15 Eylül 2021

Dershaneler geri mi geldi?

Pandemide devletin veremediği eğitimi fiilen bu “merdiven altı” dershaneler telafi etmiş.

Ali D. Ulusoy*

Dershaneler kapatılmamış mıydı?

Ben de öyle sanıyordum. Ama değilmiş.

Şu anda tüm ülkede normal eğitim sistemine paralel eski dershane sistemi aynen geri gelmiş durumda.

Bir kısmı şeklen legal. “Etüt merkezi” veya “kurs” adıyla.

Çoğu da tamamen illegal.

Hiçbir resmi izin almadan. Apartman dairelerinde veya ofis tarzı binalarda aynı eski sistem dershane işletiyorlar.

Üstelik bunu yetkili makamdakiler dâhil herkes biliyor.

Legal olarak şu anda sadece tek bir ders için “kurs” veya “etüt merkezi” adıyla özel ders veren işyeri açmak mümkün. Eski tarz “dershane” açmak kanunen yasak. 2014 yılında çıkarılan kanun açıkça yasakladı. Anayasa Mahkemesi (AYM) bu kanunu önce kısmen iptal etti. Sonradan iptal gerekçesini “yumuşatarak” fiilen kapatmaya yeşil ışık yaktı.

Şu anda bu şekilde legal görünümle açılan yerlerin hemen tamamı tipik dershanecilik yapıyor.

Fiilen birçok farklı ders veriyorlar. Tek ders sadece göstermelik.

Denetim sıfır ya da sıfıra yakın.

Çoğu ise herhangi bir resmi izin almaya bile gerek görmüyor.

“Merdiven altı” dershanecilik hortladı.

Yakın tanıdığımız birçok ailenin liseye giden çocuklarının tamamı haftada 3 gün böyle bir dershaneye, pardon, “etüt merkezine” gidiyor. Eski sistem “dershaneler” gibi hemen tüm dersleri önce okul gibi işliyorlar, sonra test çözüyorlar.

Yakından tanıdığım ve biri Ankara’da biri İzmir’deki iki ayrı özel okul sahibi de bu olguyu teyit etti.

"Aynen eski dershane sistemi geri geldi" diyorlar.

Bu “illegal” dershanelere en büyük talep, pandemide online eğitim fiilen hiç işlemeyen devlet okullarına giden çocukların ailelerinden gelmiş. Ama özel kolej öğrencilerinden de buralara takviye amaçlı gidenler az değilmiş.

Pandemide devletin veremediği eğitimi fiilen bu “merdiven altı” dershaneler telafi etmiş.

Bu yüzden çocukları devlet okullarına giden ve pandemide hemen hiç eğitim alamamış ebeveyn ile de empati kurmak lazım.

Ya çocuğunu özel okullara gönderenlere ne demeli?

Fiilen iki ayrı özel okula para ödemiş olmuyorlar mı?

Aslında her iki olgu da eğitim sistemindeki çok ciddi patalojiye işaret ediyor.

Devlet okullarında pandemi sürecindeki online eğitim hemen hiç işlemedi.

Çoğu öğrencinin zaten evden online eğitim alacak doğru dürüst bilgisayarı yoktu. Olanların çoğunun da düzgün işleyen internet bağlantısı olamadı. Öyle televizyon kanalından pasif biçimde ders anlattırarak ilk ve orta eğitim zaten olmaz.

Benim gördüğüm, özel okullar ise online eğitimi büyük ölçüde iyi halletti.

Ama çocuğun hem özel okula gidip hem de ayrıca özel dershane niteliğindeki etüt merkezi veya kursa gitmesi ciddi anomali.

Dershane, eğitimin yozlaşmasının “sebebi” midir? “Sonucu” mu?

Eğitimde “yozlaşma” derken, bir yandan eğitimde kalitenin düşmesini, eğitim sisteminin deforme olmasını ve ciddi bozulmasını; diğer yandan ise, özel ve devlet okulları arasındaki uçurumun aşırı yükselmesini kastediyorum.

Peki, adına “dershane” de denilse, “etüt merkezi” veya “kurs” da denilse, eğitim sisteminde “okul” yanında ona alternatif haline gelen “paralel yapay okul” bulunması doğru mu?

Hadi geçmiş tecrübelerden ders alarak, bu “dershanelerin” bir kısmının veya büyük kısmının belli bir tarikat, cemaat veya güç odağının kontrolüne geçmesi ya da piyasada belli kişilerin “hâkim duruma” gelmesi önlendi diyelim.

Buna rağmen dershanelere, yani eğitim sistemine “paralel yapay okullar”a izin vermek doğru mu?

Bu soruya yanıt için şuna karar vermek lazım:

Dershanenin bizzat kendisi eğitim sisteminde bir “pataloji” midir? Yani normal eğitim sisteminin yozlaşmasını sağlayan ana faktör müdür? Eğitimin yozlaşmanın “sebebi” midir?

Yoksa, eğitimin yozlaşmasının bir göstergesi ve hatta bu yozlaşmayı bir nebze de olsa telafi etmeye yarayan bir “pansuman tedbir” midir? Yani eğitimin yozlaşmasının “sonucu” mudur?

Net yanıt vermek zor tabii.

Belki de her ikisi.

En başlarda dershaneler belki eğitimdeki fırsat eşitliğini sağlamanın bir tür kısayolu (shortcut) olarak belli bir olumlu fonksiyon icra etmiş olabilir. Devlet okulunda iyi eğitim alamayan dar gelirli ailelerin çocukları bu yolla eğitimdeki açığını pratik biçimde kapatabilmiş olabilir.

Ancak sonradan eğitim sistemini bizzat dershanelerin yozlaştırdığını düşünüyorum.

Yani önceleri soruna çözüm olarak pratik bir işlev görürken, sonradan bizzat kendileri sorunun ana kaynağı haline geldi sanki. Topluma okulun gereksiz olduğu ve dershaneye gidip test soruları çözerek eğitim ve sınav işinin bu şekilde pratik biçimde halledilebileceği fikri ve imajını yerleştirdi.

Bir “Batılı” gibi davranıp Sistemi düzeltmeye çalışmak yerine, sorunu kasaba kurnazlığı ile bu şekilde kısa yoldan çözmeye çalışınca, sonunda yine duvara tosladık.

Normal okul sistemine giden çocuğun belli bir dersten zorlanması durumunda istisnai biçimde bir hocadan özel ders şeklinde takviye alması Batı sisteminde de olabiliyor. Ama tüm sistemin paralel bir ikinci “sistem”den takviye alması, asıl sistemin kendi kendini inkâr etmesi demek. Yani ancak istisna olması gereken, bizde genel kural haline geldi.

Dolayısıyla hiçbir makul ve meşru eğitim sistemi, kendisine bütünüyle alternatif haline gelen ikinci bir yapay paralel sistemi kabul edemez. Ederse kendisini inkâr etmiş olur. Ya da kendi kendini kandırmış olur.

Tam da bu nedenle 2014 yılında dershaneleri bütünüyle kapatan kanuna destek çıkmıştım. AYM’nin bu kanunu iptal eden kararını da eleştirmiştim ve yazmıştım. Bu yüzden o dönemde Fetullahçı cehahtan ciddi tepki almıştım. Henüz daha kimse onları doğrudan karşısına almaya cesaret edemezken yapmıştım hem de.

Gerçi bu kanunun ana amacının, eğitim sistemini paralel yapay sistemden kurtarıp sisteme “saygınlığını” iade etmek olmayıp, bu yapay paralel sistemden beslenerek büyük güç haline gelen malum “yapı”nın gücünü kırmak ve frenlemek olduğunu biliyorum.

Ama yapılan şey sonucu itibarıyla doğruydu ve meşruydu.

Şu anda aynı dershane sistemi geri geldiğine ve aynı sorunlar katlanarak devam ettiğine göre, yeni bir başlangıçla ve bu vesileyle eğitim sistemini rasyonelleştirmenin ve reforme etmenin vakti gelmedi mi?


 

*Prof. Dr., Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi.

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Bakanlar yemin etmeden göreve başlayabilir mi?

Anayasa, bakanların TBMM önünde yemin etmesini "göreve başlama" şartı olarak mı, yoksa "göreve devam etme" şartı olarak mı görüyor? Doktrinde tartışmalı.

Bir voleybol yazısı

Takım sporlarında kolektif çalışmayı ve birlikte takım ruhuyla hareket etmeyi en çok gerektiren hangisi biliyor musunuz? Kesinlikle voleybol. Peki nasıl oluyor da takım çalışmasına pek yatkınlığı olmayan ülkemizde, hem de en çok takım çalışması gereken voleybolda böyle bir başarı var?

Devlet Denetleme Kurulu sendika ve meslek örgütlerini denetleyebilir mi?

Anayasa’nın DDK denetimine aldığı özel hukuk tüzel kişileri ise, kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütleri (barolar, ticaret ve sanayi odaları, tabip odaları ve bunların üst kuruluşları gibi), işçi ve işveren sendikaları, kamuya yararlı dernekler ve vakıflar ile sınırlanmış.