal medya ile tanışmasaydı onları daha çok sevebilirdik.

Kabul edelim hep bizi kurtaranları, bize el uzatanları sevdik. Bu doğru ama sorumluluğu her daim paylaşmak gerekir. Hep bir kahraman olmalı. Hep bir kurtarıcı olmalı. Bu kahramanın bir siyasetçi olmadığı artık belli. Uzun dönemdir halkın kahramanları sıradan insanlar arasından çıkıyor. Max Weber karizmatik lider tanımını yapmıştı. Kitleleri peşinden sürükleyebilen, gizemli ve üstün güçleri olandır bu liderler. Belki bugün karizmatik liderler de siyaset dışından çıkıyor. Hatta belki bugün karizmatik liderlerin çokça insane elini uzatabilmesi bile bir üstün özellik olarak kabul edilebiliyor. 

Sadece "konuşmanın" karşısında "harekete geçmeyi" elbette karizma olarak adlandırılabiliriz. Çünkü zaman çokça konuşma ve çokça görüntü çağı. Kavram Weber’den ödünç alarak kullandığım ama biraz dönüştürüp bugüne uyarladığım bir kavram olarak anlamlı. Çünkü Haluk Levent yakın zamana kadar sadece şöhret sahibi biriydi oysa bugün belki de Weberci anlamda karizmatik birine dönüştü. Evet, Haluk Levent modern dönemin karizmatik lideri oldu.

Şöhret ve karizma

Şöhret ve karizma kelimelerini terim olarak kullanıyorum. Bunlar gelişigüzel seçilmiş kelimeler değil. Şöhret kavramının neyi kapsadığı, kimlere şöhretle denilebileceği üzerine yapılan tartışmalarla beraber kimlerin karizma sahibi olduğuna ilişkin kuramsal tartışmalar da yapıldı. Şöhret ve karizma kavramları Hollywood sinemasının dünyaya ulaşmaya başladığı yıllarda yan yana gelmeye başladı. Bugün ikisini birbirinin yerine kullanıyor, kelimeleri ilk çıkış noktasındaki bağlamından biraz koparıyoruz. Buna karşı olduğum sanılmasın. Dil gelişir, dönem değişir. Elbette bazen eski kavramlar bugünü açıklamada yeterli olmaz. Ama bir referans noktası olarak nereden başlayacağını da bilmek gerekir.

Max Weber karizma kavramını bugünkü şekliyle kavramsallaştıran kişiydi. Ona göre karizma sahibi liderin biraz gizemli denilebilecek güçleri vardı. Bu güçler sayesinde kişileri etkilemesi, onları peşinden sürükleyebilmesi mümkündü. Ona göre normal insanların sahip olmadığı özelliklere sahip olan karizmatik lider toplumun yaşadığı kriz dönemlerinde ortaya çıkar ve yeni bir düzen kurar. Bu adeta klasik anlatılı bir filmde kahramanın ortaya çıkarak bozulan düzeni yeniden tesis etmesi gibidir. Haluk Levent’in girişimiyle oluşan yardım platformu Ahbap’ın yaptığı da bir nevi budur. Büyüsü bozulan dünyayı büyülemek, kaçan tılsımı yakalamak ve insanlara dayanışma ruhunu yeniden aşılamak. Dayanışma o kadar hayatın dışına çıkmıştı ki onu geri çağırmak neredeyse tılsımın kendisiydi. Artık üstün güçlerden anlamamız gereken en insani özellikleri taşıyabilmek. Yakın zamanda izlediğim Morning Show’da bir sahnede şöyle bir cümle geçti: "İnsanlık konuşulmayan anlarda yaşanır ve bunu kaybeden nesil için üzülüyorum." Bir süre bunun ne anlama geldiğini düşündüm. Ardından kendi çıkarımımı yaptım. İnsanı insan yapan özellikler oldukça basit. "Kaplanı Sakın Gıdıklama" isimli çocuk kitabında kitabın "yaramaz" kahramanı Ece bir yerde "susuuuuuun" diye bağırır. "Artık kimse bağırmasın, çağırmasın, sıçramasın, atlamasın…." diye devam eder. Bütün bu gürültünün içinde en insani olanı bize hatırlatan, el uzatan, dayanışmanın ruhunu ve insan doğasına ne kadar iyi geldiğini gösteren Ahbap’a teşekkür etmeyelim de ne yapalım.

Bugün şöhretli kişilerin kendiliğinden karizmatik olduğunu düşünme eğilimindeyiz. Oysa bunun sebebi medyanın kendisi. Şöhret medyanın ürettiği ve kendi kendini tüketebilen bir kavram. Şöhretin sabun köpüğü doğası tam da bu önermeye karşılık geliyor. Şöhretin varlığını sürdürebilmesi için tüketim araçlarına ihtiyacı var. Bu haliyle baktığımız zaman bugün mikro şöhret olarak kavramsallaştırılan terim için de bu önermenin hâlâ geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Sıradan insanın ünle mücadelesini açıklayan kavram mikro şöhret de apayrı olarak konuşulmayı hak eden bir konu. O da artık başka yazıya.

Karizmatik kişi, değiştirme-dönüştürme gücüne sahip

Şöhret medyatikleşen yapıda metalaşan bir düzene karşılık gelir. Şöhret tüketilebilir bir ekonomik üretim içinde olabildiği ölçüde, kendini metalaştırabildiği ölçüde vardır. Weber karizma kavramını otoriter bir liderlik olarak da görür. Kökeninde din adamları hatta büyü ile uğraşan doğa üstü güçleri olduğu düşünülen insanlardan sanatçılara ve siyasetçilere uzanan bir yelpazeyi açıklar. Karizmatik lider ondan çokça şey beklenen kişidir. Halkın gözünde o değişimi başlatmaya muktedirdir. Bugün baktığımızda siyasetin çözüm üretebilmesi çok zor görünüyor. Çözüm sivil insiyatifte aranıyor ve bu insiyatife yapılan liderlik bana kalırsa karizmatik lider tanımını biraz değiştirmiş olabilir. Ya da başka bir deyişle bugün artık şöhretli bir kişinin karizma sahibi olabileceğini gördüğümüz gün olabilir.

Birçok kuramcı şöhretin, prestijin karizma kavramı ile yer değiştirmiş olmasına ilişkin çokça yazı kaleme aldı. Onlara göre içi boşaltılan kavramlara bir yenisi daha ekleniyordu ve karizma Weber’in onun kullandığı anlamdan bağımsız olarak sadece ünlü ve zengin olana atfedilen bir yakıştırma haline dönüşmüştü. Doğruluk payı var. Hendriks "Breaking Away From Charisma? The Celebrity Industry’s Contradictory Connection to Charismatic Authority" isimli yazısında karizmatik lider ve şöhretli kişilerin farkını ortaya koyan bir tabloya yer vermiş. Bu tabloya Çaycı ve Aktaş’ı bir makalesinde rastladım. Buna göre şöhretli kişi halkın işte bizden biri dediği, ona uzansa onu tutabilecekmiş gibi gelen kişi. Karizmatik kişi ise değiştirme ve dönüştürme gücüne sahip. Bu dönüştürme gücü yıllar önce bana tahminin almayacağı büyüklükte bir hayal gücü, işlek ve kıvrak bir zeka gibi gelirdi. Oysa değil. Bir kez daha asıl zor olan basit olan, hemen gözümüzün önünde olan ve en insani olan. Haluk Levent ve onun gibiler bizi dayanışmayla olmasa da dayanışmanın kitlelerle buluşmasıyla yeniden buluşturdu. Onun özelinde bu işe gönül veren herkese binlerce teşekkürlerimi sunayım ve bu işin yürüyebilmesi için sadece teşekkürün yeterli olmadığını ama hepimizin elimizi taşın altına koyması gerektiğini önce kendime hatırlatayım.

Şimdi Haluk Levent’in "karizmasının" nereden geldiğini anladık. Ama sadece o değil, bu ruha gönül vermiş ve dünyayı değiştirme gücünü elinde bulunduran herkes çok karizmatik değil mi?

Yazarın Diğer Yazıları

İnsan kendine de mektup yazmalı!

Pavese ne derdi: "Kaç yaşında olursan ol, uyuyunca geçecekmiş gibi gelecek ama kaç yaşında olursan ol uyuyunca geçmeyecek" ama sen Cordoba’da doğan Roma’da ölen Seneca’yı dinlersin, bilirim. "Başlayan her şey biter". Gündüz geceye döner, gece sabaha

Umutlar 2021’e mi kaldı?

Bu kadar travma yaşamış bir toplumun insanlarını nasıl bir gelecek bekliyor? Travma yaşayan insanların kendilerini yeniden inşa edebilmeleri için üzerimize düşen şeyleri yapabilecek miyiz? Yeni nesillere nasıl bir yük bırakıyoruz?

Kobe’ye üzülmek

Büyük işler başarmış, insanlığa faydalı olmuş, insanlar için kimi zaman umut olmuş kimi zaman düşünce dünyasında, sanat dünyasında çığır açan işlere imza atmış kişilerin hayatta işledikleri suçları, karıştıkları başkalarına zarar veren olayları düşündüğümüz zaman nerede durmalıyız?