01 Ocak 2022

Birine verdiğiniz hediyenin bir başkasına hediye edildiğini gördünüz mü hiç?

"İşte onun için diyorum ki, gelin hediye verme şeklimizi çeşitlendirip, değiştirelim"

Oooo hem de çok diyorsanız size bir önerim var…

Gelin artık hep birlikte hediye alma yöntemlerimizi ve alışkanlıklarımızı değiştirelim.

Hediye çekleri vermekten ya da online hediye armağan etmekten çekinmeyelim.

O istediği şeyi alsın. Yavan ve emek verilmemiş gibi görünen hediye çeklerini, yapacağımız el emeği kartlarla özelleştirelim.

Buralarda görüyorum, çocuklara küçük yaştan itibaren hediye kartı vermeyi öğretiyorlar.

Maddiyattan çok maneviyatı çocuklarımıza öğretmenin güzel yollarından biri.

Ben de bu yıl anneme kart yapıp hediye ettim. Evinin baş köşesinde duruyor.

Onu orada görmek de beni hep mutlu ediyor. İyi bir şey yaptım diye mutlu oluyorum.

Geçen gün, boşalan Londra sokaklarında dolaşırken yeni yıl için İstanbul'a gitmekte geciken bir arkadaşımın son alışveriş telaşına denk geldim. Eli kolu paketlerle dolu, son bir gayret içinde ortak bir arkadaşımız için doğum günü hediyesi almak istiyordu.

Ne alayım diye sordu? Hiç düşünmeden hediye çeki deyiverdim.

Sonra üzerinde biraz düşündüm. Neden hiç düşünmeden bir anda bu cevabı vermiştim. Sebebi basitti aslında: hediye seçiminde yaptığım hatalar ve çevreye olan duyarlılığımın artması.

Peki hediye vermenin çevrecilikle ne ilgisi var şimdi diyebilirsiniz? Var, anlatacağım. Hem de rakamlarla.

Aralık ayına buralarda hediye ayı diyebiliriz… Noel kutlamaları nedeniyle Hristiyan alemi için en çok hediyenin alındığı/verildiği ay.

Benim de en çok hediye aldığım ay. Hem doğum günüm, hem de yeni yıl hediyelerimin geldiği ay. Üstelik bir de yeni evim için gelen hediyeleri sayarsak en şımardığım ay Aralık diyebilirim.

Hediye almak da, vermek de dünyanın en güzel şeylerinden biri olsa da seveceğin bir hediyeyi almak veya karşı tarafın sevebileceği bir hediye verebilmek oldukça zor bir iş.

Hepimiz aslında hediye alışkanlığının arkasındaki düşünceyi kıymetli buluyoruz. Birileri için değerli hissedilmeyi ve hediyelendirilmeyi seviyoruz.

Hediye alırken de belki kendi zevkimizle hareket ediyoruz. Hayat tarzımız, beğenilerimiz arkadaşlarımızdan farklı olabiliyor. Dolayısıyla verdiğimiz hediyeler, karşı tarafın beğenisine tam olarak cevap vermeyebilir her zaman.

Dolayısıyla gelen hediyelerin bir kısmını beğenmeyip ya bir kenara koyuyoruz ya da bari işe yarasın diye başka arkadaşlara hediye olarak veriyoruz.

Hatırlıyorum; annemler ev aldığında o dönem Paşabahçe'den Borcam hediye almak çok popülerdi; evde borcam patlaması yaşamıştık.

Gelen hediyenin borcam olduğunu pakedin üstünden anlayınca, paketi bozmamaya gayret ederek hemen başka arkadaşlara hediye ederlerdi… :)

Ben bunu hiç yapmadım, beğenmediğim hediyeleri tabii kullanmadım ama hep bir yerlerde öyle kaldılar.

Her taşınmamda da vedalaşmak istedim onlarla ama bir türlü başaramadım. İstanbul'da bir depoda duruyor şimdi çoğu.

İlk erkek arkadaşımın kendi elleriyle yaptığı deri çanta ise benimle her yere gelir. Neden biliyor musunuz? Çünkü ona kıyamam; onda onun emeği ve duyguları var. İşte bir hediyeyi en özelleştiren şey de bu…

Çok yakınlarımıza bile bazen doğru hediyeyi almayabiliyoruz. Çok iyi tanıdığınızı düşündüğünüz bir arkadaşınızın zaman içinde zevki ve ihtiyaçları değişebiliyor.

Hele hediyeyi vereceğiniz kişi benim gibi biraz huysuz ve zor beğenen biriyse iş daha da zorlaşabiliyor.

Onca emek verip o mağaza bu mağaza gezip, hangi renk, hangi beden, hangi koku, vs… derken geçen saatlerim ve yaşadığım stresin sonunda bir de hediyem beğenilmezse hem üzülür hem de bozulurum. Çok çalışıp da sınavdan kötü not almış öğrenci gibi başarısız hissederim kendimi.

Bakın hediye ilgili size yaşadığım komik bir anımı da anlatayım, sizin de başınıza buna benzer olaylar gelmiş olabilir tabii…

Sanırım Roma'daydım. Gördüğüm küçük, el yapımı uğur taşını özellikle "O" arkadaşım için aldım. Sertifikalı, özel bir şeydi. Hediyesini vermek için sabırsızlanıyordum. Ofise döner dönmez verdim hediyeyi. Ama o an anladım hediyemi beğenmediğini. Kibarca teşekkür edip kenara iliştirdi. Ben de saçma sapan açıklamalar yaptım; bak içinde sanatçının kim olduğu yazıyor, hem de sertifikalı, taş da şu anlama geliyor diye… Ama anladım ki zorlamaya gerek yoktu, beğenmemişti işte.

Üzüldüğümü hatta biraz da bozulduğumu belli etmemeye çalıştım. Ama durun, hikaye daha bitmedi… Benim özene bezene seçtiğim uğur taşı, başka bir arkadaşa hediye olarak gitmişti.

Ben nasıl mı farkettim bunu? Hediyenin yeni sahibi Instagram sayfasına teşekkür post'u paylaşmıştı, üstelik hediyeyi vereni, yani "O"nu etiketleyerek.

İşte o gün, doğru hediyeyi vermek benim için bir sınava dönüşmüştü.

Neyse en azından benim hediye başka birini mutlu etmişti. O günden beri birine hediye almakta zorlanırım. Artık seçimi hediyeyi vereceğim kişiyle birlikte yapmak istiyorum.

İşte onun için diyorum ki, gelin hediye verme şeklimizi çeşitlendirip, değiştirelim. Benim yaşadığımı siz de yaşayıp üzülmeyin… Siz de size alınan ama sevmediğiniz bir hediyeyi başkasına hediye etmeyin.

Madem Covid'de bir çok alışkanlığımızı değiştirdik, dijital dünyaya kendimizi alıştırdık, şimdi bu alışkanlıklarımızı da çeşitlendirip değiştirebiliriz.

Böylece kaynak kullanımını da daha iyi yapabiliriz.

İngiltere'de her on kişiden ikisi, hediyesini beğenmeyip değiştiriyormuş.

Çok basit gibi duran bir değiştirme işlemi için kaç kişinin zamanını verimsiz bir şekilde tüketiyoruz.

Ayrıca baktığınızda bunun için harcanan hediye paketleri, değiştirme kartları ve kasa fişleri doğaya verdiğimiz zararı daha da arttırıyor.

Yılın en çok alışveriş yapılan ve en çok hediye verilen dönemi olan Noel'de, hediye pazarının büyüklüğü akılları donduracak noktalara gelmiş. Sadece Amerika' da pazar 1 trilyon dolar civarında.

Yani her yıl dünyada 154 milyon kişi, istemediği bir hediye alıyor ve değiştirmek için mağazalara akın ediyor. Bunun da rakamlarla değeri yaklaşık 15 milyar dolar civarında.

Bu hediyelerin alımı için harcanan zaman ise ortalama bir kişi için 15 ile 20 saat civarında!

Şimdi düşünün bir arkadaşınız size Youtube'un çok isteyip bir türlü paraya kıyamadığınız premium üyeliğini hediye ediyor. İyi olmaz mıydı böyle bir hediye almak?

Ya da Masterclass'da dinlemek istediğiniz bir uzmanın dersini dinlemek.

Ya da Netflix, Gain üyeliği.

Ya da zevkle okuyacağınız bir gazetenin, ya da bir kültür sanat vakfının yıllık üyeliği…

Ya da bir kız çocuğunun okuması için yapacağımız bir bağış kartı…

Artık kendimizi bu tip hediye alma ve vermeye alıştırmanın zamanı geldi de geçiyor bile.

Hadi korkmayalım arrtık o yavan görünen hediye çeklerinden, online hediyelerden. Onları verirken özenerek kartlar hazırlayalım, onlara harcayalım emeğimizi. Duygularımızı yazalım birbirimize. Yanına bir dal çiçekle ya da bir çikolatayla.

Ne dersiniz, daha yaratıcı olmaz mı?

Sağlıklı, bereketli, güzel bir yıl dilerim hepinize.

Yazarın Diğer Yazıları

Young Guru Academy: Hayalperest bir adamın 22 yıllık başarısı

YGA kurulalı 22 yıl olmuş. Müthiş işler başarmışlar. Sayarak bitirmek mümkün değil

Hiç, bir dizi bitince arkasından ağladınız mı?

Benim gibi insan karakterlerini tahlil etmeye meraklıysanız ve hayatınızda da yeni bir sayfa açmaya ya da mevcut ilişkinizi iyileştirmeye çalışıyorsanız mutlaka "The Split"i izlemenizi öneririm. Pişman olmayacaksınız...

Kendi cemiyetini yaratan ve işine hep sıra dışı bir bakışla yaklaşan global bir marka öyküsü!

"Başlangıçta hayalim buralara kadar gelmek değildi ama hayalim hiç değişmedi; hizmet verdiğim kişileri patronum gibi görüp, onları mutlu etmek oldu"